6785 sayılı imar kanunu ile imar planı onama hakkı, İmar ve İskan Bakanlığı, Planlama ve İmar Genel Müdürlüğüne verildi.

İmar yasasına göre Ardahan'dan Edirne'ye kadar tüm Türkiye’deki imar planları mecburen onanmak için Ankara’ya gönderilmesi gerekiyor idi.

Bu uygulama büyük bir tıkanıklığa neden oldu.

İmar planları 10-15 yılda ancak onanabiliyordu.

Haliyle de imar parseli üretilemiyor idi.

6785 sayılı imar yasası 1957’den 1984 yılına kadar yürürlükte kaldı.

İmar Planları zamanında kesinleşemediği için, tüm ülkede bilhassa İstanbul, Ankara ve İzmir'de kaçak yapılaşma aldı başını gitti.

Şehirlerin varoşları gecekondu mahalleleri ile adeta muhasara altına alındı.

Bu çarpık yapılaşma günümüze kadar da devam etti.

1980’li yıllarda Muğla sahillerinde turizm gelişti...

Sahillerin koruma imar planları zamanında yapılamadığı için, Muğla sahilleri de kaçak yapılaşma ile tanıştı.

Geldik günümüze...

İstanbul'da kaçak yapılar ile oluşan mahallelerde "Kentsel dönüşüm" adı altında bir uygulamaya başladı...

Bu uygulama ile kaçak yapılar yıkılacak ve yerlerine sağlam yapılar yapılacak…

Uygulamanın maliyetini en aza indirmek için, bu tip mahallelerde yeni imar planları yapılıyor ve bina yükseklikleri 3-4 kat ilave ediliyor.

Nedeni de müteahhitler, yıkılan binaların yerlerine mevcut dairelerden daha fazla daire yapacaklar ki, derenin taşı ile derenin kuşu vurulabilsin ve bu işin içinden çıkılabilinsin...

Böylece İstanbullular yeni sağlam dairelerine kavuşsunlar.

İlave yapılan daireler de yeni gelecek insanlara satılacak.

Bu da mahallenin nüfusunu arttıracak.

Nüfusu artan mahalleler de, İstanbul'un nüfusunu arttıracak…

Örnek olarak ele alırsak;

Bu kentsel dönüşüm modeli ile 16 milyonluk İstanbul nüfusu 20-25 milyona çıkaracaktır.

Kaş yapayım der iken, göz çıkarmak buna derler.

İstanbul nüfus olarak büyük, ama coğrafi bakımdan küçük bir ilimizdir.

Bu küçük coğrafyaya 20-25 milyon insanın yığılması sağlıklı bir hal değildir.

Bu hal yumurtaların ayı sepete konması gibi bir şeydir...

Nüfusu 20-25 milyona ulaşan İstanbul demek, İstanbul'un yaşanması çok zor bir şehir haline gelmesi, demektir.

Marmara veya kuzey Ege bölgesinde İstanbul'a alternatif cazip kentler kurulmalıdır.

Sanayinin, Ekonominin, Kültürün ve Üniversitelerin bir bölümü bu yeni kurulan kentlere taşınmalıdır.

Böylece İstanbul'un yükü ancak azaltılabilir...

Aksi halde İstanbul'u kaybetmek içten bile değildir.

Muğla sahillerinde de ihtiyacımız olan koruma imar planları bir an önce yapılmalı ve titizlikle uygulanmalıdır.

Kaçak yapılaşmaya asla izin verilmemelidir.

Muğla sahillerinde imar planı yapabilmek için "İstanbul Boğaziçi" yasası gibi özel bir kıyı yasası çıkarılmalıdır...

3621 sayılı kıyı yasamız kıyı kenar çizgisinden 100 m çektikten sonra konaklama izni veriyor.

Muğla sahillerinde kıyı kenar çizgisinden 100 me çekince, planlanacak alan kalmıyor.

Bu neden ile Muğla sahillerinde koruma imar planı bir türlü yapılamıyor.

Muğla sahillerinde kesinlikle kaçak yapılaşmaya izin verilmemelidir.

Eğer kaçak yapı yapılıyor ise, o yörenin Belediye Başkanı ve İmar Müdürleri en az kaçak yapı yapanlar kadar suçlu bulunmalıdır.

Belediye yetkililerinin "Haberimiz yok, biz ruhsat vermedik" gibi mazeretleri asla kabul edilmemelidir...

Aksi halde 10 yıl sonra Muğla sahilleri yok olacak, bugünleri arar hale geleceğiz.