Muğla ilinin yüz ölçümünün yüzde 68’i ormanlar ile kaplıdır.
Muğla ilindeki ormanlar kızılçam, fıstık çamı, günlük ağaçları ile makiliklerden oluşur.
Ormanlarımız, çok sayıda delice dediğimiz zeytin ağaçlarına da ev sahipliği yapar.
Ormanlarımızdan maksimum faydalanmak için, 1930’lu yıllarda Almanya'dan ilim adamları davet edildi.
İlim adamları Anadolu'yu baştanbaşa dolaştılar ve hükümete bir rapor verdiler.
Türkiye'de dört tip orman vardı.
1- Devlet ormanları.
2- Vakıf ormanları.
3- Köy tüzel kişiliğine ait ormanlar.
4- Şahıs ormanları…
Devlet ormanları çok az idi.
Bunun üzerine 1945 yılında 4785 sayılı yasa çıkarılarak tüm ormanlar devlet ormanı kabul edildi...
4785 sayılı yasadan sonra Türkiye tarihindeki en büyük orman yangınlarına şahit olduk...
Orman zenginliğimiz büyük ölçüde yok oldu.
En nihayetinde 31.08.1956 tarihinde 6831 sayılı Orman Yasası çıkarıldı.
6831 sayı Orman Yasası bugüne kadar 29 kez de değişikliğe uğradı.
Zeytin ve fıstık çamı yetiştiren arazi sahipleri, arazilerinin orman içinde kalmaması için büyük bir mücadelenin içine girdiler.
Konu mahkemelere taşındı.
Çok büyük acılar çekildi.
Elinden ormanı alınan aileler, mecburen büyük kentlere göç etkiler.
Böylece, kentlerimiz, gecekondular ile köye dönüştü.
Orman içinde kalan araziler için verilen mücadele, halen devam ediyor.
En sonunda, Tapu - Kadastrosu ile Orman Kadastrosunun beraberce çalışmasına kararı verildi.
Bu beraberlik, başta Muğla ili olmak üzere birçok ilde netice vermeye başladı.
Muğla ili, Milas ilçesi Akkovanlık, Çamlıyurt, Ortaköy, Olukbaşı, Kayabaşı ve Kargıcak mahallelerinin kadastro çalışmaları bu yöntem ile ancak bitirilebildi.
Milas ilçesi Çallı köyündeki müşterek kadastro çalışmaları, halen devam ediyor.
Sırada Yatağan ilçesi Katrancı, Gökgedik ve Turgutlar mahalleleri var.
Bu köy sakinleri, geçimlerini fıstık camından elde edilen "Künar" ile sağlıyorlar.
Tapu - Kadastro ile Orman Kadastrosu, Yatağan ilçesindeki Katrancı, Gökgedik ve Turgutlar mahallelerindeki "Fıstık Çamlarının" bulunduğu arazilerin eski tapularını mal sahiplerinden talep etti…
Ormanların devlete ait olduğunu iddia eden 4785 sayılı yasa 1945 yılında yürürlüğe girmişti.
Aradan 79 yıl geçmiş.
En az üç - dört nesil geçti aradan
Mal sahiplerinin ellerindeki tapular eski Türkçe olarak düzenlenmiş idi.
Eski Türkçeyi bilen insan sayısı, günümüzde yok denecek kadar az.
En doğru ve adil yöntem, tapu kütüklerindeki kayıtlardan mal sahiplerinin belirlenme yöntemi olacaktır.
Böylece, 80 yıllık bir mağduriyetin giderilmesi de mümkün olacaktır.
Bazı kişiler "Biz, Fıstık Çamı ağaçlarından 50 yıldır künar topluyoruz. Tapular bizim üzerimize çıkarılmalıdır" iddiasında bulunuyorlar.
Bunu talep edenler, zilyetlik ile mal sahibi olmak istiyorlar.
Ama bu kişiler, tapulu arazilerde zilyetliğin geçersiz olduğunu bilmiyorlar.
Hatta, bu talepte bulunan kişiler, gerçek mal sahiplerin arazilerini kullandığı için, en az 5 yıl "Ecrimisil" ödemek zorunda bile kalabilirler.
Adaletli davranmak, haklının, hakkını vermek, insan olmanın ilk şartıdır…
Zeytinlikler, Fıstık Çamları zamanında büyük emekler ile var edildiğini, kimse unutmamalı...
İnsan yalnız kendisi için çalışmaz, kendisinden sonra gelecek torunlarını, hatta onların da torunlarını düşünerek yatırım yapar.
Orman yangınları canımızı çok yakıyor.
Ormanlarımızı, orman içinde ve civarındaki köylerde yaşayan vatandaşlarımız ile gerçek mal sahiplerini, devletin yanına almadan yeterince koruyamıyoruz.
Ormanı korumak ve bakımlarını yapmak yalnız devletin imkanları ile mümkün değil
Ormanlarımızın zeminleri adeta yangına davetiye çıkarıyor.
Hele, Dünya'daki iklim değişikliği ve havaların ısınması ile ormanların zemin temizliğini çok daha önemli bir hale geldi.
Çam ormanlarında iğne yapraklı çam ağaçların kurumuş yaprakları, büyük tehlike oluşturuyor.
Bu gerçeği 80 yıldır yaşıyoruz, ama bir türlü ders alamıyoruz.
Bu günlerde, Aydın ili Germencik ilçesi ile Muğla ili Milas ilçesi Sekköy ormanlarında, bu nedenler ile yangınları çıktı.
Yazık oldu, birçok vatandaşımız da mağdur oldu.
Yangınlar, orman yakınlarındaki zeytin, incir ve bağlara çok zarar veriyor.
Vatandaşımız ile ormanlarımızı barış içinde var olmayı ve yaşatmayı başarmalıyız.
Bunun da yolu ormanlarımızın mülkiyet ve bakım sorununa, doğru, akıllıca ve hakça çözümler üretmekten geçiyor.
Ormancı türküsü bile, orman mülkiyeti yüzünden çıkan bir kavganın hikayesini anlatıyor.
Adalet, hak ve halktan yana olmak, en büyük erdemdir…
Adalet, mülkün temelidir ve orman yangınlarının da panzehiridir…