"Gecenin sesini dinleyerek tuttuğumnotlar günlüklerime. Ramazan'ın ve bayramın ardından döndüğümüz sair günleringecelerinden biri. Sessizlik bir çığlık oluyor. Normal kelimesinin normlarındışında kalmış ölçülerinden sıyrılarak kendime bakıyorum. Seyreyliyorum eşkal-ihayatımı gecenin sessizliğinde..".
"Bugün bayram sabahı, her demki bayramsabahlarından değil. Bayram namazını bekleyen heyecan kucağımdan kayıp gidiyor.Oysa Ramazan'ı da boynu bükük geçirmemiş miydik? Geçmişe hüzünle bakıp eskiçamların hayalinde ruhum bu Ramazan boynu bükük öksüzler gibi iç çekip durmadı mı?
Bugünlerşimdiki zamana sığmıyor, içim daralıyor. Şükre durmak gerek diye nasihatediyorum kendime. Sabretmek gerek derviş misali. Her çilenin bir huzura ermevakti vardır diyorum yine kendime. Bugünlerde kendimle çok konuştuğumunfarkındayım. Ara ara bu hoşuma gitmiyor değil. Sır katibim diyorum iç sesime:"Haydi yaz bakalım!" Yazmaya başlayınca sır katibimin ketumluğu tutuyor. Serveriyor ama sırrı ayrıntıda saklıyor. "Her şeyi yazsam, içimi döksemgünlüklerime ne güzel olur." diyorum. Sır katibim, "Olmaz!." diyor. "Azı karar,çoğu zarar. Her şeyi ortalık yere dökersek ne özelimiz kalır. Sırlarımız olsunki bir gizemimiz de olsun."diyor. Yani haya ediyor. Sır katibime diyorum, "Sennerelerdeydin şimdiye kadar?"
Oncagevezelikten sonra baktım sır katibim yine bir yerlere kaybolmuş, tekbaşımayım. Bir bayram sabahı kendimleyim. Vakit epey yaklaştı. Duayadurmalıyım. Rabbimle baş başa kalıp bayrama hazırlanmalıyım. Abdestimialıyorum, kuş sesleri geliyor pencereme. Bayram vaktini yaşıyorum. Bu seneyaşayamadığım bayram hasletlerini gelecek senelerde yaşamak hasretiyle secdeyevarıyorum. Birazdan validemin elini öpeceğim, sevdiklerimle telefonla da olsabayramlaşacağım. Sesler, görüntüler, mesajlar arasında bayram şekerimnerede?.."
Birbayram sabahı günlüğüme aktardığım notları bu ruh haliyle yazmışım. Düşünüyorumda normların değiştiği normal günlere yaklaştığımız bu vakitler bizleri epeyolgunlaştırdı. Yaşadığımız değişimlerle yenilendik. Artık ayağımız sadecebugüne takılı kalmadı. Benliklerimiz bugünün boyunduruğundan kurtuldu.Tasmalarımızı kırdık, gaflet bulutlarından sıyrıldık. Bir nefeslik saltanatınne kadar kıymetli olduğunu fark ettik. Her nefes alışımızda şükre durduk. Busalgında kaybettiğimiz canlarla yüreklerimiz dağlanırken, o bir nefeslik saltanatınkıymeti hükmünce akıp giden zamana dur dedik. Benliğimizin girdabınahapsettiğimiz tüm küçük hesapları koyverdik gitti. An'a değen tüm hükümlermanasını yitirdi. Bu, şu, o derken "demişler, komuşlar" sabun köpüğü gibi uçupgitti gözümüzden.
Bubayram sabahında hayatımdaki insanların sıcaklığını hissettim yüreğimde. Şükredurdum. Onların sohbetinde kendimi buldum. Bana bakan gözlerin, elimi tutanellerin, beni kucaklayan gönüllerin eksikliğinde insana duyduğum hasret arttı.Ne mutlu ki hayatımdaki insanlar hep gönlüme güzellikler eklemişler. İnsanolarak tek başıma ne kadar eksikmişim, varlığım sadece bir yapbozunparçasıymış. Ancak yapbozdaki yerime kavuştuğumda tamamlanırmışım. Ve butamamlanma zamana dairmiş. Bir bayram sabahı an'ın egemenliğinde zamana bakışımdeğişti.
Kendimedönüş günlerimde beni gülümseten, içimdeki ağırlıkları hafifletengüzelliklerden biri de insanların geçmişe dönüşleri oldu. Sosyal ağlardainsanlar renkli sayfaları bırakıp asıllarına rücu ettiler. Siyah beyazfotoğrafların hakikatine erdiler. Bir nevi hepimiz geçmişin sisli perdesiniaralayıp tuzağına düştüğümüz nisyana başkaldırdık. Şimdiki zamanın benliğiişgalinden sıyrılıp geçmişin hatıralarında huzur bulduk. Geçmişe aitfotoğraflar anılarımızı, belleğimizi tazeledi. Nesiller arası kopma derecesinevaracak kadar zayıflayan bağlar aşılandı. Paylaşılan her bir fotoğraftabugünden hem geçmişe hem geleceğe köprüler kuruldu. Atalarımızın bize bıraktığıen büyük mirası sahiplendik. Varlığımızın asıl geleceğe aktaracağımız emanetlersayesinde anlam bulacağını fark ettik.
Sevgiemek ister diyordu, Cengiz Aytmotov o çok sevilen "Servi Boylum Al Yazmalım"adlı eserinde. Türkan Şoray'lı, Kadir İnanır'lı film versiyonunda isekalplerimize nakşedilmişti o sözler. "Sevgi, emek ister." Severek yaptığımızher şey emek istiyordu. Ve verdiğimiz her emek de manasını buluyor, amacınaulaşıyordu. Amacı olmayan, emek verilmeyen hiçbir uyanış gerçek bir uyanışdeğildir ki. Her zaman nisyana mahkumdur. Geçmişle kurduğumuz köprüleri hepcanlı tutmak adına, sözlü olmayan kültürel mirasımıza ait bu tür paylaşımlarasahip çıkalım. Şimdi tek tek ismini sayamayacağım bu paylaşımların fikirmimarlarını alkışlıyorum.
"Gecenin sesinidinleyerek tuttuğum notlar günlüklerime. Ramazan'ın ve bayramın ardından döndüğümüzsair günlerin gecelerinden biri. Sessizlik bir çığlık oluyor. Normalkelimesinin normların dışında kalmış ölçülerinden sıyrılarak kendime bakıyorum.Seyreyliyorum eşkal-i hayatımı gecenin sessizliğinde..".
Rahmetaylarını, Ramazan'ı, bayramı geride bırakıyorum. Kendimi zorlayarak da sairgünlerde tuttuğum günlüklere dönüyorum. Artık eskisi gibi değil benliğim. Artıkyaşadığım her an'ın kıymeti hükmünce bir manaya kavuşturmalı beni yapacaklarım.Okuduğum kitapta, seyrettiğim filmde, yaptığım bir sohbette, maskemi takıpyürüyüş anımda bir izdüşümüm olmalı. Rüzgarın önünde savrulup giden kuru biryaprak gibi olsam da o kuru yaprağın gölgesine sığınmalıyım. An'a hükmedemesemde an'ın farkındalığını yaşamalıyım. Yaşadıklarım belleğimde birer cümle yazdırabilmeli,bir yerlere kayıt düşebilmeli. Gecenin sessizliğinde bu kayıtları okuyupkendimle sohbet edebilmeliyim. Unuttuğum ya da yitiğime düşmüş güzellikleriarayıp bulabilmeliyim. Ve notlar notlara eklenince tamamlanacak bir hayatınpeşi sıra geleceğe köprüler kurabilmeliyim.