"Sanki bir noktada dondu kaldı her şey. Dünbugündü, bugün yarın. Aralarında bir bağlam kuramıyoruz. Hayreti yaş ıyoruz hayret hâline eremeden."

Bugündeyim ve şimdikizamanı yaşıyorum. Bildiğim ve tanıdığım bir zaman değil bu şimdiki zaman.Bugünü yaşarken dünden kalanlar ve bugünü tamamladıktan sonra yarınataşıyacaklarım bir bilinmezlik denklemine takılı kaldı. Normal ve sıradan olanahasretle bakacağımı, eski şimdiki zamanlara özlem duyacağımı tahmin bileedemezdim.

Bu bilinmezliğinsebebi ne bugüne damga vuran salgın ve salgının yaşattıkları ne de teknolojininhükümranlığında yaşadığımız hızlı değişimler. Eskilerin deyimiyle "Bindik biralamete, gidiyoruz kıyamete" der gibi yokuş aşağı hızla sürüklenip gidiyoruz.Kayıptayız ve kayıplarımız o kadar hızla elimizden kayıp gidiyor ki aramaya,bulmaya ya da elimizde tutmaya bile takatimiz y ok.

Bugüne dair tek izleknoktası sadece "Yaşıyorum." sözüyle ifade edilebilir. Sadece "Yaşıyorum." Kısabir cümle ve tek bir yüklemden oluşuyor. Öznesi bile içine kapanmış, sadeceyaşama telaşında. Zamanı, mekanı, belirleyicileri etkenleri, edilgenleri,tamamlayıcıları, kapsayıcıları yok. Sıfatla niteleyeyim ya da zarflatamamlayayım desen tadı yok, tuzu yok. Kendi âleminde bugüne tıkılıp kalaninsan, sosyal hayat.

Sanki bir noktadadondu kaldı her şey. Dün bugündü, bugün yarın. Aralarında bir bağlamkuramıyoruz. Hayreti yaşıyoruz hayret hâline eremeden. Dünyanın en uzaktakinoktasına ya da en derindeki, en bilinmezin zerresine bir tıkla ulaşabilecekimkana sahipken dünden bugüne ve de yarına bir şey taşıyamamanın ya daaktaramamanın ızdırabını duyamıyorsak ve hele hele sadece tüketirken elimizdenakıp giden zamanın arkasından kayıtsızca boş gözlerle bakıyorsak sadece"Yaşıyorum." demek bile bugüne dair ifade edebileceğimiz tüm hükümleri hükümsüzkılmıyor mu?

Adı geçince başka birmânâ âlemine taşıyacağımız "insan" nerede? İnsanla başlayan, insandatamamlanan, insana ait olan tüm güzellikler nerede? Yaradan'ın yarattıklarıiçerisinde eşref-i mahlûk diye tanımlanan insan nerede? Biz bu insanı hangizamanda kaybettik. Dünde kaldıysa bulup çıkaralım, bugünde kaybolduysahatırlatalım, kendisine getirelim. Keşke yarınlara uçup gitseydi değil mi? Enazından daha geniş ufuklarda bir arayışımız, umudumuz olurdu?

Evet!. "Yaşıyorum."Bıraktım zamanın akışına kendimi yaşıyorum. Nereye gideceğimi bilmeden, neolacağını düşünmeden. Plansız, programsız. Ya da yazılan senaryolarda bana nedüştüyse hiç sorgulamadan, bir figüran olmanın dayanılmaz hafifliğinde.Düşünmek ne tasa. Düşünmek, sorgulamak demek ızdırap çekmek demek. Bir derdinolması demek. Hiç bitmeyen sorgulamalar demek. Oysa bütün bu sıkıntılara, çilelerene gerek var. Sadece "Yaşıyorum." demek kâfi. Yaşıyorum ya çocuklara ne olmuş,yaşlıların başına ne gelmiş, bunca insan bunca gözyaşı bana ne? Şaircesine"Yaşayıp gidiyoruz şunun şurasında" Takma kafanı, bunlarda geçer. Buncaduyarsızlık, bunca talan ve sömürü.

Her yanımız,zerrelerimiz istila altında bu duyarsızlıkta. Bu kadar umutsuz muydukgerçekten? İnsana ait olanda her zaman en bilinmezinde bile bir umut saklıdeğil miydi? Şimdiki zamanı bir sürünün içerisinden bakarak "Yaşıyorum."diyenler bu kayboluşun hükmünde yaşıyorlar.

Bak yeni bir gündoğacak birazdan. Hafif bir kızıla bürünecek ufuklar, yeni bir doğumunsancısını yaşayacak tabiat. Bütün kaybolmuşlara inat sürecek güzelliklerini.Salgının bir alarm olduğunun bile farkına varamayanlar hep şimdiki zamanınhükmünde kaybolacaklar, yitirecekler, tüketecek, tükenecekler. Ama sürünündışında bir yerlerde bir insan hükme razı olmayacak, bu talana razı olmayacak.Düşünecek, dertler edinecek, bu çileyi çekmeye razı olacak. Teslim olmayacak.Bugünün hükmünden çıkıp yarına bir ışık yağdıracak.

Şimdiki zamanlardadilimden iki sözcük eksik olmuyor. Biri "yağma" biri "talan". İkisi de umudataşıyor beni. Yüksek ruhların dilinde bu kelimeler cümle kapısından nereleregötürüyor beni. Takipteyim. Dilimde iki sözcük: "Yağma ve talan", rehberim ikişair: "Yunus Emre ve Hilmi Yavuz" Gerisi fazla söz ne hacet. O zaman söze buminvalde mânâ devşirmeye devam.

"sen şimdi artık hep

kendinde kalansın

konuksun, ancakhüzünlerde

mülk sahibi.

hilmi'sin ya da belkisümmanî

oldun, talansın.

kalbin dâimâ gülkokuyor

ve her şey güzeliyorgibi

sen talan oldukça."

-Hilmi Yavuz, Talan Şiirleri-