MUĞLA’YA YAZIK OLUYOR…
Maden Geliri: (2025 tahmini): 60 Milyon dolar.
Tarım Geliri: 525 Milyon dolar.
Turizm Geliri: 2.5 Milyar dolar.
Bir şehrin ekonomik gelir kaynakları kıyaslaması…
Hangi şehir mi?
Böyle bir zenginlik Muğla’dan başka hangi şehir de olabilir?
Tabii Muğla aynı anda hepsine birden sahip olamıyor. Ve tabii Muğlalılara “Tercihinizi yapın” da denilmiyor!
Muğlalıların böyle bir “hakkı” olsa ‘Tarım’ ve ‘Turizmi’ tercih eder herhalde. Biri ötekine engel değil…
Madenin (birkaç kalem hariç) katma değeri olmadığı gibi, sürdürülebilirliği de yok. Muğla’da madenciliğin sınırlandırılması beklenirken, Yeni Maden Yasası ile Cumhurbaşkanına büyük yetkiler verildi ve bu alanda işlemler Sayıştay denetimi dışına çıkarıldı.
Bari Muğla da bu yetki alanının dışına çıkarılmış olsaydı…
Yukarıdaki kıyaslamayı yapan ise “Bu şehir ekolojinin ve turizmin zirvede olacağı bir kent.” diyen
Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin bir araya gelerek kurdukları Yeni Yol Partisi’nin Grup Başkanvekili Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ’dan başkası değil…
Selçuk Özdağ’ın sözleri “Muğla’ya yazık oluyor” dedirtiyor…
*
12 MUHALEFET PARTİSİ KARŞI ÇIKIYOR
7554 sayılı yasanın TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesinin ardından, 12 muhalefet partisi ile ‘Toprağımızı Vermiyoruz Kampanyası’ bileşenleri tarafından kurulan komisyon çalışmalarına başlarken, Akbelen'de 7 köyün arazisinin madene açılması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) CHP, DEM Parti ve Yeni Yol Grubu başkanvekilleri ile bilmem kaçıncı defa Ankara’ya giden ‘Akbelenliler’ ortak basın açıklaması yaparak yeni bir dayanışma örneği sergilediler.
TBMM’de bir araya gelen CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın, Yeni Yol Grup Başkan Vekili Selçuk Özdağ ve DEM Parti Grup Başkan Vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Akbelen'de yeni arazilerin madene açılmasına ilişkin düzenledikleri basın toplantısında Akbelen Ormanı çevresindeki verimli tarım arazilerinin “acele kamulaştırma” kararıyla maden sahasına dahil edilmesine sert tepki gösterdi.
Geçtiğimiz hafta yapılan ortak basın açıklaması toplantısında CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan ile ayrıca ‘Acele Kamulaştırma’ baskısı altında bulunan Turgut Köyü sakinleri, aktivistler ve Tarım Orkam SEN Genel Başkanı Serap Baysal da hazır bulundu…
*
Meclisteki toplantıya Milas’ın Çamköy mahallesinden katılan Hatice Günal, “Çamköy'ün suyu gittiği zaman yaşam diye bir şey kalmayacak. Bizim yaşam alanlarımızı bitiriyorlar.” derken, Karacahisar köyünde oturan Ayşe Günay, şu ifadelerde bulundu:
“Topraklarımız, yaşamımız elden gidiyor. Biz nereye gideceğiz? Verimli tarım arazilerimiz talan ediliyor. Bizim kültürümüz, yaşamımız, geleceğimiz, çocuklarımızın her şeyi orada. Şu anda bizim geçim kaynağımız sadece zeytin. İlla talan mı edilmesi gerekiyor? Ben atalarımın kemiklerini oradan oraya taşımak istemiyorum. Çok üzülüyorum. Ankara'yı hep merak ederdim ama bu şekilde köyümü kurtarmak için Ankara'ya geleceğim hiç aklıma gelmezdi.”
Marmaris’ten “Toprağımızı Vermiyoruz İnisiyatifi” temsilcisi Halime Şaman da şöyle dedi:
“İktidar bize şunu söylüyor, enerji üretilmesin mi? Biz kötüler arasında bir seçim yapmak mecburiyetimiz olmadığını, iyileri halkla birlikte düşünerek yaratabileceğimizi deneyimliyoruz. Umuyorum ki bu karanlık günlerde başka başka alanlarda siyaset ve halk bu komisyonlarla bir araya gelir ve bizlere dayatılan bu karanlık son olur.”
*
CHP KÖYLÜLERİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDİYOR…
Durumun herhangi bir siyasi partinin öne çıkması değil, demokratik dayanışma ile doğayı koruma meselesi olduğunu vurgulayan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın “Yalnızca 2026 yılının Ocak ve Şubat aylarında MAPEG kararlarıyla 667 yeni maden sahası işletmeye açıldı. Bunların 35'i Muğla'da bulunuyor. Bu alan 164 bin dönümlük, yani yaklaşık 23 bin futbol sahası büyüklüğünde bir bölgeyi kapsıyor. Muğla'nın 12 bin kilometrekarelik toplam yüzölçümünün yüzde 68'i maden ruhsatına açık durumda.” tespitlerini paylaşırken “Neden Milas'tan, Akbelen'den, Bodrum'dan, Muğla'dan bu arkadaşlar burada?” diye sorup şöyle devam etti:
“Arkadaşlar mesele inanılmaz ölçüde bir talanı tarif ediyor. Bu 1 milyon 235 bin futbol sahası anlamına geliyor. Ortada Muğla diye bir yer bırakmamaya yemin etmiş bir çaba var. Ve bu çaba acele kamulaştırma gibi aslında kamusal ülke güvenliğine yönelik zorunluluk nedenleri ile çıkartılmış hukuki düzenlemeleri açıkça kamunun şirketlere, memleketi talan izni vermesi için kullanıyor. Vatandaşın tarım alanını, orman alanını, zeytinliğini kamu geliyor, 'Ben buraya el koyuyorum ve yeni sahibi de şu şirkettir' diyor. Bu kadar basit. Yüzyıllardır, binlerce yıldır orada yaşayan insanlar, ağaçlarına sarılarak 'Yeter artık' diyorlar. Bu sesi bütün Türkiye'nin duyması lazım. Eğer siyasi yelpazenin her tarafından müktesebatları birbirinden çok farklı olan siyasal partiler, bu meselede bir araya gelmişlerse bu meselenin aslında vahametini de açıkça ortaya koymaktadır. Biz bu mücadelede köylü arkadaşlarımızın tam da yanında olmaya devam edeceğiz”
*
TERMİK SANTRALLAR MI KAPANSIN, ZEYTİNLİKLER Mİ KORUNSUN?
Çevreci dostların pek hoşuna gitmeyecek, tepki gösterenler de olacaktır, ama bu noktada benim aklıma şu sorular geliyor:
“Akbelenliler Ankara’ya 7554 sayılı yasanın, yani ‘Acele Kamulaştırma’ yasasının geri çekilmesini istemeye” mi yoksa “Termik santralların kapatılmasını istemeye” mi gittiler?
O toplantının konuşmalarına bakıldığında ne istendiği ortada…
Sadece Marmaris’ten “Toprağımızı Vermiyoruz İnisiyatifi” temsilcisi Halime Şaman termik santralların kapatılmasını istiyor. Enerji üretimi için “Biz kötüler arasında bir seçim yapmak mecburiyetimiz olmadığını, iyileri halkla birlikte düşünerek yaratabileceğimizi deneyimliyoruz” diyor…
Peki o “iyiler” bulununcaya kadar enerjisiz nasıl bir yaşamımız olacak? Önce alternatifi ortaya koyup, sonra kötü ve zararlı olan üretime son vermek gerekmez mi?
Elbette Muğla’da ÇED bile aramadan maden arama ve işletme ruhsatı verilmesine ve ‘Acele Kamulaştırma’ ile zeytinliklerin ortadan kaldırılmasına, doğal ve tarihi çevrenin tahrip edilmesine kesinlikle karşı çıkılmalıdır. Çıkılıyor da…
Ancak “Kömürsüz Muğla” sloganları eşliğinde “Termik Santrallarını kapatın” diyerek, Muğla’da zeytinliklerin katlinin ve “madenciliğin” turizme ve tarıma tercih edilmesinin önüne geçemezsiniz…
Bu ülkenin önce Kültür Turizm Bakanı ve Tarım Orman Bakanı çıkıp “Hiç değilse Muğla’dan elimizi çekelim” demiyorsa, diyemiyorsa siz sabah akşam termik santralların kapatılmasını isteyin ne olacak? Farkında mısınız bu şehirde neredeyse 40 yıldır “termik santrallar kapatılsın” deniyor… Deniyor da ne oluyor?
Ören’de santrallarla birlikte kurulan ve hiç kullanılmayan iskele “ihtiyaç duyulduğunda kömür ithalatı” için kurulmuştu…
Bence Akbelen’in kömüründen vazgeçilip kömür ithal edilmesi, bu canavarların kirletiliciliği düşük, kalorisi yüksek kaliteli ithal kömürle işletilmelidir.
İthal de olsa Akbelen’de yerin altından doğayı katlederek üretilecek kömürün maliyetinden daha düşük maliyet de sağlanacaktır…
*
DEM PARTİ DE KÖYLÜLERİN VE DOĞANIN YANINDA
Baştaki kıyaslamanın sahibi Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ basın toplantısında TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen yasa ile Cumhurbaşkanı'na kamulaştırma yetkisi verildiğini anımsatırken, Türkiye'nin her yerinde benzer sorunların yaşandığını, ancak Muğla'da hassasiyetin oldukça yüksek olduğuna işaret edip “Bu şehir, bir turizm ve tarım kenti ama hükümet ne yapıyor?” diye sorup şöyle devam etti:
“'Ben burada termik santraller inşa edeceğim' diyerek köylülerin arazilerine konmak, arazilerle birlikte ekolojik dengeyi bozmak, çevreyi, iklimimizi, suyumuzu, havamızı, hayvanlarımızı ve insanlarımızın geleceğini tehlikeye atmaktır. Burada maden ruhsatları da ihalesiz bir şekilde veriliyor. 3 sene içerisinde Türkiye genelinde toplam 11 bin 549 maden ruhsatı şirketlere devredilmiş. Bu ruhsatların sadece 1530 tanesi açık ve rekabetçi ihale yoluyla, geriye kalan yüzde 87'si, 10 bin 12 ruhsat ise açık ve rekabet ihale ortamı olmadan kapalı bir komisyon mekanizmasıyla devredilmiştir. İhaleye çıkarılan madenlerin sayısı 1 milyon 500 bin hektara ulaştı. Bu rakam birkaç ilin yüz ölçümünden daha fazladır”
*
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de 2024 yılından bu yana toplamda 850 hektarlık devasa bir alanın el değiştirdiğini söyledi. Farklı siyasi yelpazedeki partilerin bu meselede bir araya gelmesinin, durumun vahametini ortaya koyduğunu ifade eden Koçyiğit “850 hektarın 250 hektarı zeytinlik alan. Bu da 50-55 bin ağacın ya yerinden sökülmesi ya da kesilerek yok edilmesi demek. Zeytinimize el koyan, su havzalarımızı yok eden, hayvanlarımızı otlattığımız meraları yok eden bir iktidar zihniyetiyle karşı karşıyayız. Bütün bunları yapanlar birkaç maden şirketini daha fazla zengin etmek için yapıyorlar. Bu mücadelenin parçası olduğumuzu ve ne olursa olsun halkımızı yalnız bırakmayacağımızı ifade etmek istiyorum.” diye konuştu…
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ: Hiç kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum. --Tezer Özlü