PKK kurucusu Abdullah Öcalan, "Silahlı mücadelenin zamanı geçti. Aradan geçen zaman diliminde de bazı demokratik isteklerimiz yerine getirildi ve isteklerimiz boşa çıktı. PKK'lı arkadaşlarımız silah bırakmalıdırlar" dedi. Bu bildiriyi, bir zamanlar Abdullah Öcalan'ın korumalığını yapan Ferhat Abdi Şahin, "Bu bildiri bizi bağlamaz" şeklinde yanıtladı.

PYD, PKK'nin devamı olduğunu hepimiz biliyoruz. Abdullah Öcalan'ın bildirisinde PYD'den bahsedilmiyor. PYD'nin başında da Ferhat Abdi Şahin bulunuyor. ABD, Ferhat Abdi Şahin’e general rütbesi verdi ve onu destekliyor. Abdullah Öcalan ise 26 yıldır İmralı Adası'nda tutuklu olarak bulunuyor.

PKK, sonradan PYD'ye dönüşen terör örgütü, bir devlet desteği olmadan bunca yıl varlığını sürdüremezdi. PYD'nin arkasında ABD ve İsrail bulunuyor. Hatta, ABD PYD üyelerine maaş bile veriyor. Batı'nın gözünde PKK ile PYD aynı terör örgütü değildir, ancak bizim gözümüzde her iki örgüt de terör örgütüdür. Batı, PKK'nın silah bırakmasını istiyordu. Abdullah Öcalan'ın PKK'ya silah bırakın demesi, PYD’yi bağlar mı? Batı bu bildiriyi bizim gibi anlar mı? İşin püf noktası buradadır.

PYD, Suriye’yi meşgul ederken, İsrail Suriye'nin güneyini yavaşça işgal ediyor. 7 Ekim 2023 tarihinde çevresini işgal etmeye başlayan İsrail'in şimdiki hedefi, Suriye ve Lübnan'ın tamamına sahip olup Türkiye sınırına dayanmaktır. Türkiye sınırında bir süre duraklayan İsrail, ardından GAP bölgemize göz dikecektir. İsrail'in asıl hedefi suya ulaşmaktır. Türkiye Cumhuriyeti, 1950 yılından beri GAP bölgesinde 18 baraj yaparak Dicle ve Fırat nehirlerinin sularını disiplin altına aldı. Su yoksa, hayat da yok demektir.

Bölgemizde, Teopolitik denen dini inançlarla kararlar alınıyor. İsrail Devleti, Yahudi şeriatı ile yönetiliyor. İsrail kendisi Yahudi şeriatı ile yönetilirken, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik olması konusunda çok hassas... Bu yaklaşımı doğru anlamalıyız. Hesabımızı da bu yaklaşım doğrultusunda yapmalı ve gerçek senaryoyu görmeliyiz.

Yahudiler, M.S. 70 yılında sürüldükleri Kudüs şehrine, M.S. 1948 yılında döndüler. Bunu hiç aklımızdan çıkarmamalıyız. Yahudiler, sabırlı ve kararlı bir şekilde, Tevrat'ın sağladığı inançla, "Vadedilmiş Topraklar" özlemiyle yaşadılar. Günümüzden 100-200 yıl sonra bile Rab'bin kendilerine vaat ettiği toprakların tamamını ele geçirmeyi inançları gereği hesaplıyorlar. Bunu sağlamak için de önlerindeki en büyük engelin Türkiye olduğunu biliyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti'ni istedikleri noktaya getirmek için Türk-Kürt, Türk-Arap çatışması çıkarmaya çalışıyorlar. Çok dikkatli olmalıyız. 27 Şubat 2025 bildirisi, çok raundlu bir kavganın bir raundunu kazandığımızı gösteriyor. Ancak kavga devam ediyor. Rehavete kapılmamalıyız.

Yahudiler, ele geçirdiği toprakları Babil sürgününden dönerken kaybolan 13. kavmin insanlarıyla doldurmayı hesap ediyorlar. Bazı Kürt aşiretleri bugünlerde, "Biz Yahudilerin kaybolmuş 13. kavmiyiz." demeye başladılar. Bölgemizde Yahudiler tarafından büyük bir oyun oynandığını unutmamalıyız. Bu oyun da ABD ve İngiltere tarafından destekleniyor. Biz de tuzağa düşmeden ve torunlarımızı zor durumda bırakmadan hareket etmeliyiz.

27 Şubat 2025 bildirisi bizi fazla rehavete sevk etmesin. Çünkü oynanan oyunun iki bin yıllık bir derinliği bulunmaktadır.