GONCA KÖKSAL ARAS’IN BÜYÜKLERİNİN KONUTUNA SALDIRI AYDINLANDI
Önce bir haber paylaşalım. Arada gürültüye gitmesin.
Hani Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras’ın kıymetli büyüklerinin Muslihittin Mahallesi’ndeki konutlarına molotof kokteylli saldırı yapılmıştı ya, işte o olay nihayet tam anlamıyla aydınlandı. İddianame yazıldı.
İki ‘çocuk’ tarafından gerçekleştirilen olay spekülatif tartışmalara da yol açmıştı. Dönemin CHP Muğla İl Başkanlığı olayı aydınlığa kavuşmadan abartıp, siyasi malzeme haline getirmişti. Kesin olan bir şey vardı, o da çocuklara yanlış adres gösterilmiş olmasıydı.
Yani çocukları azmettirenlerin hedefi Gonca Köksal Aras Başkan değildi…
*
Dün basında yer alan haberlere göre, Gonca Köksal Aras’ın dedesi ile anneannesinin yaşadığı evin balkonuna molotofkokteyli atılması ile ilgili, Savcılık İddianamesi hazırlanmış. İddianamede, İngiltere’de yaşadığı belirlenen Orhan Karafoğlu (37) adındaki şüphelinin molotofkokteyli atmaları için iki şüpheli çocuğa 10 bin lira teklif ettiği, pazarlıklar sonucu tutarın 20 bin liraya çıktığı belirtilirken, yanlış balkona molotof atıldığı, asıl hedefin ise Türkiye’de 7 ayrı suçtan aranmakta ve Yunanistan’da cezaevinde olan Yunus Emre Fer olduğu ifadesi kaydedildi.
İddianamede, şüpheli Orhan Karafoğlu’nun 1 milyon lira alacağı olduğunu öne sürdüğü Yunus Emre Fer’e ulaşamayınca, Türkiye’deki bağlantılarını kullanarak korkutma amaçlı eylem için Emirkan Uslu ve Tugay Konya aracılığıyla şüpheliler 16 yaşlarındaki Mesut Can Ç. ve Yalçın D. ile irtibat kurduğu bilgisine yer verilirken, olay günü keşif yapan ve hedef evi şaşıran çocukların, Yunus Emre Fer’in ailesinin oturduğu daire yerine, Gonca Köksal Aras Başkanın kıymetlileri aynı apartmanda yaşayan Mevlüde-Halit Kazan çiftinin balkonuna 3 molotofkokteyli attığı belirtildi.
İddianamede, şüpheliler Orhan Karafoğlu, Emirkan Uslu ve Tugay Konya hakkında ‘Mala zarar verme’, ‘Birden fazla kişi tarafından birlikte silahla tehdit’ ve ‘Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması’ suçlarından toplamda 3 yıldan 11 yıla kadar, saldırıyı gerçekleştiren çocuklar Mesut Can Ç. ve Yalçın D. için ise ‘Kasten yangın çıkarma suretiyle mala zarar verme’, ‘Nitelikli hırsızlık’ suçlarından 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilmesi istendi…
*
SAHTE HESAPLARLA GAZETECİLİK OYNAYANLARA GÖZALTI
Sakar altı, Sakar üstü Operasyonu ile ilgili sosyal medyada ilk paylaşımımda (20 Ocak Salı) “Muğla'da Büyük Operasyon” üst başlığı ve “Sahte Hesaplarla Gazetecilik Oynayanlara Gözaltı” başlığı ile verdiğim haberin altında yapılan yorumlar önemli.
Bu köşenin takipçilerinden Menteşe’den Gülcan Köksal “Topluma güven ve huzur veren polis teşkilatımızı tebrik ediyoruz.” demiş. Ben de tebrik ediyorum hem Savcılığımızı hem polisimizi…
Dalaman’ın eski belediye başkanlarından Şevket Durmuş ta “İyi olmuş kendine güvenen her şeyi açık şekilde paylaşır” demiş. Bence de… Elbette herkes kaleme aldığı haberin, yazının altına imzasını atmalı. Vatandaşlarda imzasız metinleri ciddiye almamalı, ama alıyorlar.
Galiba bu işin en doğrusu bence sosyal medya operatörleri hesap açmak isteyenlerden “isim doğrulatması” istenmesi olacaktır. Nitekim Dalaman’dan Bedir Fırat da “Aslında gazetecilerin bir belge numarası olmalı ve bu belgeyi açık açık yayımlamalı, yoksa yok öyle ben gazetecilik yapıyorum diye geyik eti yemek…” diyor. Bir de gazetecilerin belediyelerle ticari ilişkilerinin incelenmesini istiyor.
Bu meselelerden az çekmemiş olan Muğla’nın renkli politikacılarından Veteriner Hekim Yusuf Kayacık da şöyle yazdı:
“Operasyonu gerçekleştiren emniyet teşkilatımızı tebrik ediyorum… Yaklaşık 15 yıldan beri ilimizin önde gelen isimlerini yıpratmak için yapmadıkları pislik kalmayan bu terbiyesizleri en ağır şekilde cezalandırmak lazım… Ancak şunu da unutmamak lazım ki bunlar sadece maşa, asıl arkalarında iplerini tutanları bulmak çok önemli aksi taktirde yapılan operasyon tıpkı ünlülerin ve torbacıların alınıp, baronlara dokunulmayan uyuşturucu operasyonu gibi göstermelik kalır…”
*
ARKALARINDA KİM VAR?
Yusuf Kayacık’a da katılıyorum. Ancak “asıl arkalarında iplerini tutanları bulmak çok önemli” derken bu operasyonda adı geçenler için dediğini düşünmüyorum. O isimlere yeni isimler eklenebileceği gibi masum olanlar da çıkabilir. Henüz olay soruşturma aşamasında. Nitekim gözaltında olanların sayısı 9’a çıktı. Ancak arkalarında kim varsa ortaya çıkarılmalıdır.
Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Muğla Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlar ve KOM ekipleri tarafından, Muğla, Bodrum, Marmaris, Fethiye ve Seydikemer'de eşzamanlı yapılan operasyon ve yürütülen soruşturmada Beyaz Ay Derneği Muğla Şube Başkanı Pınar Boyacı ve Sıtkı Koçman Üniversitesinde Güvenlik Görevlisi Sefa Kara’nın ardından, şüphelilerden 4’ü Seydikemer’de sıkıştırıldı ve Bodrum’da yaşayan Cemal Demirtaş ile Marmaris’te yaşayan Kürşat Keskin yakalandı. Villadan ayrıldıkları anlaşılan Muğla Türk TV sahibi ve TİMBİR Genel Başkan Yardımcısı Serap Ülkü Özdemir ile “Cinci Hoca” lakaplı Serdar Cemal Süzeroğlu da Fethiye’de gözaltına alındı. Aynı gün 4 kişiye yardım ve yataklıktan Fethiyeli iş insanları İshak Büyükünal, Habip Demir ve Fatma Okşak alındı.
Duyumlarımıza göre, şüphelilerin çok yönlü soruşturmalarında gözaltı sürelerinin uzayabileceği gibi, yeni gözaltılar olabileceği ve bir de bir “itirafçının” bulunduğu belirtilen soruşturmada kimi siyasetçi ve yakınlarına da ulaşabileceği ifade ediliyor…
*
SAPLA SAMANI AYIRMA ZAMANI…
İşte bu nokta Muğla kamuoyunun yakından takip ettiği soruşturmada herkes “Bunların arkasında kim var?” sorusuna odaklanmış durumda… Yani Muğla’da çok sayıda Yusuf Kayacık bulunuyor. Hepsi de sorunun yanıtını merak ediyor. Bodrum’da “X Bodrum” da yazan arkadaşımız Selda Öztürk’ün kaleme aldığı “Gazetecilik Maskesiyle İtibar Suikastı Yapanlar! Sapla Samanı Ayırma Vakti Geldi” başlıklı yazısı “gazetecilik mesleği” açısından çok önemli.
“Türkiye, uzunca bir süredir alacakaranlık kuşağında yaşıyor. Gerçeğin yerine yalanın, fikrin yerine küfrün, haberin yerine şantajın ikame edildiği bir garip dönem bu.” diyen Selda Öztürk “Muğla Emniyeti dün (Salı) bir operasyon yaptı. Adı: ‘Sak araltı Sakar üstü’ Seydikemer’den Marmaris’e, oradan Bodrum’a uzanan bir ağ. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Sahte hesaplar... Trol orduları... Kendine ‘gazeteci’ süsü veren şantajcılar...” diye devam etmiş…
*
Suçlamaların yenilir yutulur cinsten olmadığını, “Şantaj, özel hayatın gizliliğini ihlal, devlet büyüklerine hakaret...” diye uzayıp gittiğini; dosyaya bakınca hedefte Muğla Valisinin, AK Parti’nin 2024 Büyükşehir adayı Aydın Ayaydın’ın, İl Sağlık Müdürünün bulunduğunu ve kentin “güç odaklarına” saldırının söz konusu olduğuna dikkat çekerken “Elbette hukuk, kimin hedef alındığına bakmaz, bakmamalıdır. Suç varsa, cezası da olmalıdır.” diyen Selda Öztürk konuya şu dikkat çekici açılımı taşımış:
“Tam bu noktada, dosyadaki teknik bir ayrıntıya şerh düşmek zorundayız. Gözaltı gerekçelerinden biri TCK 217/A, yani kamuoyunda bilinen adıyla ‘Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma’ suçu… Hatırlarsanız bu yasa meclisten geçerken biz gazeteciler, ‘Bu yasa sansür yasasına dönüşebilir, Demokles’in kılıcı gibi başımızda sallanır’ diye bas bas bağırmıştık. Şimdi burada ince bir çizgi var ve o çizgiyi hassasiyetiyle çizmek gerek: Elbette sahte hesaplar arkasına saklanıp, toplumu manipüle eden, kişilerin özel hayatını (TCK 134) ifşa eden, şantaj yapan yapılarla mücadele edilmelidir. Bu suçtur, gazetecilik değildir. Ancak, bu operasyonu alkışlarken, TCK 217/A’nın uygulanma biçimine de dikkat kesilmeliyiz. Yarın öbür gün, elinde belgesiyle, imzasıyla yolsuzluk haberi yapan, doğa katliamını ifşa eden, halkın gerçek sorunlarını yazan muhalif bir gazeteci; sırf iktidarın hoşuna gitmeyen bir gerçeği yazdı diye bu maddenin hedefi olursa ne olacak? Bu yüzden diyoruz ki; amaç suçu önlemek olmalı, basın özgürlüğünü boğmak değil. Nitekim; dijital dünyada trollerle gerçek gazetecileri ayıran mihenk taşı, hukukun evrensel ilkeleridir.”
*
Selda Öztürk bize, hepimize “şeytanın gör dediğini” gösteriyor. Doğru yapıyor. Yazısında bir başka önemli noktaya da “Datça’nın Sesi” gazetesinden Sedat Kaya arkadaşımızdan örnekleme yaparak şöyle dikkat çekmiş:
“Bakın, meslektaşım Sedat Kaya çok doğru bir noktaya parmak basmış. Diyor ki; ‘Bu operasyon hukukun dijital suçlara karşı işletilmesi bakımından doğru. Ancak Muğla’da uzun süredir sadece iktidarı değil, CHP’li belediyeleri, muhalefet siyasetçilerini ve namuslu gazetecileri hedef alan, belaltı vuran siteler de biliniyor.’… Bizler her daim hukukun üstünlüğüne inanırız. Biliriz ki; adalet terazisi, kişinin partisine göre değil, işlediği suçun ağırlığına göre tartar... Eğer bir yapı, sırf muhalif diye bir kişiye, bir makama iftira atıyorsa ve o zaman sessiz kalınıyorsa; bugün yapılan operasyonun da samimiyeti sorgulanır. Buna mahal verilmemelidir. Cumhuriyet hukuku, imtiyaz kabul etmez. Umarım bu operasyon bir milat olur.”
Umarım öyle olur. Sap samandan ayrılır, azmettiricilere de ulaşılır, gerçek gazeteciler ile mesleği kirletenler ayrıştırılır ve hala suskunluğunu koruyan meslek örgütlerimizde “temiz ellere” yardımcı olur…
-------------- --------------
GÜNÜN SÖZÜ: Bozulmuş bir toplumda, mutlu olabilmek için bozulmuş olmak gerekir. --Paul Henri Thiry 'Holbach