"Bülbülsesi eşliğinde Karabağlarda geçmiş hikâyelerime dönüyorum. Bu dünyanın hakkınıvermiş güzel insanlar aklıma geliyor. Karabağların aşığı olan her insanın gönülaynası tertemizdir zaten. Doğanın güzellikleri sadece ruhu kanatlandırmazbedene hayat verir. Tazelenirsiniz, aydınlanırsınız. Benliğiniz tabiatınterbiyesi altına girdiğinde kıskançlıklar, çekememezlikler, hırslar bir kenaraitilir. Karabağlar insanı bu alemde ait olduğu gerçek yeri gösterir."

Günlüklerimizedevam ediyoruz. Ama biraz da içinde bulunduğumuz atmosferin dışına çıkmak içinde izin verelim kendimize. Bir nefes alalım. Akşam saatleri Karabağlaragidiyorum. Bütün sakinliğiyle karşılıyor beni yurdumun güzellikleri. Yurtkelimesi burada daha özel bir anlama kavuşuyor. Sadece bana ait olan toprağım,yerim manasında. Çünkü Karabağlarda sahip olunan yerlere yurt adını verirler.Kelimenin bu manaya aktarımı bile Karabağların insanlar için ne kadar özel biryerde olduğunu bize göstermiyor mu?

Benimküçük ve sevimli yurdum güzelliğinin tüm safiyetiyle beni karşılıyor. Yurdumakarşı sıla hasretim epey bir artmış. Rahatsızlığımdan dolayı eskisi kadar sıkgidemesem de canım ailem yurduma sahip çıkmaya devam ediyor. Her türlü bakımıyapılıyor. Ne ekersen karşılıksız bütün güzellikleri vermeye devam ediyor.Neyse çimliğin ortasında söğüdün altına yerleşiyorum. Gözlerimi kapatıp derinderin nefes alıyorum. Sadece sesleri dinlemeye başlıyorum. Önce bir karatavuksesi geliyor kulaklarıma, sonra traktör sesleri ve bir sessizlik. Bir zamangeçiyor işte duymak istediğim o sesleri duyuyorum. Bir beste gibi yayılıyorruhuma. Bülbül sesi eşliğinde Karabağlar beni başka bir zamana geçiriyor, başkabir mekana taşıyor.

Verahmetli babam aklıma geliyor. Ne zaman bir sıkıntısı olsa, vaktin hangi zamanıolursa olsun fark etmez, o meşhur Jawa marka motosikletine atlar Karabağlarabülbül dinlemeye giderdi. Yanında götürdüğü aile bireyi için de o anlar nemesut dakikalar olurdu. Sürebildiği kadar sürsün koca bir çınarın altında,hangi kahvede, hangi mekanda olduğunu bilmem bülbülün ruhlara seslenişi huzurverirdi. Bülbül sesini dinlemek babam için apayrı bir aşktı. Elinde olsa nebesteler yapar, ne şiirler yazardı kim bilir? Ve Karabağlarda, o muhteşemtabiatın bir parçası olarak bülbül seslerini dinlemek apayrı bir terapi değilmi?

Bülbülsesi eşliğinde Karabağlarda geçmiş hikâyelerime dönüyorum. Bu dünyanın hakkınıvermiş güzel insanlar aklıma geliyor. Karabağların aşığı olan her insanın gönülaynası tertemizdir zaten. Doğanın güzellikleri sadece ruhu kanatlandırmaz;bedene de hayat verir. Tazelenirsiniz, aydınlanırsınız. Benliğiniz tabiatınterbiyesi altına girdiğinde kıskançlıklar, çekememezlikler, hırslar bir kenaraitilir. Karabağlar insanı bu âlemde ait olduğu gerçek yeri gösterir. Sevgidenötesi ne ki? Karabağların komşulukları şehir yaşamındaki komşuluklardanfarklıdır. Ortak yaşamı paylaşmanın bir hüsnü niyeti oluşur Karabağlarda. İmeceruhu ön plana çıkar. Tarladaki işlerden tutun yapılacak her işte komşunun elisizin elinizle birleşir. Ekimden hasat kaldırmaya göçlere kadar uzanan birkader birliğidir yayla komşuluğu.

Heleakşam oldu mu akşam, yatsı derken el ayak çekilince bir araya gelmeler, bülbülsesleri ve de Karabağların bedenden ruha işleyen o serinliği altında yapılansohbetlerin tadına doyum olmaz. Komşunun evi senin evindir, senin evin komşununevi. Bir yere gidecek olsan gözün arkada kalmaz, komşun göz kulak olur. Hakkınbirbirine geçmediği bir komşuluktur yayla komşuluğu. Hangi Muğlalıya sorarsanızsorun yayla komşularının yeri ayrıdır. Ve sofra başında geçirilen zamanlar.

Bülbülsesi eşliğinde eski günlerin sıcaklığı içimi sarıyor, Karabağların serinliğindehiç üşümüyorum. Hafif bir rüzgar esmeye başlıyor. İki ulu ağacın yapraklarınınhışırtısında bir yerlere sürükleniyor düşüncelerim. Rüzgarın esintisi yeriniuğultuya bırakıyor. Jawa marka motosikletin sesini duyuyorum, geçmiştengeliyor. 1968 model siyah Jawa motosikleti, babamın vazgeçilmez bir parçasıydı.Bakımına, temizliğine çok dikkat ederdi babam. Motosikletinin üzerine titrerdi.Türk'ün ata olan sevdası motosikletine sirayet etmişti. Neyse ne zaman Jawamotosikleti aklıma gelse hep Karabağlara gidiş gelişlerimiz aklıma gelir. Üççocuk babam ve annem maaile motorsikletin üzerine nasıl sığışırdıkhatırlamıyorum; benim için en heyecan duyduğum anlar motosikletin üzerindegeçirdiğim vakitlerdi.

Birgün Karabağlardan Muğla'ya göçü daha geç vakitlere bırakmış aile dostlarımızıziyarete gitmiştik. Lüküs lambanın ışığında büyükler köşkün üzerinde sohbetinbelini kırarken biz küçükler de o dönemin efsanesi olan Eşref'in maceralarınıdinliyorduk. Hem korkuyordum hem dinliyordum. Vakit gecenin tavanınadikildiğinde yola koyulduk. Beni babamın hemen arkasında arkamda ablammotorsiklete sıralandık. Şehir mezarlığının önünden geçerken acayip korkardım.Bunun için mezarlık yoluna saptık mı gözlerimi kapardım, mezarlığı geçtiktensonra açardım gözlerimi. O anlar kalbim küt küt atardı. Motosiklete binmedenönce ablama sık sık tembih ederdim, mezarlığa geçince bana haber ver diye.Ablamın muzipliği biter mi ne zaman mezarlığın giriş kapısının önüne geldik;gözlerini aç, derdi.. Ben gözlerimi açarım, mezar taşlarını görünce bir çığlıkatardım. Ablam da kıs kıs gülerdi. İşte Karabağlarda rüzgar karşısındayaprakların çıkardığı senfonide bu çığlığı duymuştum.

Vakitgittikçe ilerliyor. İçeriden radyomu getiriyorum, bir çay demliyorum. Değmekeyfime. Radyoda Muzaffer Akgün'den "Nem Alacak Felek Benim" türküsü çalınıyor.Tam bir tevafuk. Karabağların her şeyi hükümsüz kılan güzellikleri kendizamanı, kendi mekanı içerisinde tüm yükleri omzumdan alıyorum. Bütünsıkıntılarımdan kurtuluyorum; hafifliyorum. Bir deyişle de yeğneliyorum.Karabağlar şehrin kendi içine sakladığı bir hazine. Biz de bu hazineninbekçileri olarak ne kadar nasipliyiz ya da ayrıcalıklıyız. Nefes alıyorum.Türkü içime işliyor:

" Bir okkacık yağım mı var

Bir dönümcük bağım mı var

Bir derdime bin dert olar

Nem alacak felek benim

Bir derdime bin dert olar

Nemalacak felek benim

Yandımyandım kar mı verdi

Ekşitatlı nar mı verdi

Yandımyandım kar mı verdi

Ekşitatlı nar mı verdi

Sarısaçlı yar mı verdi

Nemalacak felek benim

Tükenmeyenmal mı verdi

Nem alacak felek benim

Dediboyun eğ hükmüme

Belaverdi küme küme

Fermanokudu köküme

Nem alacak felek benim"

Karabağlara sırladığım hikâyelerimcanlanıyor gözümde. Bir bakıyorum unutulmaz bir lezzete dönüşüyor, muhteşemrenklerle donanıyor. Ve bülbül sesi türkünün sonunda yepyeni bir senfoniyehatta bir balata geçiş yapıyor. Karabağlarda bülbül sesini yaşamak ayrı biraşk.