"İnsanlığın acılarından her şeye rağmen yeni doğan bir gününaydınlığında uyanışa geçen insanlık; dirilişin hikâyesini yazmaya devam ediyor.Her destanın sonundaki gibi iyiler kötüleri yenmeye devam ediyor. Buinancımıza, umudumuza sahip çıkmak, yaşatmak zorundayız. Bugün Srebrenitsa'daağlıyoruz ama bir sabah güleceğiz çocuklarımızla. Yüzlerimize güneşin aydınlığıdeğecek, insanlık karanlığından kurtulacak, kirlerinden arınacak."
Tuzla, Markale, Buhine Kuce, Krizancevo, Stupni Domassacre,Uzdol, Grabovica, Miletici, Doljani, Ahmici, Trusina, Dusa, Stripci, Sjeverin,Barimo, Ahatovici, Cemerno, Glogova, Snagovo, Zvornik, Visegrad, Foca, Doboj,Saraybosna ve Srebrenitsa. Sadece şehir isimleri. Şöyle bir baktığımızda belkiSaraybosna ve Srebrenitsa isimleri tanıdık gelebilir. Bu şehir isimleri gözyaşımedeniyetinin acılarını harmanlamış, yaşadığı soykırım nedeniyle insanlıktarihinin utanç nişanesi olmuş şehirler..
Şehirler ve insanlar. İnsanlığın medeniyetle taçlandırdığışehirlerde yaşanan her hikâye insana ait her şeyi de belgeliyor. Bu şehirlerinsoykırım hikâyelerinin üzerinden 29 yıl geçmiş. İnsanlığın çirkin ve kirliyüzünün ortaya çıktığı ve insanlığı çiğneyip bütün vahşeti yaşattığı buşehirlerin meydanlarında, sokaklarında, evlerinde, toprağında, suyunda bütünzerrelerinde şahitlik ettiği bu şehirler o günlerden bugünlere yüzünü güneşekahırla, hüzünle kaldırıyor.
Bu şehirlerin 20'li yaşlarında olan gençleri annelerininbabalarının yüzlerinde hep bir boşluk, bir hüzün ve de derin bir acıgörüyorlar. Bu gençlerin hikâyesi bu dünyaya geldikleri andan itibaren acıylabaşladı, kanla yazıldı. Kayıp kıtalar atlasından seyrediyorlar dünyaları.Çoğunun ailesi, soyağacı yitip gitmiş, yarım kalmış. Dile kolay katledileninsan sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor. Sadece Boşnakların kayıp sayısı ikiyüzbin civarında. Bugün hâlâ toplu mezarlardan çıkarılan kimlikleri belirlenmişşehitlerin sayısı onbinlerle ifade ediliyor. Gözyaşı medeniyetinin çocuklarıtarihin en acımasız hikâyelerinden birine tanıklık etmiş.
Bosna'yı altı defa ziyaret etme imkânı buldum. İlk ziyaretimSrebrenitsa katliamının yıldönümü etkinliklerine katılmaktı. Savaşı hiçgörmemiş ama ülkemin yakın tarihinde yaşanan acılara tanıklık etmiş biri olarakgözyaşı medeniyetini gerçek yüzüne yakın hissediyordum. Hissetmek ile yaşamakarasındaki farkı bu gözler gördü. Ciğerdelen'in ne olduğunu ateşin düştüğü yerdebizzat gördüm. İnsanlığımdan mı utandım, göğü boylayan acının, feryadınçığlıkları hücrelerime yerleşti. Günlerce, aylarca kendime gelemedim. Kadın,erkek, genci, yaşlısı Bosnalılara bakarken ilk defa Kurtuluş Savaşı'ındançıkmış atalarımla özdeşleşebildiğimi hissettim.
Yakılmış, yıkılmış virane bırakılmış şehirlerde, köylerdedolaşırken yardım çığlığı atan ya da Allah diye diye son nefeslerini verenbelki de Allah diyecek fırsatı bulamadan bu dünyadan acı içerisinde göçüp gideninsanlar. Suretler kovalıyor her tarafta ziyaretçileri. Sessizliğin hükmündeçığlıklar boğazımızda düğümleniyor. Mostar'a yakın bir köyde, bir Türk köyündesadece yanık minaresi ayakta kalmış bir cami görüyoruz. Sadece bir nümunegördüklerime, şahitliklerime. Camiye tıkılan dört yüze yakın insan diri diriyakılmış. Caminin kalıntılarında insanlığın vahşetinin izleri görülüyor. Nelerneler dile gelmiyor sözcükler. Sadece bir örnek. Avrupa'nın ortasındahapsedilmiş, canavarlara, vahşilere teslim edilmiş beyaz efendinin gözlerininönünde işlenmiş cinayet. Zulmün zalim tarafındakiler yaptıkları yanlarına karkalmış görünse de zulmedilenler tarafında asıl galibiyeti görmemek imkansız.
Saraybosna'dayım. Sanki bir hayvan sürüsüymüşcesine kihayvanlara bir değer veren insanlık burada tarihin kirli yüzünü göstermedezirveyi yaşıyor. İlman dağı ile sınırlanmış bir bölgeye mahkum edilen insanlarzevkle sanki bir av sporu yaparmış gibi her gün avlanıyor. Birleşmiş Milletlertemsilcilerinin gözünün önünde sanki bir Hristiyan birliği kuruluyor. Ki bununHristiyanlıkla bir ilgisi yok. Tamamen emperyalizmin acımasız vahşeti, doymakbilmez iştihası. Kurbanlar sokakta oyun oynayan çocuktan yaşam mücadelesiverirken hayatını ortaya koyan insanlar. Gören gözlerin kör, duyan kulaklarınsağır, atan yüreklerin taşa dönüştüğü anlarda Bilge Kral sahip çıkıyor zulmünçocuklarına. Yol gösteriyor. Kimliğine sahip çıkmasını yeniden doğmasınısağlıyor. Boşnakların uyanışı yeni bir dirilişe şahitlik ediyor.
"Bizi toprağa gömdüler fakat tohum olduğumuzubilmiyorlardı." diyordu Aliya İzetbegoviç. Her türlüzulme karşı tükenmeyeceklerini biliyordu. Hakk'a inanıyordu, teslim olmuştu.İnsanlığa ait bütün hakikat inancındaydı, imanındaydı. Bilgeliği bilgisininderyasında damla damla akıyordu. "Herşeye kadir olan Allah`a yemin ederim ki köle olmayacağız." derken mücadele gücünün kaynağına iniyordu. Ve bu mücadelenin sonundahayatlarına sadece var olabilmek, insan olabilmek ve insan kalabilmek adınaveriyordu. Çünkü büyük milletler kin davası üzerinden kurmazdı geleceklerini. "Bizde zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz." Sadeceüç cümlesi Aliya'yı ve Bosna'nın uyanışını ve bugünkü yaşam felsefesiniokumamıza ve anlamamıza yetiyor.
Aliya'dan Atatürk'e; Bosna Savaşı'ndan Kurtuluş Savaşı'nagöndermeler yaptığımız bugün şimdiki zamanda insan olarak düşüneceğimiz ne çokşey var değil mi? Srebrenitsa katliamının yıldönümünde sözler mânâya ne kadarhükmediyor. Gözyaşı medeniyetinde ciğerler dağlanıyor, insanlığımızdan bir keredaha utanıp silkiniyoruz, gözyaşlarımız sel olup akıp gidiyor. Ama dünyadavahşet bitmiyor, masumların haykırışları durmuyor, kan akmaya devam ediyor.Srebrenitsa'nın ve dünyanın zulüm görmüş canlarının acısı tükenmiyor.İnsanlığın acılarından her şeye rağmen yeni doğan bir günün aydınlığındauyanışa geçen insanlık dirilişin hikâyesini yazmaya devam ediyor. Her destanınsonundaki gibi iyiler kötüleri yenmeye devam ediyor. Bu inancımıza, umudumuzasahip çıkmak, yaşatmak zorundayız. Bugün Srebrenitsa'da ağlıyoruz ama bir sabahgüleceğiz çocuklarımızla. Yüzlerimize güneşin aydınlığı değecek, insanlıkkaranlığından kurtulacak, kirlerinden arınacak.
Bosna'da bulunduğum zamanlarda Balkan müziğinin nağmelerindekanatlanırdım. Uzak ufuklara bakar, eğleşir. Her şeye rağmen bu topraklardacenneti yaşamanın hazzını duyardım. Bir yanım hüzün, bir yanım huzur.İnsanların yüzlerindeki hüzün ve huzur gibi. " Ja povedohbijelo janje sa sobom " (Götürdüm beyaz kuzumu da yanımda) diyordu sözlerinde nağmeler uzayıp gidiyordu. O beyazkuzuların sessizliğinde kendime geliyordum. Ve son sözler Ölüm Çiçekleri'ninezgisinden sözlere ve ruha yansıyanlar. Bir vaktinizi ayırıp dinlerseniz siz dehissedersiniz yüreğinizin bir yerinde.
"haydi katre katre içim dalgalandı
katre katre allara boyandı
kaldı ahım ellerinde
canım havalandı
yukarıda saray bosna
gönüllerin hepsi de hasta
coşa koşa geçtiğimiz tarlalar sessiz yasta
katre katre kapılar dayandı
katre katre ölüme dadandı
Bir çiçektin mezarımda
ruhum oyalandı
katre katre şekerde isterdim
katre katre mutluluk düşlerdim
kemanımda davulumda"