Yahudiler, Nil ile Dicle nehirleri arasındaki toprakların Rab tarafından Yahudilere vaad edildiğine, inanıyor. .
Vadedilmiş toprakların sınırları içine Güney - Doğu, Çukurova ve Kapodokya Bölgelerimiz girerken Mekke ve Medine şehirleri de giriyor.
Vadedilmis Topraklar haritası günümüz İsrail devleti bayrağında da şekil vermiştir.
İki mavi şeritten birisi Nil nehrini, ikinci mavi şerit de Dicle nehrini gösterirken arasındaki Davut Yıldızı’da İsrail devletini temsil etmektedir.
Vadedilmis toprakları kapsayan İsrail devletinin de başkenti Kudüs şehri olarak belirlenmiş oluyor.
Yahudiler, kısmen de olsa Kudüs şehrine 1948 yılında sahip oldular.
Yahudilerin, hesapları ve hedefleri, geriye kalan toprakları İsrail Devletine katmak.
Vadedilmiş Topraklar, Hz. İbrahim'in ayak bastığı topraklar olarak tarif ediliyor.
Hz İbrahim'in iki eşi vardı.
İlk eşinin adı Sara idi.
İkinci eşinin adı Hacer idi.
Sara, 70 yaşına gelmiş, menopoza girmiş ve doğurma özelliğini yitirmiş idi.
Hz İbrahim, mirasını bırakabileceği bir erkek çocuk için yanıp tutuşuyor idi.
Bu hali gören Sara, bir gün Hz. İbrahim'e "Benim, çocuk doğurma şansım kalmadı. Sen de bir erkek çocuk istiyorsun. Ben köle kadın Hacer ile konuştum. Gece seni çadırına kabul edecek. O'na git. O sana bir çocuk verebilir " diye bir çözüm üretti...
Hz. İbrahim de o gece Hacer'in çadırda gitti.
Böylece, 9 ay 10 gün sonra İsmail adında bir çocuk dünyaya geldi...
İsmail adının anlamı da "Allah duyar, Tanrı işitir" demektir…
Allah, Hz. İbrahim'in duasını kabul etmiş, ona İsmail'i göndermişti.
İsmail biraz büyüyüp yürümeye başlayınca aşiret içinde çok sevilmeye başladı...
İsmail'in bu halleri gören Sara çok kıskandı ve rahatsız oldu…
Tüm mirasın İsmail'e gitmesini, içine sindiremiyordu…
Sara, bu arada bir mucize olduğunu, iddia etti.
Sara, hamile kalmadan, doğum sancısı çekmeden "İshak" adında bir oğlan çocuğuna sahip oldu…
Bu hikaye İncil'de yazılmaktadır.
Bu olaya, günümüzde "Evlat edinme" deniyor.
İncil'in, Galatyalılara (Ankara ve civarı ) mektup bölümünde "Sara ile Hacer örneği" (sahife 406 - 407) yazılıyor…
İncil, " Sara'nın soyundan gelenler efendi olacaklardır. Köle kadın Hacer'in soyundan gelenler ise, köle olacaklar ve Hz. İbrahim'in mirasından hiç pay alamayacaklardır" diye sözde mucize olaya açıklık getiriyor.
Şimdi düşünelim.
Din kitapları, insan aklı ile izah edemedikleri olayları "Mucize" diye anlatmayı tercih etmişlerdir.
Empati yaparak bu olayı aydınlatmaya çalışalım.
Biz, Sara'nın yerinde olsa idik, köle kadın Hacer'den doğan İsmail'in, Hz. İbrahim'in tüm mal varlığının üzerine konmasına razı olur muyduk?
Büyük bir ihtimal ile "Hayır".
Sara da razı olmadı, düşündü ve bir çözüm buldu.
Sara, yeni doğan bir bebeği "Bir mucize oldu İshak geldi" diye kendi bebeği gibi gösterdi...
İshak adı da "Gülen adam" anlamına geliyor.
İshak doğunca Sara, Hz. İbrahim'e "Rab, bize çocuğumuzu ve mirasçımızı gönderdi. Köle kadını ve oğlu İsmail'i buradan uzaklaştır" dedi.
Hz. İbrahim de, Hacer ve oğlu İsmail'i, 8 gün 8 gece Güneye götürdü ve Ur'dan çok uzaklarda, sonradan Mekke olacak olan yere bırakarak, geri döndü…
Hz. İbrahim'den sonra oğlu İshak peygamber kabul edildi.
Hz. İshak'ın küçük oğlu Hz. Yakup, annesi Rebeka'nın yardımı ile Peygamberliği adeta babasından çaldı ve dayısının yanına kaçtı.
Yakup dayısının kızları ile orada evlendi ve dört erkek çocuğu oldu.
Ancak, Hz. Yakup, çok sevdiği Rahel'den doğan küçük oğlu Yusuf'u çok seviyor idi.
Hz. Yakup'un küçük oğlu Yusuf, ağabeyleri ile bir seyahat sırasında onu kıskanan ağabeyleri tarafından Mısır'a köle olarak satıldı.
Yusuf güzel, akıllı ve lider karakterli bir genç idi.
Yusuf, kısa zamanda Mısır'da önemli makamlara ulaştı, ağabeylerini af etti ve Yahudileri Mısıra getirtti ve yerleştirdi.
Yahudiler en az bin yıla yakın Mısır'da kaldılar ve Firavunlara hizmet ettiler.
Yusuf ölüp unutulunca, Yahudiler Mısır’da çok zor günler geçirdiler.
En sonunda da Yahudiler, Hz. Musa'nın öncülüğünde Mısır'dan kaçarak önce Sina yarım adasına geldiler.
Sina Yarım Adasında Hz. Musa'ya Tanrı on emiri gönderdi.
On Emiri, Ahit sandığı olarak bilinen bir sandığa koydular.
Yahudiler, Ahit sandığını, gittikleri her yere taşıdılar.
Yahudiler Sina Yarım Adasından sonra bugün Gazze, Kudüs diye bilinen coğrafya ve civarına yerel halkları yenerek yerleştiler.
Kudüs'te Ahit sandığını korumak için de Süleyman Tapınağını yaptılar.
Şimdi düşünelim;
Önce, şunu da dikkate alalım.
Tevrat ve İncil'deki anlatımların, Sümer, Mısır ve Babil inançlarından esinlenerek yazılmış olduğunu iddia eden ilim insanları var.
Ama, biz yine de elimizdeki Kutsal kitap bilgilerinin ışığında yürüyelim...
İshak, gerçekten Hz. İbrahim'in oğlu olabilir mi?
Kutsal kitap, Sara'nın 70 yaşında olduğunu, menopoza girdiğini yazıyor ve İshak'ı hamile kalmadan ve doğum sancısı çekmeden sahip olduğunu, yazıyor.
Kutsal kitap İncil'in bu tespitine inanarak düşünelim.
Hz. İbrahim'in gerçek oğlunun "Ishak" olduğu, pek inandırıcı gelmiyor insana.
Hz. İbrahim'in gerçek oğlu, Hacer'den ve doğal yollar ile doğan "Hz. İsmail" olduğu, akla daha yakın geliyor…
Asıl mucize ise, çölde bir kum tepesinde ölmeleri için, susuz bırakılan Hacer ve oğlu İsmail'in zem zem suyunu bularak hayatta kalmaları olayıdır…
Bu gerçekler ışığından Hz. İbrahim'in gerçek mirasçısı, Hacer'den doğan "Hz. İsmail" olması, akla çok yakın duruyor.
Hz. Muhammed, Hz İsmail'in soyundan geliyor.
Hz İshak'ın soyundan geldiğini iddia edenler, önce Yahudi oldular, sonra da bir kısmı Tarsuslu Paulus'un gayreti ile Hristiyan oldular.
Bugün Hz. Musa, Hz İsa'nın mezarları yok iken, Hz.Muhammed'in mezarı Medine'de bulunuyor…
Hz. Musa'dan, Hz. İsa'ya kadar olan peygamberlerin, masal kahramanları olduğunu iddia eden ilim insanları bile var.
Eğer bu bilgiler gerçek ise, Vadedilmiş Topraklar, Müslümanlara ait Topraklar olmalıdır...
Netanyahu'nun, Vadedilmiş Toprakları ele geçirmek için, tüm dünyayı ateşe atmaktan çekinmediği bugünlerde, yanlış hesap Bağdat'tan dönecektir…
Bu da en büyük mucize olacaktır.
Dikkat edilir ise Sara ile Hacer arasındaki miras kavgası 4 bin yıldır sürüyor.
Bu miras kavgası milyonlarca insanın hayatına mal oldu/oluyor.
21. Asra geldik, "Akıl çağındayız" diyoruz, ama hala Sara ile Hacer'in miras kavgası yüzünden dünyamızı cehenneme çevirmekten bir adım geri adım atmıyoruz.
Evet biz kimiz ve neyin peşindeyiz?
Akıl ne zaman aramıza katılacak?