İnsanoğlu bir türlü huzur içinde yaşamayı beceremiyor.

İlla "Hepsi benim olacak" tuzağından kendisini kurtaramıyor.

Günümüz dünyası ikiye bölünmüş durumda.

Bir tarafta, İngiltere ile genel valileri tarafından yönetilen İngilizce konudan ülkeler ve Çin,

diğer tarafta ise ABD ile AB'den oluşuyor.

Bu tarafta gizli bir ortak daha var.

O da Rusya.

Son Gazze olayı ile Kızıldeniz’de gelişen olaylar iki tarafın "Bu bölge benim olacak" kavgasından başka bir şey değil.

Çünkü bu bölge, Çin ile AB arasındaki yolun geçtiği bölge.

Harita ve harita okuyabilmek çok önemlidir.

Harita okurken de dünyamızın bir küre şeklinde olduğunu da ıskalamamak gerekir.

Dünya haritasına bakarsak Türkiye Cumhuriyeti topraklarının ne kadar vaz geçilmez bir konumda olduğunu görürsünüz.

İsrail devletinin de bu bölgede olduğunu, vad edilmiş toprakların da içimizde ve kıyınızda olduğunu da bilmeliyiz.

Tabi harita okumasını doğru biliyorsanız.

Çin'i 1970 yılından sonra bir deve dönüştüren İngiltere ile "City of London" sermayesidir.

City of London sermayesinin de kime ait olduğunu da bilmelisiniz.

Çin,1970’li yıllarından sonra adeta dünyanın atölyesi, fabrikası haline getirildi.

Batı, fabrikalarının çoğunu söküp, Çin'e taşıdı.

Çünkü emek çok ucuz idi...

Çin'e teknoloji de götürüldü ve böylece Çin de devleşti.

Çin'in batıdaki en büyük pazarı Avrupa, yanı AB ülkeleri ile İngiltere’dir. .

Çin ürettiği malları AB ülkeleri ile İngiltere’ye daha ekonomik ulaştırmak için, eski ipek yolunu yeni teknolojiler ile canlandırmak istedi.

Bu yol, ya Rusya - Ukrayna üzerinden AB ülkelerine ve İngiltere’ye ulaşacaktı.

Çünkü Pasifik ve Hint Okyanusuna ABD donanması hakimdi.

İpek yolu, Türkiye ve Türk devletleri üzerinden geçen bir yol ile AB ülkelerine ve İngiltere’ye ulaşacaktı.

Rusya üzerinden geçen yol sinsice bir proje ile Ukrayna - Rusya savaşıyla devre dışı bırakıldı.

Rusya'dan Almanya'ya giden kuzey I ve II boru hatları bombalanarak Alman ekonomisini, ABD'ye muhtaç ettiler.

Hâlâ bu boruların kimler tarafından bombalandığı tam bilinemiyor.

Boru hatlar devre dışı kalınca da ABD ile AB arasında mecburi bir evlilik doğmuş oluyordu.

Böylece cepheler kesinleşmiş oldu ve savaş acımasız bir döneme girdi.

Bölgemizdeki savaş, ABD + AB ( mecburi ortak) + Rusya ( gizli ortak ) ile İngiltere ve genel valiler ile yönetilen ortakları + Çin arasında yaşanıyor.

Türkiye hangi taraftan yana ağırlığını koyarsa o tarafın bu amansız mücadeleden zafer ile çıkacağı, hesaplanıyor...

Küresel savaş, bu neden ile iç politikamızı da yakından ilgilendiriyor.

Dünya egemenliği için savaşan taraflar, Türkiye’yi yanlarına çekmek için uzun zamandır amansız bir mücadelenin içindeler.

Önce, Türkiye’yi Kürt- Türk diye, sonra Sünni- Alevi diye, sonra da Sağcı- Solcu diye ayırıp kendi cephesine dahil etmek isteyen taraflar, bazen de askeri darbeler ile bizi istedikleri tarafa çekmek istediler..

Bazı zamanlarda da başarılı oldular.

Ama, son darbe olan 15 Temmuz 2016 günü yapılan başarısız askeri darbeden sonra işler değişti.

Türkiye, Azerbaycan - Ermenistan savaşına müdahil olarak Zengezur koridorunu kullanarak ipek yolu için önemli adımlar atıyor.

Basra körfezinden Mersin limanımıza ulaşacak altı gidiş, altı dönüş şeridi olan otoyol yapımı için Irak ile önemli adımlar atıyor.

Bu yolun yanına da hızlı tren hattını inşa etmeyi düşünüyor..

Tüm bu girişimler ne anlama geliyor?

Tüm bu yatırımlara ABD karşı çıkıyor ve çevremizde bulunan legal veya ilegal güçleri bize karşı kışkırtıyor.

23 aralık günü de kışkırtılan ve cesaretlendirilen PKK, kuzey Irak’ta altı askerimizin hayatına son verdi…

Bunlar yetmiyormuş gibi, son günlerde de küresel savaşın tarafları, Türkiye’yi zayıflatmak ve yanlarına çekmek için, yeni bir ayrıştırma formülünü uygulamaya başladılar.

Bu ayrıştırma formülünün adı da " Futbol" dur.

Son iki hafta içinde Türk futbolunda yaşanan olaylar bunun örneklerini oluşturuyor.

Hakem dövmeler, takımı maçtan çekmeler, gereksiz kırmızı kartlar ve statlardaki kavgalar ister istemez insana "Nereye gidiyoruz?" sorusunu sorduruyor.

Tüm bunların yanında futbolu gazi kaçmış gazoza benzeten VAR sistemini de koyun bir yere...

Üç büyük kulübümüzün taraftarlığı hiç bir şeye benzemez.

Bizde taraftarlık duyguları çok güçlüdür...

Bu üç, hatta dört kulübün taraftarları arasına göz göre göre bir çomak sokulursa, VAR sistemi kötü kullanılır ise, 1960’lı yıllardan beri uygulanan ayrıştırma yöntemleri gölgede kalabilir.

Ben, futbolumuzda üst üste yaşanan anlamsız ve provokasyon kokan olayların tesadüf olmadığına inanıyorum.

Paylaşım savaşları çok acımasız ve şeytanın bile aklına gelmeyen yöntemler kullanılarak yapılıyor.

Çok sakin ve uyanık olmak zorundayız...

Pardonu olmayan bir oyunun içindeyiz.

Haberiniz olsun…