İçimde bir sızı,

Adını koyamadığım,

Anlamını yitirmiş duygularım,

Kül misali savrulurken,

Dört bir yana,

İçimde bir yerlerde,

Hüzünle bezenmiş duygularım,

Şahitlik ediyor dualarıma.

Acının sahnesinde,

Ateşin böğründe kavrulurken,

Şiirler küsse de kaleme,

Kalem de sayfalara,

Yetim kalır şiirler geride.

Tıpkı küllerin kaldığı gibi,

KARTALKAYA’da.

Ne çok üzüldük.

Ne çok içimizi yaktı.

Ne çok savrulduk.

Bu elim olay,

Yüreğimizi yaktı kavurdu.

Ölen insanlarımız var,

Ölen tarımımızda var.

Yazılarımı,

Vatan,

Millet,

Bayrak,

Ülke sevdası ve ülküsü ile nakışlıyorum.

Üst bir bilinçle,

Milletimi ve ulusumu,

Devletimi koruma güdüsü ile ‘oya’lıyorum.

Bir sanattır,

Oya ve nakış.

Bir el sanatıdır.

Bir kalem sanatı olarak,

Bu zarafeti,

Bu inceliği  

Yüksek bir dürtü ve sevgi ile,

Yazılarıma taşıyorum.

Belki de bir ayna tutuyorum.

Şu bir gerçek ki,

Geleceği görecek,

Bizi uyandıracak konuları işlemeyi çok seviyorum.

Özellikle tarımla ilgili konuları da daha çok seviyorum.

Diyorum ki,

Tarımla ilgili sıkıntılarımız büyük.

Çıkmazlarımız dağlar kadar.

Gelin buraya bir projeksiyon tutalım.

Bu seyirde;

Bir taraftan yaptığımız,

Basiretsiz politikalarımız.

Diğer taraftan dışarıdan yapılan baskılarla,

Tarımın kuyusunu kazmaya,

Yok etmeye çalışıyoruz.

İşin daha vahim yönü,

Nitelikli tarımsal politikalarımız yok…

Batı 100 yıllık gıda eğilimlerinin,

Nasıl olacağını raporlarken.

Biz ise şaşkın ördek gibi,

Nereye yalpalayacağımızı bilemiyoruz.

Tabi ki de bu noktaya gelişimizin serüveni var.

Tarımın çöküşünün,

Özelleştirmelerle başladığını hepimiz biliyoruz…

Tarıma can veren,

Kurum ve kuruluşlar tamamen,

Veya kısmen özelleştirilmiş olup,

İşlevsiz hale getirdik.

Global Dünya’nın sinsi politikalarını,

Kanımıza işlemişler.

Biyoemperyalizim yoluyla,

Kendine bağımlı kılmak için,

Ülkemiz gibi olan,

Ülkeleri kendine esir olarak almışlar.

Biyoemperyalizim potasına takılan ülkeler,

Tarımda büyük rol oynayan,

Kuruluşlarını tırpan etti.

Ekip biçmeyi,

Üretmeyi talan ettiler.

Siyasallaşma,

Politik nefsaniyet,

Liyakatsiz yönetim sistemleri,

Devlet kurumlarının dibini getirdi.

En büyük zararı siyasal sistem verdi.

Bu kadar kötülüğü yapan,

Partizan politikalar şimdi sırıtıyor.

Hububat ithal.

Bakliyat ithal.

Meyve ithal.

Tohum ithal.
Saman ithal.

Pamuk ithal.

Et ithal.

Yağ ithal.

Pirinç ithal.

Tütün ithal.

Muz ithal,

Yiyeceği gıdayı üretmeyen,

Hayvancılığını bitirmiş bir ülke olduk.

Alkol bağımlısı gibi,

İthalat bağımlısı bir keşiz artık.

Dışa bağımlı tarımsal politikalarımızla,

Freni patlak kamyona döndük.

İşlenen  arazilerin yok edildiği,

Tarımda aracıların kazandığı,

Dışa göbekten mühürlü haldeyiz.

Şahane de mi?

Daha da sayalım.

Ülke tarımının can damarı olan,

Tohumda, zirai ilaçlarda,

Hayvansal yemler gibi,

Tarımsal hammadde ithalatındaki artışlar ürkütücü.

Bakliyat ve yağlı tohumlardaki ithalat at başı giderken,

Tehlikeli boyutlara ulaşan bağımlılık.

Pırlanta,zümrüt,yakut,safir,

İnci gibi değerli taşların,

Kısacası lüks tüketim mallarının KDV’si sıfırlanırken,

Tarımın kalbinin hançerlenmesi.

Biten hayvancılık,

Yılana sarılır gibi,

Yükselen ithalatçılık.

Yeni değerler ise.

Rantçılık,

İthalatçılık.

Tökezleyen tarım,

Topallayan hayvancılık.

Aç kalan çiftçi.

Obez aracı.

Biten kooperatifçilik.

Azalan tarımsal alan.

Yükselen rant.

Toprağı olup da üretemeyen ülke.

Sonuçta,

Tarıma okutulan sela.

Kartalkaya’da yaşamını kaybeden,

Yurttaşlarımıza Rahmetle.

Diyorum ki bir deli rüzgarlar esse de,

Bu ülkenin tüm dertlerini alıp götürse…