"Son cümlesini tamamlarken sesititremeye başlamıştı.
Şimdiye kadar çocukluğunda yaşadığı bu sıkıntılardanhiç bahsetmemişti. Onunla ilk defa bu kadar yakınlaşıyorduk.
Ben de duygulanmış, gözümde birikenyaşların akmasına engel olmaya çalışıyordum.
Ne de olsa karşımdaki babamdı.
Onun önünde ağlamak zor geliyordu."
Babamın ellerine teslim ediyorum tümdertlerimi. Biliyorum onun ellerinde ne bir derdim kalacak ne de bir tasam.Babamın elleri olmasaydı rüzgârın önündeki kuru bir yaprak misali savrulurgiderdim bu dünya yolculuğunda.
Güvenmek bir bakıma sığınmak mıdır?Sığınabileceğimiz bir liman olması arkamıza bakmadan yola devam etmemizisağlar. Yıllar önce bu güvenin verdiği cesaretle çıkmıştım yola. Nereyegidersem gideyim, başıma ne gelirse gelsin ardımda bir gün güvenledönebileceğim baba ocağım vardı. Gölgesine sığınabileceğim koca çınar dimdikarkamda duruyordu.
Üniversite sınavını kazanmış,memleketime en uzak şehirlerden birine gitmem gerekiyordu. Kayıt yaptırmayababamla gidecektim. Öyle planlamıştık. Gideceğimiz yere doğrudan gidilmiyordu.Bir ya da iki aktarma yapmamız gerekiyordu. Babam bilet almak için gitmişdüşünceli dönmüştü. Gözüne bakarak bir şeyler anlamaya çalışmıştım. Amaçözemiyordum. Böyle anlarda ona bir şeyler sorsak cevap vermez, kendisi nezaman uygun görürse o zaman anlatırdı. Oysa yerimde duramıyordum, ne zaman yolaçıkacaktık, yol kaç saat sürüyordu?
Akşam yemeği yenmeden her zamanki gibinamazını kıldı. Akşam yemeğinde büyük bir sessizlik hâkimdi. Herkes birbiriningözünün içine bakıyor, bir şeyler anlamaya çalışıyordu.
Yemekler yenip sofra toplandıktan sonrababam bahçeye çıktı. Eline hortumu alıp çiçekleri sulamaya başladı. Çiçeklersuya kavuştukça can buluyor güzel kokular bahçeyi kucaklıyordu. Son çiçeği desuyla buluşturduktan derin derin nefes aldı. Fıskiyeli havuzun önündeki yerineoturdu. Anneme, "Semiha, radyoyu açarmısın? Tam vakti." dedi.
Annem radyoyu açar açmaz "Bir garipkuşum yurdum, yuvam yok." şarkısı çalmaya başladı. Sözleri hâlâ hatırlarım: "Kanadım kırıldı yollarda kaldım. Bağrımasaplandı zehirli bir ok. Acısı dinmeyen bir yara aldım." İçimde tarifiimkansız duygular yaşıyordum. Üstüne bir de babamın ketumluğu eklenincedayanamayıp hareketlendim. Tam bahçeye çıkacaktım ki bir el beni durdurdu.Annemdi. "Sabırlı ol oğlum. Vardırbabanın bir bildiği." dedi. Gözlerimin içine öyle bir baktı ki başımı eğipyerime döndüm.
Bir zaman sonra babam anneme " Kahve içmemize izin var mıdır?" diyeseslenince annem, "Ali bey, sen ne zaman istersen kahve hazır." diye cevapverdi. O zaman babam, " O zaman yapacağınkahveyi üçe çıkar. Birlikte içelim." dedi. Babam ne demek istiyordu? Annem, "Kalk oğlum, bahçeye babanın yanına geç.Ben de kahveleri yapıp getireyim." deyince durumu kavradım.
Büyüklerimizle sadece önemli kararlarınalınacağı zamanlarda birlikte kahve içerdik. Babam kahvesini akşamyemeklerinden sonra radyodan gelen nağmeler eşliğinde içerdi. Hafta sonlarısabah kahvaltısından sonra annemle karşılıklı kahve içerler, kendi âlemlerinedaldıkları koyu sohbete dalarlardı.
Babam, "Evlat, altın yaldızlı davetiye mi gönderelim buyur etmek için?" deyince kendime geldim. Heyecan ve merakın birbirine karıştığı duygular içindebabamın karşısına oturdum. Babamın gözlerinde yaşlar biriktiğini fark ettim. Oda karışık duygular içindeydi.
"Oğlum, evimizin övüncüsün. Başımızı şimdiye kadar eğmedin.Allah yolunu da bahtını da açık etsin. Zordu biliyorsun şartlarımız. Dişimizdentırnağımızdan artırdık seni okutmak için. Sen de güzel okudun, mezun oldun.Şimdi kendi kanatlarınla uçacak hayat yolunu çizeceksin. Okumak hep içimde ukdekaldı. Okuyamamanın sıkıntısını hep yaşadım. Rahmetli dedeni anidenkaybettiğimizde çok küçüktüm. Evin sorumluluğu babaannenle üzerimize kalmıştı.Ne zaman okulumun önünden geçsem kendi kendime, 'Ne olursa olsun benokuyamadım, çocuklarımı okutacağım.' derdim. Çok şükür bugünleri gördüm."
Son cümlesini tamamlarken sesititremeye başlamıştı. Şimdiye kadar çocukluğunda yaşadığı bu sıkıntılardan hiçbahsetmemişti. Onunla ilk defa bu kadar yakınlaşıyorduk. Ben de duygulanmış,gözümde biriken yaşların akmasına engel olmaya çalışıyordum. Ne de olsa karşımdakibabamdı. Onun önünde ağlamak zor geliyordu. Gözümdeki yaşları ona belli etmedensilmeye çalışırken elindeki kahve tepsisini kapının önündeki tabureye bırakanannemin içeriye doğru gidişini fark ettim. O da duygulanmıştı.
Radyonun sesi biraz daha yükseldi.Samanyolu şarkısı çalıyordu. Babam şarkıya eşlik etmeye başladı. Neşesi yerinegelmişti. Annem içeriden radyonun sesini açarak ortamın değiştirmek istemiş,bunda başarılı da olmuştu. Ben hemen taburenin üzerinde kalan kahve tepsisinialdım, masanın üzerine koydum.
Tepside iki kulplu, bir kulpsuz fincanvardı. Babam kendine has kulpsuz fincandan içerdi. Kahvesini ve yanında suyunuönüne koydum. Fincana şöyle bir baktı. Anneme seslendi: "Hanım bir kahve keyfimiz var. Her zaman demez miyim? Kahve yapkarasından, ben korkmam parasından." Annem bir yandan gülerek bir yandan dagözlerindeki yaşları elleriyle silerek yanımıza geldi.
Kahvelerimizi içerken babam konuşmayabaşladı. "Evlat, bugün otogara gittim.Firmaların yazıhanelerine gideceğin yere nasıl ulaşacağını, zamanını sordum.Sağ olsun hepsi seferber oldu. Sonunda üç aktarma yaparak gidebileceğini, tayinolduğun ilçeye kadar on sekiz saatlik bir yolun olduğunu söylediler. Bucumartesi için ayırttım. Biliyorsun ben de seninle gelecektim. Sonra düşündüm.Yuvadan kendi kanatlarınla uçma vaktin geldi. Hayata dair deneyimlerini kendiiradenle kazan. Git, gör, yaşa. Ne zaman bir sıkıntın olursa her zamanarkandayım. Sen git görevine başla, yerleşeceğin yeri araştır bul. Annenle ikiay sonra seni ziyarete gelelim. Sen git görevine başla, yerleşeceğin yeriaraştır bul. Annenle iki ay sonra seni ziyarete gelelim. Bakalım oğlumuz kendiayakları üzerinde durabiliyor mu?"
Sonra anneme dönüp, "Ne dersin hanım? İyi düşünmüş müyüm?" diye sordu. Anneme baktım, sessizdi. O ana kadar hep babamla gideceğimi hayaletmiştim. Yola kendi başıma çıkma düşüncesi içimde fırtınalar kopmasına nedenoldu. Acaba başarabilir miydim? Bilmediğim yerlerde, bilmediğim insanlararasında kendi başıma ne yapardım? Yok, yok olmaz diyecektim. Babam benimlegelmeliydi. Böyle düşünürken annem, "Çokdoğru düşünmüşsün Ali bey. İlk söylediğinde karşı çıkacaktım. Bir evladımızıtek başına yaban yerlere nasıl göndereceksin diyecektim. Sonra düşündüm. Hayatonun hayatı, yol onun yolu. Hep başında olamayacağımıza göre kendi başınınçaresine bakmalı. Hem benim oğlum her şeyin üstesinden gelir." dedi.
Bir babama baktım, bir de anneme.Kendime güven geldi. "Sen nasıl dersen öyle olsun baba. Sen ne dersendoğrudur." dedim.
İlk görev yerime nasıl gittim, nasılevimi tuttum, ilk maaşımı alıp nasıl eşyalarımı yerleştirdim? Şimdi rüya gibigeliyor. Daha otobüsten iner inmez insanlar benim elimden tutmuş, okulumagötürmüş, elbirliği ile ev tutmuş ve yerleşmiştim. İki ay içinde de kendimcedüzenimi kurmuştum. O zamanlar ankesörlü telefonlar aracılığıyla konuşurduk.Her akşam evdekileri arar, bir güne ne sığdırdıysam anlatırdım. Bir akşamannem, "Oğlum her gün arama, haftada birara yeter. Biz iyiyiz. Kendine zaman ayır." Boynum bükük tamam, dedim.İçimden bir şeyler kopmuştu sanki. Oysa onlarla konuştukça gurbetlik duygusunuaşmada kendimde güç buluyordum. Zaman geçtikçe öğrencilerim, arkadaşlarımderken kendi dünyamı oluşturdum. Hafta sonları arıyordum evi. Anlatacaklarımazalmıştı. Bir hafta sonu aradım, cevap gelmedi. Herhalde dışarı çıkmışlardır,diye kendimi avuttum. Birkaç saat sonra yine aradım. Yine cevap yok.Telaşlandım. Üst üste kaç defa aradım hatırlamıyorum. Her arama sonundajetonların giriş çıkış sesleri kafamda yer etmeye başladı. Sonra komşumuz İlhanamcanın evini aramak aklıma geldi. Vakit de epey geçti. Numarayı çevirdim. Uzunuzun çaldı telefonları. İlhan amcanın uykulu "Alo" deyişini hiç unutmam. "İlhan amca, ben Erdi. Kusura bakmauyandırdım. Bizimkileri arıyorum, arıyorum. Cevap vermediler. Merak ettim." dedim.İlhan amcanın nefesini duyuyordum. Epey bekledi. "Erdi oğlum, biz iki gündür bağlardaydık. Akşam eve çok geç döndük.Babanları görmedik. Sabah olsun hayır olsun. Sen sabah gene ara. Biz de ozamana kontrol ederiz. Kötü bir şey yok. Olsa duyardık. Sen azıcık metanetliol." dedi, telefonu kapattı.
Yerimde duramıyordum, çıldıracakgibiydim. İlhan amcaya da epey söylendim. İnsan vakit geç meç demez. Birbakıverirdi. Ne kadar geniş adammış, diyordum. Uykusuz duraksız gurbet ellerdeçaresiz kalmıştım. Ya başlarına bir iş geldiyse diyordum. Sonra, rahat ol.Sabah ola, hayır ola diye diye sabahı zor ettim. Tam telefon etmek için kapıdançıkıyordum ki babamın; "Hayırlı sabahlarErdi bey. İki ay oldu denetime hazır mısın?" diyen sesini duydum. Annem vebabam karşımdaydı.
Geçirdiğim ıstırap dolu geceden sonrasabah yaşadığım bu mutluluk karşısında sanki aklım, duygularım birbirinekarışmıştı. Babam, "Evlat, niye şaşkınşaşkın yüzüme bakıyorsun. Bir hoş geldiniz, demek yok mu?" diye soruncakendime geldim. Koşarak babamın ellerine sarıldım, öpmek için. İlk defaöptürmedi. Elleriyle omuzlarımdan tuttu. "Maşallahoğluma." dedi. Sımsıkı sarıldı.
İşte o günden beri nereye gidersemgideyim babamın elleri hep omuzlarımdadır.