Her insanın ilk kez seyahat edeceği bir yere bir beldeye giderken sorduğu sorudur. “Yol bizi nereye çıkarır?” Bazen durup yol kenarında birine sorarız. Bazen de ona güvenemeyip bir esnafa sorarız. Uzun uzun tarif ederler ve o tariften sonra gidilecek nihai hedef için doğru yoldaysak daha bir keyifle yola devam ederiz. Aksi durumda ise canımız sıkılır, yeni rota belirleriz. Günümüzde navigasyonlar var artık. Hemen açıyorsun hedefi yazıyorsun seni yola revan ediyor. Ardından sesli komutla ilerliyorsun. Nihayetin de insan da tarif etse navigasyonla da gidilse yol bizi nereye çıkarır sorusu cevap buluyor.
Bir de insanın hayatında koyduğu hedefler için çıktığı yol var. Bu yolculuk mesafesi belli yolculuklardan çok daha zorludur. Türlü türlü meşakkatler aşılıp menzile varılmaya çalışılır. Hedefimiz ideal ve erdemli insan olmak ise işler daha da zorlaşır. Her köşe başında telkinciler önünü keser. “Kardeşim sana mı kaldı iyilik, memleketi sen mi kurtaracaksın, boş ver bu insanlara hayır yaramaz.” diye telkin eder. Yürümek istersin gerekirse hemen durdurmak için hamle yapar. Ne yapacağını şaşırırsın. Gerisi iradenin gücüne kalır. Kendinden eminsen ilerlersin.
Hedefimiz iyi bir meslek erbabı olup da emeğin hakkını vermek ise engeller konur. Kimisi torpille önüne geçmeye çalışır. Kimisi kısa yoldan para kazanmanın aklını verir, kimisi de işini çekemeyip seni aşağı çekme çabasına girer.
Hedefimiz okuyan düşünen bir insan olmaksa hafife alınırsın. Okumak senin neyine diye fısıldarlar, okuyanlara ne oldu derler. Bu devirde kitaba zaman mı ayrılır deyip de en saçma düşüncelerle bile kelam edenler olur.
Hedefimizi çok büyütmeyelim diyorsun sadece insan kalalım. Bu devirde saftirik olma hemşerim herkes her şeyi yaparken sen geride mi kalacaksın derler. Yolu tersine çevirmeye çalışırlar.
Oysaki seyahat ederken istikamet gösteren insanlar saf ve samimi duygularla sadece eliyle işaret edip gideceğimiz yeri gösteriyordu ve saygıyla seni uğurluyordu. Hayatın istikametinde yolu bulmak çok daha zormuş. Çünkü engeli çok!