19 Mayıs 1919…
Bir milletin kaderi, Samsun kıyısına yanaşan bir vapurun sessizliğinde değişti.
Mustafa Kemal Paşa’nın o ilk adımı, yalnızca bir askeri hareket değil, bir halkın yeniden ayağa kalkma iradesiydi. O gün başlayan yürüyüş, Anadolu’nun dört bir yanına yayılan bir bağımsızlık hikâyesine dönüştü.
“Su uyur düşman uyumaz” diye boşuna denmemiş. O gün bugün düşman uyumadığı gibi, bağımsızlık yürüyüşü de hep sürüyor.
Bugün 19 Mayıs’ı “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutluyoruz. Çünkü o ilk adım, geleceğin gençlerine bırakılmış bir sorumluluk gibiydi:
Düşünmek, üretmek, direnmek ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kerterizinde aynı yolda, aynı hedefe yürümek, çağdaş muasır medeniyetler içinde olmak…
*
Düşman uyumuyordu…
Aradan yarım yüz yıl geçmişti…
Dün geçemediği boğazları topla tüfekle değil, “kültür emperyalizmiyle”, kolejleriyle, tarikatlarıyla, finans kapitaliyle ve işbirlikçileriyle geçmeye başlamışlardı…
Bu kez kimilerine farklı gelen bir gençlik sahneye çıktı. 1968 kuşağının içinden gelen Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Türkiye’nin siyasi atmosferine itiraz eden bir yürüyüş başlattı. Samsun’dan Ankara’ya uzanan bu yürüyüş, tıpkı 1919’daki gibi “yola çıkmak” fikrini taşıyordu; ancak hedefi ve yöntemi farklıydı.
İki yürüyüş de aynı ülkenin topraklarında, aynı gençlik duygusuyla başladı: değişim ve bağımsızlık isteği... Ama biri “bir devlet kurma mücadelesinin” başlangıcıydı, diğeri ise o devletin içinde farklı bir adalet arayışının, tam bağımsızlığın sesi oldu…
19 Mayıs bu yüzden sadece bir tarih değildir. Bir yön duygusudur. O bazen bir vapurun güvertesinde, bazen bir öğrencinin sırt çantasında taşınır.
Ve belki de en önemlisi şudur:
Bu topraklarda gençlik, hiçbir zaman sadece izleyen olmadı. Her dönemde ya yolu açtı ya da yola itiraz etti…
*
19 Mayıs 1919…
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, sadece bir tarih değildir… Bir işgal düzenine karşı yalnızca askerî değil, aynı zamanda siyasi bir itirazın başlangıcıdır. Bu adım, merkezi otoritenin dağıldığı bir dönemde, egemenliğin kaynağını yeniden tanımlayan bir sürecin ilk hamlesidir.
“Vatan” topraklarının sınırının belirlenip, Anadolu kurtuluşunun ve bir milletin uyanışının ardından bağımsızlığın ilan edildiği bir eşiktir.
Cumhuriyetin resmi hafızası bugünü “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kurumsallaştırırken, aslında gençliğe bir rol değil, bir misyon da yükler: kurucu iradenin devamlılığı…
Bu çerçevede gençlik, yalnızca biyolojik bir kategori değil, siyasal sürekliliğin taşıyıcısı olarak konumlandırılır… Ancak Türkiye’nin yakın siyasi tarihi, gençliğin bu tanımla her zaman uyumlu ilerlemediğini de gösterir. 1960’ların sonu ve 1970’lerin başı, dünyadaki anti-emperyalist dalgaların Türkiye’ye yansıdığı, üniversite gençliğinin siyasallaştığı bir dönemdir.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Samsun’dan Ankara’ya yönelen yürüyüşü; bu bağlamda devletin kurucu anlatısından farklı bir siyasal hattın ifadesi olarak okunabilir. O hat, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a attığı ilk adımdan sonra “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” dediği hattır… O hat Denizlerin 68 Kuşağının ve 78 kuşağının Atatürk’ün ardılı olduğu hattır…
*
Bu siyasal hat içinde Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının dile getirdiği “Bağımsız Türkiye” şiarı, dönemin gençlik hareketinin merkezine yerleşmiştir. Bu ifade, yalnızca bir slogan değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik ve siyasal bağımlılık ilişkilerine yönelik radikal bir eleştiri ve karşı duruştur... Anti emperyalist tavır alıştır.
O yüzden 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün attığı adım kadar 68 Kuşağının 1960’ların sonlarında yükselen bu gençlik hareketi, bağımsızlığı, yalnızca askerî işgalin yokluğu olarak değil; ekonomik, politik ve kültürel alanlarda tam egemenlik talebi olarak bugün de sıcaklığını korumaktadır…
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü”, 1968’de Samsun’dan Ankara’ya yapıldı.
Bazı kaynaklarda başlangıç tarihi 31 Ekim veya 1 Kasım 1968 olarak geçen yürüyüş: 29 Ekim 1968’de başladı diyen kaynaklar daha ağırlıklıdır.
Yürüyüşün hedefi, 10 Kasım’da Anıtkabir’e ulaşmaktı ve gerçekten de ‘yürüyerek’ 10 Kasım 1968’de Ankara’ya vardılar…
Bu yönüyle “Bağımsız Türkiye” söylemi, 1919’da başlayan kurucu iradenin bıraktığı yerden farklı bir tarihsel soruyu gündeme taşır: Egemenlik nasıl korunur, nasıl genişletilir ve kim tarafından temsil edilir?
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yürüyüşü, bu soruya verilmiş radikal bir cevaptır; devletin resmi çizgisi dışında, sokakta ve gençlik hareketi içinde şekillenen bir bağımsızlık yorumudur.
Mahir Çayan ve arkadaşlarının o günlerde ortaya koydukları “Milli Demokratik Devrim” tezi de yeni bir “hat”, yeni bir “yol” arayışı değil, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da attığı ilk adımla çizdiği hattın, gösterdiği “devrimci yolun” devamıdır... Çünkü Mahirlere göre “Atatürk Kurtuluş Savaşını zaferle sonuçlandırmış Milli Devrim’i başarmış, kurtuluşun yanında devletin ve cumhuriyetin kuruluşunu gerçekleştirmiş, ama erken irtihali Demokratik Devrimi yapmasına imkan vermemiştir.” … O gençlik buna da talip olmuştur, ama bugün de hala “feodalizm” tasfiye edilememiştir… Poşu yerine kravat takarak devam etmektedir…
*
Deniz Gezmiş ve arkadaşları “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” ile Atatürk’ün anti-emperyalist mücadelesine tarihsel bir gönderme yaptılar. “Atatürk’ün anti-emperyalist çizgisi yarım bırakıldı” diyerek bu yolu yeniden yürüdüler.
Gençlik hareketi, bu yürüyüşle şunu vurguluyordu:
Bağımsızlık bir kez kazanılıp rafa kaldırılan bir kavram değildir. Siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda sürekli korunması gereken bir iradedir.
Samsun-Ankara yürüyüşü ne bir silahlı eylem ne de bir darbe çağrısıydı. Bu yürüyüş, kamuoyunu uyarmayı, toplumu düşünmeye sevk etmeyi amaçlayan tamamen siyasal ve kitlesel bir protesto biçimiydi.
Ancak bugün Siyonist yüzleri de ortaya çıkan Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerini bu kadarı bile rahatsız, tedirgin etmeye yetmişti…
*
Bugün 19 Mayıs’a bakarken aslında tek bir tarihe değil, Türkiye’nin modern siyasal hafızasında sürekli yeniden üretilen bir “başlangıç fikrine” de bakıyoruz. 1919’da Samsun’a çıkan irade ile 1960’ların gençlik hareketi aynı devletin farklı dönemlerinde, farklı biçimlerde ortaya çıkan egemenlik tartışmalarını temsil ediyor.
“Bağımsız Türkiye” şiarı bu açıdan yalnızca bir dönemin politik sloganı değil, Türkiye siyasetinde sürekli geri dönen bir sorudur: Bağımsızlık nedir ve kim için vardır? Devlet kurulduktan sonra da bu sorunun tamamen kapanmadığı, aksine farklı kuşaklar tarafından yeniden sorulduğu görülür.
Bu nedenle 19 Mayıs, yalnızca geçmişe ait bir anma günü değil; her kuşağın kendi politik anlamını yeniden inşa ettiği bir eşiktir… Bir yanda kurucu iradenin devletleşmiş hafızası, diğer yanda o hafızayı sorgulayan, genişleten ya da itiraz eden toplumsal hareketler…
Tarih burada donmuş bir anlatı değil, canlı bir tartışmadır.
Ve bu tartışmanın içinde gençlik, her defasında yeniden “taraf” olmak zorunda kalan en dinamik siyasal özne olarak halkının yanında yerini almaya, zaman zaman “öncü” olmaya devam ediyor…
Belki de 19 Mayıs’ın asıl anlamı tam da burada gizlidir: Bir ülkenin bağımsızlık hikâyesi, yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer değil; her yeni kuşak tarafından yeniden tanımlanan bitmeyen bir siyasal soru ve “sahipleniştir” …
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımızı kutluyor, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun…
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ; Özgürlük ve Bağımsızlık Benim Karakterimdir. --Mustafa Kemal Atatürk