Bugün içimden hiç yazı yazmak gelmiyor.

Duygularım suç içerebilir, yazmayacağım...

Sizlerin paylaşımlarını, duygularını, düşüncelerini, temennilerini paylaşacağım...

xx xx xx

Yazarken bir gözüm ekranda.

Ağlamaktan bir hal olduk.

Televizyonu " Yeter " deyip kapatıyorum, sonra dayanamayıp yine açıyorum...

Spiker konuğu bilim insanına " Biz nasıl böyle yıkıldık? " diyor.

Bilim insanı " Biz bile bile, göre göre yıkıldık " diyor.

Ülkemizin her ilinde en az bir üniversite var. Bu üniversitelerin kaçında yer bilimi, deprem ile ilgili bölün var? Aklıma ilk gelen bu oldu... Acaba bu bölümlerde ülke genelinde toplam kaç öğrenci vardır...

Jeologların iş bulamadığı söyleniyor. Belki bundan sonra bulurlar...

xx xx xx

Eğitimci Kurtuluş Oğan " Hadi Oradan " başlığı ile şu paylaşımı yaptı:

"Her eleştiriye yeri ve zamanı değil diyorsunuz ya... Yeri ve zamanı gebersin. Basit bir olay için en küçük önlemlere bile binlerce kez insanlar bağırıyor, ama hiçbir kurum ve kuruluştan çıt çıkmıyor. Herkes birbirine atıyor. Canlar gidince başlıyoruz yardıma, ağlamaya. Bu kadar cahil olmaya hakkımız yok artık. Örneği şunun için veriyorum. Toplum olarak vurdumduymaz bir toplumuz. Önlemleri hep insanlar öldükten sonra alırız. Bu dün de böyleydi, bugün de ve yarın da değişen bir şey olmayacak. Sonuç uyumaktan bile utanıyoruz."

Katılmamak mümkün değil... Hocanın sadece " Önlemleri hep insanlar öldükten sonra alırız. " sözüne katılmıyorum. Böyle olsaydı, 4 gündür (bugün 5) enkaz altlarından ceset topluyor olmazdık...

Mucizelere bel bağlamazdık...

xx xx xx

Sözcü Yazarı İlahiyatçı Ayşe Sucu da şu paylaşımda bulundu:

"Üniversite Hocası Fizikçi Prof. Dr. Ali İhsan Göker: 'Deprem veya binalar öldürmez, Allah öldürür. O da eceli geleni. Depremde ölenler aynı anda Mars'ta bile olsalar yine öleceklerdi' demiş.

Bak Hoca, sen bir bilim adamısın ama önce dini boyutunu söyleyeyim: 'Biz insanların kaderini kendi çabalarına bağlı kıldık, İsra suresi/13.'... Hz. Peygamber de 'deveni önce sağlam kazığa bağla sonra tevekkül et' der. Önce tedbirini alacaksın.

Bilim de aksini söylemez. Yıkılmayacak binanın nasıl yapılacağını bilim sana öğretmeliydi. Yıkılan binanın yanında sapasağlam bir başka bina ayakta kaldıysa, katil Allah değil, binayı yapan kişilerdir. "

Doğru söze ne denir...

xx xx xx

Bizim çok okullu genç avukatımız Erdem Yeter de " Afet zamanı yanlış işleri " şöyle anlatmış:

"1- Bir yardımsever veya kurum tarafından afet bölgesine gönderilen 'mescit' eleştiriliyor. Yok şimdi zamanı mı, yok başka bir şey bulamadın mı diye eleştiriler var. Öncelikle maneviyat da önemli, ancak ondan önemlisi o mescit aynı zamanda bir konteynır, içinde barınılabilecek bir şey. O yüzden bu kadar da gereksiz eleştiri olmamalı.

2- Deprem bölgesinde kurtarmalar sonrası atılan 'Allahu Ekber' sözleri de eleştiriliyor. Öncelikle bölgenin sosyal yapısı da düşünüldüğünde bir can kurtulmuşken bırakın insanlar sevincini nasıl ifade ediyorsa etsin. İster Allahu Ekber desin ister Zeus'a şükretsin. Şimdi derdimiz bu mu olmalı.

3- 'Sela' anlamı farklı olsa da akla direk ölüm olgusunu getirir. Sokakta 100 kişiye sorsanız 101 kişi sela deyince aklına ölüm geldiğini söyler. Deprem bölgesinde sela okutmak tam bir psikolojik, sosyolojik faciadır.

4- İnternet erişimi ve bant daraltma kısa süreli de olsa çok büyük hatadır. "

xx xx xx

Bu köşenin sıkı takipçilerinden Hüdaverdi Onaran da şu ifadelerde bulundu:

"Bir tarafta yardım için canla başla çalışan millet...

Öbür tarafta

Ahbap Derneği'nin sahtesi Ahbab'ı kuran sahtekar...

Antalya'da depremzedeyi misafir etmek için ikametgah isteyen otelciye

İstanbul'da çalışmasına rağmen ikametgahı depreme uğrayan il'de olup otele tatile giden eşkıya!..

Aynı havayı soluyoruz bunlarla... "

O bilim insanına " Biz nasıl böyle yıkıldık? " diye soran spiker şu soruyu da sormalı:

"Biz nasıl, ne ara bu kadar ahlaksız, vicdansız olduk?"...

xx xx xx

Hamle 'de köşe komşum Prof. Dr. Namık Açıkgöz 'de " insanlığa " şöyle seslendi:

"Ey insanlık!...

3 gündür, deprem bölgesindeki insanlar için herkes gayret sarf ediyor.

Ya hayvanlar?...

Anladınız mı bizim hayvan duyarlılığımız niye daha önde?

Ne güzel! İnsanlar için herkes seferber... işte bu durumlarda biz unutulan hayvanlar için devrede oluyoruz.

Deprem bölgesindeki hayvanları unutmayalım... "

xx xx xx

Evet unuttuklarımız oluyor. İnsan soyumuzun derdine düşünde, sokaktaki canları unuttuk.

Hatta enkaz altından cansız çıkarılabilenleri de... Her geçen saat, her gün çoğalıyorlar. Daha da çoğalacaklar görünüyor.

Birkaç gün önce sosyal medya hesabımdan korka çekine " Kefen de lazım " başlığı ile şu paylaşımı yaptım:

"Arkadaşlar merhaba İskenderun da ikamet ediyorum. Ben iyiyim çok şükür. Sizlerden çok zor ve üzülerek bir istekte bulunacağım. Yardım kolisi gönderecek olan arkadaşlar içine kefen de koyabilir mi?

Burada artık kefen bulamıyoruz. Ölülerimizi poşetlerle gömmek istemiyoruz... Yardım kolisi gönderecek olan varsa iletirseniz çok sevinirim. Direk bir koli yapılırsa içine başka bir şey konulmadan ve üzerine yazarsanız yerine daha hızlı ulaşacaktır.

:((( İçimiz parçalanıyor ama birileri de paylaşmalı.. ."

Korka çekine paylaştım, çünkü herkes farklı duygular içinde, yanlış anlaşılabiliyor...

xx xx xx

Tamer Dursun imzalı bir paylaşım ile karşılaştım. Taner Dursun kimdir bilmiyorum. Noktayı O 'nun paylaşımı ile koyalım:

"Elimden bir şey gelmiyor, diye üzülme.

Yıkılma.

İnsanların sana ihtiyacı var.

Bir telefon, bir battaniye, ilaç, dua.

Hiç fark etmez.

Yeter ki gözlerini, kulaklarını kapatma.

Gör.

Duy.

Elbette bu da geçecek.

Sarılacak yaralar.

'Elimden bir şey gelmiyor.' diye üzülme.

Elinden olmasa da mutlaka gönlünden gelen bir şey vardır.

Bize o lazım. "

----------------------------------

GÜNÜN SÖZÜ : Ya sus ya da susmaktan değerli şeyler söyle! --Pisagor