İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Yarınlar ve Bilinmezler Arasında

Eklenme : 6.07.2021 00:00:00
Görüntülenme: 471

"Sanki bir noktada dondu kaldı her şey. Dün bugündü, bugün yarın. Aralarında bir bağlam kuramıyoruz. Hayreti yaşıyoruz hayret hâline eremeden."

Bugündeyim ve şimdiki zamanı yaşıyorum. Bildiğim ve tanıdığım bir zaman değil bu şimdiki zaman. Bugünü yaşarken dünden kalanlar ve bugünü tamamladıktan sonra yarına taşıyacaklarım bir bilinmezlik denklemine takılı kaldı. Normal ve sıradan olana hasretle bakacağımı, eski şimdiki zamanlara özlem duyacağımı tahmin bile edemezdim.

Bu bilinmezliğin sebebi ne bugüne damga vuran salgın ve salgının yaşattıkları ne de teknolojinin hükümranlığında yaşadığımız hızlı değişimler. Eskilerin deyimiyle "Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete" der gibi yokuş aşağı hızla sürüklenip gidiyoruz. Kayıptayız ve kayıplarımız o kadar hızla elimizden kayıp gidiyor ki aramaya, bulmaya ya da elimizde tutmaya bile takatimiz yok.

Bugüne dair tek izlek noktası sadece "Yaşıyorum." sözüyle ifade edilebilir. Sadece "Yaşıyorum." Kısa bir cümle ve tek bir yüklemden oluşuyor. Öznesi bile içine kapanmış, sadece yaşama telaşında. Zamanı, mekanı, belirleyicileri etkenleri, edilgenleri, tamamlayıcıları, kapsayıcıları yok. Sıfatla niteleyeyim ya da zarfla tamamlayayım desen tadı yok, tuzu yok. Kendi âleminde bugüne tıkılıp kalan insan, sosyal hayat.

Sanki bir noktada dondu kaldı her şey. Dün bugündü, bugün yarın. Aralarında bir bağlam kuramıyoruz. Hayreti yaşıyoruz hayret hâline eremeden. Dünyanın en uzaktaki noktasına ya da en derindeki, en bilinmezin zerresine bir tıkla ulaşabilecek imkana sahipken dünden bugüne ve de yarına bir şey taşıyamamanın ya da aktaramamanın ızdırabını duyamıyorsak ve hele hele sadece tüketirken elimizden akıp giden zamanın arkasından kayıtsızca boş gözlerle bakıyorsak sadece "Yaşıyorum." demek bile bugüne dair ifade edebileceğimiz tüm hükümleri hükümsüz kılmıyor mu?

Adı geçince başka bir mânâ âlemine taşıyacağımız "insan" nerede? İnsanla başlayan, insanda tamamlanan, insana ait olan tüm güzellikler nerede? Yaradan'ın yarattıkları içerisinde eşref-i mahlûk diye tanımlanan insan nerede? Biz bu insanı hangi zamanda kaybettik. Dünde kaldıysa bulup çıkaralım, bugünde kaybolduysa hatırlatalım, kendisine getirelim. Keşke yarınlara uçup gitseydi değil mi? En azından daha geniş ufuklarda bir arayışımız, umudumuz olurdu?

Evet!. "Yaşıyorum." Bıraktım zamanın akışına kendimi yaşıyorum. Nereye gideceğimi bilmeden, ne olacağını düşünmeden. Plansız, programsız. Ya da yazılan senaryolarda bana ne düştüyse hiç sorgulamadan, bir figüran olmanın dayanılmaz hafifliğinde. Düşünmek ne tasa. Düşünmek, sorgulamak demek ızdırap çekmek demek. Bir derdin olması demek. Hiç bitmeyen sorgulamalar demek. Oysa bütün bu sıkıntılara, çilelere ne gerek var. Sadece "Yaşıyorum." demek kâfi. Yaşıyorum ya çocuklara ne olmuş, yaşlıların başına ne gelmiş, bunca insan bunca gözyaşı bana ne? Şaircesine "Yaşayıp gidiyoruz şunun şurasında" Takma kafanı, bunlarda geçer. Bunca duyarsızlık, bunca talan ve sömürü.

Her yanımız, zerrelerimiz istila altında bu duyarsızlıkta. Bu kadar umutsuz muyduk gerçekten? İnsana ait olanda her zaman en bilinmezinde bile bir umut saklı değil miydi? Şimdiki zamanı bir sürünün içerisinden bakarak "Yaşıyorum." diyenler bu kayboluşun hükmünde yaşıyorlar.

Bak yeni bir gün doğacak birazdan. Hafif bir kızıla bürünecek ufuklar, yeni bir doğumun sancısını yaşayacak tabiat. Bütün kaybolmuşlara inat sürecek güzelliklerini. Salgının bir alarm olduğunun bile farkına varamayanlar hep şimdiki zamanın hükmünde kaybolacaklar, yitirecekler, tüketecek, tükenecekler. Ama sürünün dışında bir yerlerde bir insan hükme razı olmayacak, bu talana razı olmayacak. Düşünecek, dertler edinecek, bu çileyi çekmeye razı olacak. Teslim olmayacak. Bugünün hükmünden çıkıp yarına bir ışık yağdıracak.

Şimdiki zamanlarda dilimden iki sözcük eksik olmuyor. Biri "yağma" biri "talan". İkisi de umuda taşıyor beni. Yüksek ruhların dilinde bu kelimeler cümle kapısından nerelere götürüyor beni. Takipteyim. Dilimde iki sözcük: "Yağma ve talan", rehberim iki şair: "Yunus Emre ve Hilmi Yavuz" Gerisi fazla söz ne hacet. O zaman söze bu minvalde mânâ devşirmeye devam.

"sen şimdi artık hep

kendinde kalansın

konuksun, ancak hüzünlerde

mülk sahibi.

hilmi'sin ya da belki sümmanî

oldun, talansın.

kalbin dâimâ gül kokuyor

ve her şey güzeliyor gibi

sen talan oldukça."

-Hilmi Yavuz, Talan Şiirleri-

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft