Geçen Cuma günü Asar dağının tepesindeki küçük düzlükte bulunan Mobolla antik kentini arkadaşım Mevlana İnce ile ziyaret ettim.
Mobolla Antik Kenti zor bir coğrafyada kurulmuş.
Mobolla Antik Kenti surlar ile kendisini korumaya almış.
Kentin doğu sınırı doğal koruma şeklinde bir yar olduğu için, oraya sur duvarları yapılmamış.
Mobolla Antik Kentinin Güney ve Batı yanları küçük sayılacak surlar ile korumaya alınmış.
Mobolla kentinin en zayıf cephesi kuzey tarafı olduğu için, sular bu tarafta daha yüksek ve kalın yapılmış.
Biz de bu tarafından yürüyerek Mobolla Antik Kentine ulaşabildik.
İnsan Mobolla Antik Kentini dolaşır iken, yaşamın ne denli değerli olduğunu hissediyor.
İnsanın en zayıf noktası geceleri uyku zamanıdır.
İnsanlar, sevdiklerini ve kendisini korumak için Mobolla gibi zor coğrafyalara yerleşerek buralarda surlar ile çevrili kentler yapmışlar.
İnsan en vahşi hayvandan bile korkmaz.
Zaten en vahşi hayvan bile insan kokusunu alınca uzaklara kaçar.
İnsanın en büyük düşmanı yine insandır.
Mobolla Antik Kenti halkı da, diğer insanlardan korunmak için, Asar dağının tepesinde ve zor topografyaya sahip alanda surlar içinde kent kurmuş.
Su ihtiyacını karşılamak için de, kayalara oyulmuş sarnıçlar yapmış.
Mobolla Antik Kenti takriben M.Ö. 4. yüzyılda yapılmış.
İkizce'den Mobolla antik şehrine giderken 900 - 1000 metre kotunda (rakımında) binlerce hektar hazine arazisini görünce yeni bir dünyaya da şahit oluyorsunuz.
Bu hazine arazileri güneşten elektrik elde etmek için ideal araziler.
İnsan, ikizce platformundaki arazileri görünce, aynı rakımda olan Konya Ovasındaki güneş paneli tarlalarını hatırlıyor…
Konumuza dönersek;
Aradan bunca sene geçmiş ve bugünkü uygarlık seviyemize gelmişiz ve yıl M.S. 2024 olmuş.
Ama, Mobolla halkının korkusu ile günümüz insaninin korkusu arasında, değişen hiçbir şey yok.
Günümüzde Ukrayna, Gazze ve Lübnan'da birbirimizi öldürmek için elimizden geleni yapıyoruz.
Hem de, yeni bir dünya düzeni kurmak için, yapılıyor bu akıl almaz işler.
Böyle giderse, Orta Doğu her an bir ateş topuna dönüşebilir.
İnsan karakteri değişmiyor.
İnsan, çok bencil, acımasız ve et obur bir canlı türü...
Hele gücü ele geçiren insanlar, daha acımasız oluveriyor.
Böyle gidersek, nükleer bir savaş ile yakında mağara devrine geri dönmek işten bile değil.
Mobolla antik kentine dönersek,
Muğla adını, Mobolla antik kentinden almıştır
Biz ise, Muğla adını Menteşe olarak değiştirdik.
Ama, karayollarında trafik levhalarına bir türlü "Menteşe" adını yazamadık…
Trafik levhalarında hala "Muğla" yazıyor.
Yabancı bir turist olsanız, Menteşe şehrini bulamazsınız.
Eskiden Mobolla antik kentinin bulunduğu Asar tepesine Dırlavan'dan gidilir idi.
Dırlavan "İkizce" olmuş.
Dirgeme'yi "Akkaya" yapmışlar.
Pisi'ye "Yeşilyurt" demişler.
Leyne'yi "Turgut" yapmışlar
Gibye'ye "Yeşil Bağcılar" demişler.
Ahiköy de "Yatağan" olarak değiştirilmiş.
Kıroba'yı "Çine" diye değiştirmişiz.
Ama...
Bafa'ya "Çamiçi" demiştik, tekrar "Bafa" demeye başladık.
Didim'e de "Yenihisar" demiştik.
Sonra, gelen tepkiler ile tekrar kadim isim olan "Didim" denmeye başlandı...
Demek ki yanlıştan geri dönmek mümkün olabiliyor.
Mobolla Antik Kenti "Muğla ismini neden Menteşe yaptınız? Muğla'ya kadim ismini geri verin" diye adeta haykırıyor.
Türkülerimize ve anılarımıza geçen adları hangi akla hizmet ederek değiştiriyoruz, anlamak mümkün değil.
Asar dağına dev Türk bayrağı dikmek ile o topraklar yurt olmuyor.
Bayrağımız kadar, köy ve şehitlerimizin kadim adları da önemlidir.
Köy ve şehirlerimize ait bir çok hikaye ve anı var kalplerimizde…
Biz, eski adlarımızı ve anılarımızı geri istiyoruz.
Çok şey mi istiyoruz?
Hayır,
Biz sadece hafızanızın ters yüz edilmesine "Hayır" diyoruz.
Böyle gider ise, bizden sonraki nesil atalarının anlatılarına, hatıralarını yabancı kalacaklardır.
Yazık, çok yazık…