Zamantünelinin içinde hepimiz birer yolcuyuz. Gündüzleri gecelere katarak dur durakbilmeden ilerliyoruz. Bu yolculuk kimi zaman yeni bir şeyler kazandırırken kimizaman ise ardımızda belki de bir daha göremeyeceklerimizi bırakıyor.

İnsanoğlubazı şeylere hükmedemez. Bunlardan bir tanesi de zamandır. İşte bu ele avucageçmeyen kavram insan için aynı zamanda öğütücüdür. Neleri öğüttük diyedüşünürüz. Zihnimiz ara ara geçmişe yolculuğa çıkar. Hatırlar, anlamayaçalışır. Bazen tatlı bir tebessüme kapılır, bazen de acının ve hüznün kapısınıçalar. Bu, neyi aklımıza getirirsek ona bağlıdır. Hüzün tarafından bakarsakhatırladıklarımız hem bizim için hem de toplum için belki bir daha hiç gelmeyecektirya da bir yerlerde kıyıda köşede pek az insan için var olacaktır. İşte bu yitipgidenler hem bizim için hem de toplum için bizden kopan parçalardır.

Bunlarıdüşünürken zihnim geçmişe yolculuğa çıkıyor. Dünden kalanları ve dündenkaybolanları arıyor. Bir akşamüstü küçük mezarlığın kapısını aralıyorum.Adımlarım hüzne karışıyor. Uzun kara servi ağaçlarının gölgesine yatıp uzanmışdünün heybetli insanlarını düşündükçe yüreğim burkuluyor. Senin, benim, onunhangimizin tanıdığı yok ki bu sessiz mekanlarda işte yitip gidenlerimizdiyorum. Elim duaya açılıyor ve bir daha asla dönmeyeceklere saygıylaselamlayıp çıkıp gidiyorum. Sokakların kalabalığı mezarlığın sessizliğine inatuğultulu, ahenksiz sesler birbirine karışıyor. Tek değil çok. Suretler, hepbirbirinden farklı ve hızlıca yanımdan geçip gidiyor. Selamsız. İnsanızistiyoruz bir göz göze gelmeyi, tebessümü, selamı. Yok hiç yok. Bir iki hamleben yapsam da karşılığı yok. Caddeyi aşıp dar sokağa girince anlıyorum yitipgidenlerden birinin de bu olduğunu. Arayışım günlerce haftalarca devam ediyor.

Muğla'nın yöresel kıyafetlerini arıyorum. Birkaç köy kasabada düğün gecelerindebulabiliyorum ancak. Şimdilerde çok şey değişmiş diyorum. Kahvehaneye gidiyorumçay ısmarlamak isteyenler kafeye gidiyorum kendin al servis yöntemleri zamanbunu da çalmış diyorum. Şaşırsam mı bilemiyorum zamanın ruhu dedikleri şey buolsa gerek. Biz mi istedik zaman mı bunu bize dayattı sorusu da aklıma geliyor.Şaşkınlığımı kenara bırakıp devam ediyorum. Beton binaların arasında soğuksokaklarda yürüyorum. Heykeli aşıyorum, Saburhane'ye gidiyorum. Yitip gidenleryine karşıma çıkıyor. Ahşap ve taşın sıcaklığı yitip gitmiş. Şimdilerde betonadost olmuşuz. Hem de yediğimiz kazıklara inat. Camiler, işte onların da pekfarkı yok. Eskiden yeniye geldikçe içindeki maneviyat yok olup gitmiş. Uzunuzun düşünüyorum. Ne de çok şey yitip gitmiş. Tatlılar, yemekler, evler, düzenler hepsinden bir şeyler birer parçakopup gitmiş. Kalanı da kıyıda köşede saklar olmuşuz. Zamanın öğütücülüğü içindeyitip gidenleri ya unutmuşuz ya da umursamamışız.

Aslında kaybeden bizizfarkında değiliz. Belki de bir gün insanoğlu bir kayanın tepesinde oturup yitipgidenlerin muhasebesini yapar ve herkese seslenir. "Ey insanlar! Neleriyitirdiğinizi gerçekten bilseydiniz. Hemen her şeyi bırakıp yitirdiklerinizitekrar geri kazanmak için çok şey yapardınız."