Günlükyaşamda hayata dair yapılan konuşmalar içinde bir şekilde"hayatın geçiciliği" kendine yer bulur. "Üç günlükdünya..." üzerine, "hayatın ve insanın faniliği" üzerinenice sözler edilir.
İnsan,Aşık Veysel'in ifadesiyle "iki kapılı bir handa" ve "uzunince bir yolda", "yetişmek için menzile" gece gündüz yolalmaktadır. Çünkü her gelişin bir de gidişi vardır. Herçıkışın bir inişi var. Her var olanın bir yok oluşu var.
Bugerçek Kur'an'da " İyibilin ki dünya hayatı ancak bir oyundan, bir eğlenceden, bir süsve gösterişten, aranızda bir öğünmeden, mal ve evlatta çoklukyarışından ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibi ki, onun bitirdiğiekinler çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kuruyuverir de sen onusapsarı kesilmiş görürsün. Ardından da çerçöp hâlinegelirler. Âhirette kâfirlere şiddetli bir azap, mü'minlere iseAllah'tan bir bağışlama ve rıza vardır. Evet, dünya hayatı,aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir ."(Hadîd Suresi, 20. ayet) şeklinde ifade edilmektedir.
Peki,yolculuğunun bir gün sona ereceğini ve dünya hanının kapısındançıkıp gideceğini bilen insanın hayata bakışı nasılolmalıdır? İnsan ne yapmalı ki, dünyanın aldatıcılığınakanmasın?
Hayatıngeçiciliğini bilmesine rağmen sahip olduklarına sıkı sıkıyasarılan ve yaşamın bu gerçekliğini kabullenmekte zorlanan insanane söylemeli ki, varoluşun anlamını bulabilsin? Hayata vekarşımıza çıkardıklarına nasıl bakalım ki, bu geçiciliğinarkasında perdelenen gerçekliği görebilelim?
Öncelikleşuradan başlamak lazım: Birincisi bir şeyin geçiciliği onuanlamsız kılmaz. Bu kural hayatın geçiciliği için degeçerlidir. Bu hayatın geçiciliği kâinatın, insanın ve olupbitenin bir anlamı olduğu gerçeğiyle çelişmez.
İkincisi;hayatın geçiciliğine rağmen bir anlamı ve insanın bir gayesiolduğuna işaret eden bir başka şey var: İnsana verilenolanaklar... Yaşamı boyunca insana verilen olanaklar, aynı zamandainsanın gerçekliği oluverir.
Peki,bu olanaklar nasıl gerçekliğe dönüşür?
Budönüşüm, insanın bu olanakları fark edip etmemesi ve fark etmişise değerlendirip değerlendirmemesi noktasındaki seçimiylemümkündür. Çünkü insana her olanakla birlikte bir de seçeneksunulur. Seçim yapma hakkı verilir.
Şöyleki, kendisine verilen olanakları-fırsatları-imkânları fark edenve değerlendiren insan, bu seçimiyle "geçicilik" içindekendisine bir alan açmış olur. Yani iki sonuçtan "mümkün"olanı seçer. Dolayısıyla hayata geçirilen her olanak, o an içininsanın gerçekliğidir.
İnsanıngeçici yaşamda kendisine sunulan olanakları-imkanları hayatageçirmesi yani seçim yapması ise potansiyelini kullanmasıylamümkündür. Aklını kullanan, okuyan, düşünen, ibret alan, farkeden insan potansiyelini kullanan insandır. Dolayısıyla seçimleride bu yönde olacaktır.
İyide kendisine birtakım olanaklar verilen insan, bu olanaklarıdeğerlendirmek zorunda mıdır? Seçme hakkı bulunan insan, hakkınıkullanmayabilir mi? Ya da insanı olanakları değerlendirmeye,mümkünden yana seçim yapmaya sevk eden içsel güç nedir?
Evet,güçlü bir içsel güç olmalı ki fani bir varlık olan insan;geçici bir dünyada hayatın zevklerini, aldatıcı menfaatlerini,eğlencesini değil varlığına anlam kazandıran şeyleriseçebilsin. İşte bu içsel güç de sorumluluktur.
Sorumluluk,insana verilen değerin ve olanakların bir karşılığıdır.Dünyada sorumluluk duygusu taşıyan tek varlık insandır. Çünküinsan dışındaki hiçbir varlığın aklı, iradesi, seçme imkânıyoktur. Dolayısıyla imkânı-olanağı olmayanın dinî, ahlâkî,içtimaî ve hukukî sorumluluğu da yoktur.
Özetlemekgerekirse; ilahi mesajın rehberliği ve sorumluluk bilinci eşliğindepotansiyelini kullanma ve olanakları değerlendirme yönünde seçimyapan insan, geçicilikten gerçekliğe (geçici-fani olmayan biryaşama) geçiş için bir adım daha atmış olur. Fark edilmeyenher olanak, mümküne dönüştürülemeyen her imkân, kaçırılanher fırsat dolayısıyla yapılan her yanlış seçim ise biraldanış, bir kaybediş ve bir ziyandır.
Hayatınanlamı, hayatın/insanın geçiciliğinin bâkî aleme yansımasındagizlidir. İnsanın bu yöndeki seçimi ise sorumluluğunun birneticesidir. İnsanın anlamı ise kendisine sunulan olanaklarınkullanılmasında gizlidir.
Huve'lbâkî...
05.07.2023