Bir ülkenin gerçek bağımsızlığı,

Yalnızca sınırlarının çizgilerinde,

Ordusunun gücünde saklı değildir.

Asıl bağımsızlık,

O ülkenin kendi halkını doyurabilmesinde.

Kendi toprağından çıkan bereketi yönetebilmesinde.

Yani üretim gücünde yatar.

Tarım bu yüzden sadece,

Bir ekonomik sektör değil,

Milletlerin kaderini belirleyen,

En stratejik varlıktır.

Gıdayı kontrol eden,

Geleceği kontrol eder.

Henry Kissinger’a atfedilen ünlü söz,

‘Petrolü kontrol eden ülkeleri,

Gıdayı kontrol eden insanları kontrol eder.

Bu cümle,

küresel güç mücadelelerinin görünen yüzünü,

Görünmeyen yüzünün ise tarım olduğunu anlatır.

Bugün dünya siyasetinin perde arkasındaki,

En stratejik alan artık silah değil,

Sofralara ulaşan ekmek,

Su ve tohumdur.

Gıda milli güvenliğin,

En sakin ama en tehlikeli cephesidir.

Savaşlar tanklarla değil,

Artık tedarik zincirleriyle kazanılıyor.

Ülkeler topraklarını değil,

Gıda piyasalarını,

Gübre kartellerini

Ve su kaynaklarını kontrol etmek için yarışıyor.

Bugün  dünyanın pek çok ülkesi,

Teknolojiye,

Yapay zekaya,

Küresel ticaret antlaşmalarına sığınıyor.

Fakat hiç biri açlık tehdidi karşısında,

Toprağın yerini tutmuyor.

Bir ülke kendi gıdasını üretemiyorsa,

Kararlarını da özgürce veremez.

Bu kadar basit,

Bu kadar net.

Türkiye gibi verimli topraklara,

Dört mevsime,

Köklü  bir çiftçilik geleneğine sahip,

Bir ülkenin tarımı,

Yalnızca ekonomik bir alan değil,

Aynı zamanda ulusal sigortasıdır.

Ancak bu sigortanın zayıfladığını,

Uzun zamandır ihmale uğradığını görmek acı veriyor.

Köylü nüfusunun azalması,

Gençlerin tarımdan uzaklaşması,

Üretim maliyetlerinin yükselmesi,

Ve dışa bağımlı hale gelen tohum,

Gübre sektörü,

Üretimde bağımsızlığa gölge düşürmekte.

Oysa tarım modernleşebilir,

Tarım güçlendirilebilinir,

Ve yeniden stratejik,

Bir milli politika haline getirilebilinir.

Unutmayalım ki,

Üretici desteklenmezse üretim olmaz.

Üretim olmazsa bağımsızlık yalnızca nutuklarda kalır.

Tarım politikaları,

Günü kurtaran değil,

Geleceği güvenceye alan mantıkla kurulmalıdır.

Unutmamalıdır ki,

Yerli tohum sürdürülebilir üretimdir.

Yabancı şirketlerin tohumuna muhtaç olan ülkeler,

Kendi sofrasının bile kontrolünü başkası sağlar.

Unutmamalıdır ki,

Tarım sadece kırsalın meselesi değildir;

Şehirde yaşayan herkesinde geleceğidir.

Petrol dünün stratejisiydi,

Gıda bugünün.

Petrol ulusları diz çöktürür,

Gıda halkları eğip büker.

Enerji krizi devletleri sıkıştırır,

Ancak gıda krizi doğrudan,

Toplumun sinir uçlarına dokunur.

Petrolü birkaç ülke üretir.

Gıdayı herkes tüketir.

Tarımda dışa bağlı ülkeler,

Uzun vadede yönetilemeyen ülkelerdir.

Tohum 21.Yüzyılın gerçek nükleer silahıdır.

Bugün dünyanın en büyük tohum şirketleri,

Birkaç küresel devin elindedir.

Çiftçinin ne üreteceğine,

Hangi fiyatla üreteceğine,

Hangi koşullarda üretime devam edeceğine,

Dolaylı bir şekilde karar verir.

Bu nedenle tohumu kontrol eden,

Geleceği kontrol eder.

Çözüm;

Ulusal tarım,

Ulusal onurdur.

Ülkemiz gibi tarım potansiyeli yüksek ülkeler için,

Gıda politikası sadece ekonomik değil,

Bağımsızlık meselesidir.

Bizler ne yapacağız derseniz.

Yerli tohumu geliştirmek,

Su kaynaklarını korumak,

Çiftçiyi güçlendirmek,

Gıda stoklarını güvenceye almak,

İthal bağımlılığını kırmak,

Birer tarım reformu değil.

Yarının jeopolitik savunma hattıdır.

Kissinger’in cümlesi bugün her ülkede yankılanıyor;

Petrol çağının imparatorları enerjiyle hükmediyorsa,

Yarının imparatorları ise gıda ile hükmedecek.

O yüzden mesele sadece

‘Tarım politikası’ değildir.

Mesele ulusal bağımsızlığın en temel sorusudur.

Kendi vatandaşını  doyuramayan bir ülke,

Kendi kaderini nasıl özgürce çizer?