1977'de yeni çıkmıştık. Bir gün gazete dağıtan çocuğumuzu, bir polis dövmüştür. (Komiser Mustafa) Çocuğa, bu faşist gazeteyi bir daha elinde görürsem seni yerim ulan. Çocuk, şimdi evli iki çocuk babasıdır. Kurşunla harf dökülerek yazılan makinanın operatörü idi. Nasıl makina tarihe karışmışsa, o çocukta meslek değiştirmiştir. Diğer bir genç yazarımızın yolunu Atatürk Anıtı önünde kestiler. Karakol, Vali vesair faaliyete geçti. Fakat adamlar toz olup gitti. Ülkede elektrik kısıntısı vardı. Bir yandan da her saat başı arıza oluyordu. Bu sebeple günlük gazeteyi ertesi sabah çıkardığımız günler çok olurdu.

Bir gün matbaamızın önünden bir grup lise yaş ortalaması çocuklar geçiyordu. Çocukların önünde ve arkasından giden öğretmen zannedilen kişilerden birisi bana bakarak başını sallıyordu. Ben selam veriyor zannederek sağ olun güle güle, diye mukabele etmiştim. O anda iş yerimizin dışında güneşte çömelen ustamız içeri gelerek, o adamlara ne dedin ağabey diye bana sordu. Ben de, sağ olun dediğimi söyleyince, o adamların bana hitaben, sıra sana geldi faşist köpek dediklerini aktarmıştı. Hemen polisi aradım telefon çıkmadı. Kendim karakola gideyim diye yola çıkacaktım ki, bir dost bana, senin küçük oğlunu hükümet doktorunun kapısında kan revan içinde gördüm, sakın ha acele etme elinden kaza filan çıkarma sakin ol filan diyordu. Hemen çocuğu bulduk. Karşıdan taşla yaralandığını, yapanın eşkali yok ama biz kimin yaptığını veya yaptırdığını biliyorduk.

Acı olan şu idi. Karakol'da çocuğu tuvalete kapamışlar. Mahkemede savcı gece yarılarına kadar ifadesini almıyordu. Çocuğa bir simit veremedim. Yanına yaklaşamadım. Saat on ikilerde çocuğu salıveren savcı aynı zamanda bizlere de tehditkar sözler söylemişti.

Hamle'nin sağ üst köşesinde Atatürk'ün vecizesi ilk günden yazılı idi. (Türk milleti bir bütündür onu kimse bölemez. Atatürk)

1980, 12 Eylül harekatından önceki gazetelerimizi okuyanlar bilirler bizler askeri müdahaleyi davet ediyorduk. İşte bu yüzden yirmi yıl hizmet verdiğim AP'den ayrılıyordum. Benim gibi düşünen pek çok ülke çapında büyüklerimizde vardı.

Meselâ merhum Celal Bayar, ihtilal görmüş, 1960 ihtilali gibi haksızlıklarla yalanlarla kinle gelerek, ülkenin en sevgililerini asmıştı. Birçoklarının da kalpten veya kanserden ölmesine sebep olmuştu.

İşte bu Bayar, ülkenin içine düştüğü bu durumdan ancak ordumuz kurtarır diyerek komünizmin gelmesine ramak kaldığını yüksek sesle ilân etmiştir. Biz basın olarak, hiç yolumuzu değiştirmedik. Neticede bizim haklı olduğumuzu milletçe teyit edilmiştir.

İşte Hamle'nin esas büyük olması buralardan gelir. Yanlışsa eğer bizim tarafımızdan öyle teşhis konmuşsa, ilgililerin bunu iyice araştırması gerekirdi. Hep de haklı çıkardık.

Anarşiyi kollayan siyasi parti vardı. Polis ikiye, bölünmüştü. Bir kısmı, ordu için faşist diyenlerden yana idi.

Açık açığa başka rejimi öğen Töbderli sözde öğretmenlerden idareci durumunda olanların tayini düşünülse bile, Danıştay hemen tehiri icra kararı alarak valiliğe bildirdi.

Bunları her yıl dönümünde hatırlatmakta fayda olduğunu düşünerek yazmış bulunuyorum.

İnşallah ülke o günleri bir daha yaşamaz diyerek Hamle'ye uzun ömürler dilerim.