1921,1924,1962,1982 Anayasaları halka danışılmadan o günkü liderin isteği ve önderliğinde yapılmışlardır.

29 Ekim 1923 tarihinde kurulan Türkiye Cumhuriyetinin ilk Anayasası olan 1924 tarihli Anayasamız, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde şekillenmiştir.

1924 Anayasası 27 Mayıs 1960 gününe kadar kullanılmıştır.

1924 Anayasamızı, 27 Mayıs 1960 darbesini yapan darbeci albaylar tarafından adeta toptan çöplüğe atılmıştır.

1962 Anayasası, 27 Mayıs 1960 darbecileri tarafından hazırlatılmış ve yeni bir dönem başlatılmıştır.

27 Mayıs 1961 tarihi ile 12 Eylül 1980 tarihine kadar 27 Mayıs günü Türkiye genelinde resmen "Demokrasi Bayramı" olarak kutlanmıştır.

1982 Anayasası ise, 12 Eylül 1980 darbesini yapan darbeci generaller tarafından yaptırılmış ve yürürlüğe sokulmuştur.

1982 Anayasası günümüzde bir çok değişikliğe uğraşa da 1982 Anayasasını halen çok seven ve yürürlükte kalmasını isteyen çok sayıda aydınlarımız bulunmaktadır.

12 Eylül 1980 darbesini yapan generaller, 27 Mayıs gününü "Demokrasi Bayramını" olarak kutlanmasını iptal etmişlerdir.

Bunun da anlamı "Bundan sonra biz ne der isek o olacak" tavrıdır...

1962 ve 1982 Anayasalarının arka planında ABD derin devleti vardı.

Anayasa, adından da anlaşılacağı gibi tüm yasaların Anası konumunda bir yasadır.

Anayasa, o ülkenin kurallarını ve yönetim biçimini belirler.

Eğer, 1924, 1962, 1982 Anayasa değişiklikleri Fransa'da yapılsa idi, Fransa'yı, I. Cumhuriyet, II. Cumhuriyet, III.Cumhuriyet diye üç Cumhuriyete ayırırlar idi..

Bizde, böyle bir şey olmadı. Cumhuriyetimiz tek olarak kabul edildi.

Yasaları, gücü eline geçirenler ve gücü elinde tutanlar yaparlar...

Yasalar örümcek ağına benzerler.

Sinekler bu ağa takılır, örümceğe yem olurlar.

Eşek arısı örümcek ağını deler geçer, haberi bile olmaz.

Bir de, yasalar, iyi yöneticilerin elinde iyi netice, kötü yöneticilerin elinde ise kötü netice verir.

Bu kurallardan da anlaşılacağı gibi, yeni Anayasa yaparak, güzel ve adil günler beklemek yeterli olmuyor.

Güzel ve adil günleri var edebilmek için, iyi yöneticileri de seçmeyi bilmeliyiz.

İnsan gibi insan olabilmenin ilk şartı, duygularımızı asla aklımızın önüne çıkarmamaktan geçiyor.

Bu son şart geçersiz olunca particilik, dincilik, mezhepçilik hortluyor ve hayatımız kararıyor.

Dünyamız, 4 - 5 milyar yıldır varlığını sürdürüyor.

İnsan hayatı ise en fazla 100 yıl.

Yani, 100 × 365 = 36.500 gün bu dünyada var olabiliyoruz.

Bunun da 1 / 3 uykuda geçiyor.

1 / 3 de büyüdüm, meslek sahibi oldum diye geçiyor.

Geride kalan günleri siz hesaplayın.

Hasta ve yaşlı olduğunuz günleri de unutmayın.

Genç yaşta aramızdan ayrılan sevdiklerimize edecek söz bile bulamıyorum.

Tekrar yeni Anayasa yapma arzumuza gelirsek;

Türkiye Cumhuriyeti 1946 yılında adeta ABD'nin yörüngesine girdi.

Önemli, kararlar ABD'de alınıyor, Türkiye ihraç ediliyordu.

Bu karaların alınmasında, ihracında ABD'deki Ermeni ve Rum lobilerinin etkisi çok büyüktü.

Bu alışkanlığı yıkabilmek için, Türkiye Cumhuriyeti ABD'de yerleşen ABD vatandaşı olan Türklerin de lobi oluşturmasına, yardım ve teşvik etmelidir.

Hatta bu lobi, ABD'deki Müslüman Amerikalılara kadar da genişletmelidir.

Lobilere karşı lobi ile savaş verilir.

Geçenlerde İlber hocam çok güzel bir laf etmiş.

"Her canlı, bir gün ölümü tadacaktır" sözünü musalla taşına değil, devlet dairelerinde ve bankalarda asılmalıdır diye...

Bakalım haddimizi bilerek, milletimize huzur verebilecek yeni bir Anayasa yapabilecek miyiz?