ÇocukluğumunHaziranlarını hep akşamüstlerini kıpkırmızı gökyüzü ile hatırlarım. Yıllarsonra "Hoyrattır bu akşamüstüler dâimâ" diyen Ahmet Muhip Dıranas 'ın şiirindeki havayı çocukluğumdan beri yaşarımher Haziran.

Akşamüstüdür. Güneş batmaya dönmüştür.Biz çocuklar tütün fidanı yetiştirilen kaba topraklı bol gübreli fidanlıklarda,hijyen falan dinlemeden var gücümüzle eğleniyoruz. Gökyüzünde tozlar bulutlarakarışmış, Manisa dağının ardında batmaya dönen güneş gökyüzünü kızıl bir tüleçevirmiştir.

Biz çocuklar var gücümüzle oynuyoruz.

Birazdan şiddetli bir yağmur başlar.Evlerimize varıncaya kadar fidanlıkta belendiğimiz toz-toprak yıkanır gider amaanalarımız gene "Gök başlısıııı!... Toza-çamıra batmışsın geneee!..." der ve yağmurdan önce köyün çeşmesindengetirdiği suyu merdivenlerin başında, başımdan aşağı boca eder

Çocukluğumun Haziran'ını hep bu sahneile hatırlarım.

İlk gençlik yıllarımda Haziran, Peyami Safa 'nın ölümü ve ölümyıldönümlerinde onu dernekte anmakla hüzne büründü. Entelektüel hayatımızınbaşındaki kilometre taşı idi Peyami Safa. 15 Haziran 1961 günü ölmüştü ve 10sene sonra, 1971'de, dernekte Peyami Safa anma programı düzenlemiştim. Lise 1öğrencisiydim ve kınına sığmayan kılıç gibi idim ama Peyami Safa'nın ölümü ileHaziran hüznü yerleşmişti yüreğime.

8 Haziran 1970 günü İstanbulÜniversitesi Edebiyat Fakültesinde Komünistlerce şehit edilen ülkücü Yusuf İmamoğlu da bu hüzün ayının acıbir parçası oldu.

13 Haziran 1972. Ankara. Dündar Taşer , bir ekmek arabasınınçarpmasıyla fâni dünyadan âlem-i bâkiye irtihal eyledi. Devlet dergisinde onun yazılarıyla donanarak büyümüştük. Mevcuteğitim sisteminin koloni tipi aydın yetiştirdiğini biliyor ve yeni ve yerliaydınlar yetişmesi için gayret sarf ediyordu. "İmalat hatası" aydınlar olarakülkenin geleceğine hükmetmeliydik. Ah Türkmen ağam ah!... Erken ayrıldın. Şimdigör hâl-i pür-melâlimizi!...

Fakülte öğrenciliğimin son yılında,artık şiirleriyle daha iyi tanıdığım ve herkes Fahriye Abla şiiriyle bilirken, Dıranas 'ı Ağrı şiiriyle;yukarıdaki mısraıyla ve daha çok "Ey ömrün en güzel türküsü aldanış!..."mısraıyla tanımıştım. O Haziran'da onu gömdük yüreğimize.

Haziran yüreğimizi yakmaya devam etti. 5Haziran 1983 günü Selçuk Duracık ve Halil Esendağ , 12 Eylül canilerinceidam edilerek şehit edildiler. Selçuk, derneğe ilk geldiğinde, sandalyeyeoturduğunda ayakları yere değmezdi. O kadar küçüktü yani. Dizimizin dibindebüyüdü. Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu idi ve pazarcılıkla geçiniyor,ailesine destek oluyordu. 12 Eylül'dekaçak oldu, arandı. Ankara'da biz sakladık. Maalesef yakalandı ve 5 Haziran1983 günü Halil ile beraber darağacında Hallac-ıMansur gibi şehit oldu.

Sonra babam. 5 Haziran 1985 günü,yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamadı ve o gece ruhunu Allah'a teslimetti. Bozdağ yamaçlarının çelik gibi KerimÇavuş 'u genç yaşta ebediyete göçtü.

1987 Haziran'ı iki önemli kişiyi dahahüzün listemize ekledi. 7 Haziran'da şair A.Cahit Zarifoğlu, 13 Haziran'da CemilMeriç dünya sürgünlerini tamamladılar. Zarifoğlu'nu Mavera dergisinden takipederdim ve şiiri 20. yy Türk şiiri için önemli bir merhaleydi. Birkaç defa muhtelif yerlerde bir arayageldik. 13 Haziran 1987'de vefat eden Cemil Meriç 'i önce Hisar 'da Fildişi Kule 'dekiyazılarıyla tanıdım; sonra Bu Ülke adlı kitabı sardı bizim kuşağı. Bizim kuşaktaki üslup zevki, bu kitabadayanır. Sonra diğer kitapları ilebeslendik. Rahmetli Halil ağabeyimin, onun sekreterliğini yapması ve bazı kitaplarının da ağabeyiminelinden geçmesi, erken bilgi avantajı sağlıyordu bana. Ne yazık ki, kendisiyletanışma fırsatım bir türlü olmadı.

Ve 2 Haziran 2000. Anacığımın Helime gelin 'in vefatı. Yani birdünyanın yıkılışı. Dilimiz, zevkimiz, şahsiyetimiz, edebimiz vealışkanlıklarımızdı o!... Okulun veremeyeceği her şeyi o vermişti bize ve 2 Haziran2000 günü ebedî olana göçtü , vatan-ı aslîsine döndü.

Aynı yıl ve aynı ayın 28'inde büyük müzisyen ve ud sanatçısı Cinuçen Tanrıkorur'ın teli sustu. Cinuçen beyin adını ilk defa rahmetli Ergun Balcı'nın Gönül Telimizi Titretenler adlı radyo programında duymuştum. Tabii ki adı biraz garip gelmişti. Ankara'ya geldiğim günlerde kendisiyle tanışma fırsat ve imkânım doğdu ve adının anlamının "galip, muzaffer" anlamında Tatar Türkçesinden bir kelime olduğunu öğrendim. Sohbetlerini dinledim, yazılarını okudum, resitallerinde mest oldum. Sanırım müzik kültürümün temelini atanlardan biri Cinuçen bey'dir. O sadece bestekâr ve icracı değil, teorisyen ve araştırmacıydı da. Türk müziğinin 20. Yüzyılda en büyük mücadelesini veren birkaç insandan biriydi.

10 Haziran 2008 günü ise büyük KırgızTürkü romancı Cengiz Aytmatov yazmaya doyamadığı dünyadan, ardında güzelromanları bırakarak göçtü. Kendisini ile 2 Mayıs 1992 günü Ankara'datanışmıştım. Gülsarı, Gün Olur Asra Bedel, Cemile, Toprak Ana, Beyaz Gemi ve enson okuduğum Kassandra Damgası ile edebiyat dünyamı zenginleştirmişti.

Sonra 7 Haziran 2012 tarihi gelir hüzünhüzün. İlk gençlik yıllarımızdan itibaren şirinin tadına vardığımız Abdurrahim Karakoç göçmüştür o gün. Hasan'a Mektuplar , Vur Emri ve Beşinci Mevsim 'dekişiirleri neredeyse ezbere bilirdik. Sıkı hiciv şiirleri kadar, yoğun isyanşiirleri de vardı ama ben bunlarla beraber daha çok lirik şiirlerini severdim.Taaa 1970'lerde "Şu şiir bestelense ne güzel olur!..." dediğim şiirleri vardır. Mihriban bunlardan biridir. Onu dabir Haziran günü kaybettik.

19 Haziran 2019 günü ölümhaberi İran Azerbaycan'ından geldi. "Size selam getirmişem" türküsünü 1983'teilk defa TRT televizyonunda icra eden HuşenkAzeroğlu 19 Haziran günü fâni âlemden bâkî âleme göçtü. Büyük şair Şehriyar 'ın "Haydar Baba'ya Selam"şiirini 1974 yılından beri biliyordum ve Şehriyar'ın kendi sesinden de dinlemiştim.Bizim kuşağın sembol şairlerinden birinin adı "Şehriyarın şeherinden/Ayyıldızlı seherinden/Size selam getirmişem" şeklinde türküde geçince çokduygulandım ve 2 sene sonra oğlum doğduğunda adını Mehmed Şehriyar koydum.

Tabii eskilerden Ahmet Haşim 'i de zikretmeden geçmemek lazım. 4 Haziran 1933tarihinde ölmüş ama şiiri ve poetikası hâlâ etkisini sürdürüyor.

Bu kadar edebiyatçıyı zikredip Nazım Hikmet (3 Haziran 1963), Ahmet Arif (2 Haziran 1991 ve Orhan Kemal (2 Haziran 1970) gibişahsiyetleri zikretmesek olmaz. Bu son zikrettiklerimizden sadece Ahmet Arifşiiriyle etkilemiştir beni. Nazım'ın şiirini biraz mekanik ve sentetik bulurum:Orhan Kemal de iyidir ama bir GabrielMarquez olacakken popüler olmayı yeğleyip edebiyatta ekol oluşturamamıştır.

İşte böyledir Haziranlar benim içinSüheylâ!...

Hazirandır, hüzündür, acıdır.