Türkiye maalesef birdeprem bölgesi ve tarihin her döneminde büyük acılar yaşanan bu coğrafyada sonacı, 6 Şubat 2023 günü Kahramanmaraş depremiyle yaşandı. Bizler bu topraklaragelmeden önce de büyük depremler yaşanmış, Efes, Sardes, Magnesia, Euromos,Aspendos gibi büyük yerleşim merkezleri yerle bir olmuş, halkı da bu coğrafyayıterk etmişti. Bizler 11. yüzyıldan itibaren büyük göçlerle gelmeyebaşladığımızda Anadolu'daki nüfus üç yüz bine kadar düşmüş. Çadırlarlageldiğimizden, başlarda depremlerden pek etkilenmedik. Nüfus yoğunluğu da azolunca, yaşanan felaketlerin büyüklüğünü de pek anlayamadık. Tabii 1114'teyaşanan büyük Maraş ve Antakya depremlerinde yüz binlerce insanı dakaybetmiştik.

Benim hatırladığım ilkdeprem 19 Ağustos 1966 Varto depremi. 10 yaşındaydım ve Varto depreminiradyodan dinlerdik. Annem-babam çok üzülürlerdi ölümlere.

Sonra 28 Mart 1970 günügerçekleşen Gediz depremi.. Artık gazeteden de takip ediyorduk depremi vebirkaç defa bizim oraları (Turgutlu) sallamıştı deprem.

Sonra yaşadığımız büyükdeprem 17 Ağustos 1999 depremi idi. Deprem büyüktü ve yaşattığı acı da büyüktü.Aynı yıl 12 Kasım günü yaşanan Düzce depreminde, Ankara'da idim ve sarsıntıyıçok şiddetli bir şekilde hissettim.

Muğla da fay hattınınüzerinde bir ilimiz. Tarih boyunca büyük depremler yaşamış. En son büyükdepremleri,1941 yılında Bayır 1957'de Fethiye'de yaşanmış.

Bütün bu yaşadığımızdepremler esnasında, ilk defa duyduğumuz kelimeler oluyordu. "Deprem" kelimesiile beraber Arapçadan dilimize geçen "zelzele" ve gene kelimeleri Arapça olup teşkilşekli Farsça tamlama olan "hareket-i arz: yer hareketi" kelimeleriyle beraber"fay hattı"nı da duymaya başladık.

"Fay" kelimesi dilimizdeilk defa 1943 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Dergisinde kullanılmış. Kelime,dilimize Fransızca'dan girmiş. Orijinali "faille". "hata, eksik. Bozukluk"anlamlarının yanı sıra "yarık, çatlak" anlamları da var. Latince kökü ise"fallare"

Türkler, 1943'ten önce bujeolojik oluşumun farkında değiller miydi? Farkında iseler hangi kelimeyikullanıyorlardı?

Muğla ile ilgili tarihbelgelerinde, Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde ve Piri Reis'in Kitab-ıBahriyesi'nde bugünkü Yerkesik'in adı hep "Yer kesügi" olarak geçer. DidimAkbük taraflarında da bir "yer kesügi" olduğunu gene Piri reis haber verir.

Bu ifade, bir yer adıolmaktan da öte, jeolojik-topografik bir tariftir. "Yerin kesilip kırıldığıyer" anlamında kullanılan bu tarif, yer tabakasındaki kırık ve çatlağı ifadeeder. "kesik" kelimesi, aynı zamanca çatlak" demektir ama her çatlak da "kesik"değildir. "Kesik" yerin çatladıktan sonra bir kısmının ayrılarak çökmesiyleoluşan topografik oluşuma denmektedir. Demek ki bugünkü Yerkesik'te de böylebir kesik oluşmuş. Nitekim Yerkesik'in Batı tarafındaki vadiye benzerçöküntüler birer deprem kalıntısı gibidir. İşte bu topografik durumu tarifetmek için kullanılan tamlama, daha sonra yer adı olarak kullanılmayabaşlamıştır.

Biz halk anlatılarında,Kânûnî'nin 1522 yılının 24 Temmuz günü Muğla'dan geçerken, rüzgârsız bir yereotağ kurmak istediğini ve yapılan gözlemler sonucunda, bugünkü Yerkesikcivarında yelin kesildiğinin tespit edilmesi üzerine otağın buraya konmasısebebiyle bu ismin "yel kesik" olduğunu; dilde tekrar edile edile daha sonra"Yerkesik" adını aldığını biliriz. Dilimizde hazır r-l değişimi de varken(güreş-güleş, dürger-dülger, servi-selvi) halk anlatısının bilimsel mantığınıda yapıştırmışız.

Neyse.

Konudan uzaklaşmayalım.

Latince asıllı amadilimize Fransızca'dan geçen "fay" kelimesini öğrenmeden önce atalarımız, bujeolojik oluşuma "yer kesüği" diyerek, bilim tarihine bir katkıda bulunmuşlar.

Orta Anadolu dışındakikısımlarda büyük "yer kesikleri" bulunan sevgili ülkemizde, depremle yaşamayıöğreneceğiz ve can kaybına yol açmayacak inşaat teknolojisini kullanmayımecbûrî hale getireceğiz.

***

Allah depremlerde hayatınıkaybedenlere rahmet eylesin, kalanlara da sağlık ve selamet versin.