Ençok hatırlanan, Nisan yağmurlarıdır. Gerçi o da eskisi kadar çok yağmıyorya!...
Şakırşakır yağan kış yağmurları pek hatıra bırakmaz ama yağdı mı sıkı yağan buyağmurlar toprağı doyuran, onun bereketini arttıran yağmurlardır. Bir nevibahara hazırlık yağmurları...
Benimçocukluğumda iz bırakan yağmurlar, Haziran yağmurlarıdır.
Artıkyaz gelmiş, biz çocuklar dışarda oynamaya, sadece oynamaya değil, toza-toprağaiyice batmaya başlamışızdır. Bir de ter sızar her tarafımızdan. O terlerözellikle yüzümüzde yol yol iz bırakır; tatlı tatlı da kaşındırırdı.
Heleo akşamüstleri!... Gün ikindiyi dönünce ve güneş köyün ardına düşmeyebaşlayınca!...
Mayıssonu, haziran başında tütün fidanları tarlalara dikilmiş olduğundan, tütünfidanlıkları boşalırdı.
Tütünfidanlıklarını anlatmam lazım.
Türüntohumlarının büyütüleceği özel "fidanocakları" idi bunlar. Bahçe toprağı elenir, neredeyse bire bir ölçüsünde gübreile karıştırılır; 1 metreye 10-15 metre uzunluğunda hazırlanır ve tütüntohumları buraya ekilirdi. "Fışkırık" dediğimiz özel bir sulama kabıyla günaşırı sulanan fidan ocaklarının üzerleri de kuşlar tütün tohumlarını yemesindiye uzunca otlar ve kargıdan yapılan Tabii tohumların erken çimlenmesi için debir tür sera demekti kapanlarla ocakları kapatmak. (Bu fidan kapanlarından,tütün dikiminde üç tarafı ve üstü kapalı çardak yapılır ve içinde yaşanırdı.)
Fidanlarsökülüp kelterlerle tütün tarlasına taşındıktan sonra, fidan ocakları süngergibi yumuşacık olur ve biz çocuklar da döşek gibi yumuşacık toprakta oynamayıçoook ama çok severdik. En fazla toza-toprağa bulanma fidanlıkta oynarkenolurdu.
Hiçtaş yok.
Hertaraf hayvan gübresi karışımlı kaba toprak. Düşsen de bir yerin acımaz.
Koşbabam koş!...
Güreşbabam güreş!..
Kirlenbabam kirlen!...
Sonragökyüzünün kızıla dönmesi. Yağmur yağmazsa, anacığımdan duyduğum ilkmeteoroloji raporu: "Hava çok bungun!... Bi yağmur yağsa da rahatlasa!..."
İşteo haziran akşamüstlerinde fidanlıklarda fidan ocakların kıpkızıl olangökyüzünde birden gök gürlemeleri başlar ve aniden yağmur bastırırdı. Tepedentırnağa toza-toprağa batmış biz çocuklar pek de telaş etmeden evlere kaçışırdık.Eve varıncaya kadar teminizdeki toz-toprak akıp giderdi yağmurda amaelbiselerimize daha da yapışırdı o toz-toprak. O zamana kadar analarımız datarladan bağdan-bahçeden dönmüş olduklarından bizim hâl-i pür-melâlimizi görür:"Gök başlılaaar!... Gene çamura belenmişsiniz!..." diye diye üzerimizisoyarlar, yağmurun tam temizlemediği bedenlerimize taslarla su dökerlerdi. Yaz günü olduğundan suyun sıcak olmasınagerek yoktu.
Oakşamüstü kızıllığı, yağmurla beraber yok olurdu. Daha sonra anlayacaktık ki,kızıllık, batmaya yakın güneşin bulutlara yansımasıymış. Yağmur yağıp gökyüzüiştahını alınca, bulut falan kalmaz, gökyüzü kurşunî bir berraklıkla akşamahazırlanırdı.
Temizlenmişve su kokan bir vücut...
Açılmışbir gökyüzü.
Yorulmuşbir beden.
Bıraksalaruyuyup kalacağız ama akşam yemeği var.
Yağmurdadağda olan koyun-keçi, oğlak kuzu gelecek daha. O yağmurda hayvanların neyaptığı merakı anacığımın içini kemirecek. Sürü kapıda göründüğünde anacığımrahatlayacak. O esnada babam da tarladan dönmüş olacak.
***
Yıllaryıllar sonra. 1970'lerin ikinci yarısında. Ankara'da yaşadım Haziranyağmurlarını. Ne tatlı yağar ve o güzelim iğde kokuları ne de kaplardıBeşevler'i. Fen Fakültesi ve Ankara Üniversitesi rektörlüğünün bahçelerinde neçok iğde ağacı vardır ve ne güzel kokardı her yağmur sonrası!...
Ahbu Haziran yağmurları!...