2863 sayılı Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Yasası 1973 yılında çıkarıldı.
Bu yasanın gerçek hedefi, ülkemizde bol miktarda bulunan antik kent ve alanların korunmasını sağlamaktı.
Yalnız Muğla ilinde 35'in üstünde antik kent ve tarihi alan bulunuyor.
Ayrıca, içinde yaşadığımız tarihi bina ve şehirlerimizin korunması da gerekliydi.
İçinde yaşadığımız tarihi binaların bulunduğu yerlere "Kentsel SİT alanı" olarak adlandırıyoruz.
Bu tip binaların restorasyonu (tamiratı) Koruma Kurullarının onayı ile mümkün oluyor.
Antik kentlerin bulundukları alanlar I. derece Arkeolojik SİT alanı olarak belirleniyor.
Bu alanlarda çivi çakmak bile mümkün değildir.
Anadolu'da çok sayıda uygarlığın var olması, Anadolu'nun güzel ve verimli topraklara sahip olduğunun kanıtıdır.
Ülkemizin her yeri korunmayı hak eden bir güzelliğe sahiptir.
Rahmetli Halikarnas Balıkçısı, Anadolu için "Anadolu'daki antik kent ve devletler bir an için var olsalar, gece yatarken ayaklarımıza pasaport almamız gerekir idi," diyor.
Ayrıca, doğal SİT alanları bulunuyor.
Konumuz doğal SİT alanlarıdır:
Anadolu doğa güzellikleri ile de ünlüdür.
Doğal SİT alanları üçe ayrılıyor:
- I. derece Doğal SİT alanları
- II. derece Doğal SİT alanları
- III. derece Doğal SİT alanları
II. ve III. derece Doğal SİT alanlarının iskâna açılması, Koruma Kurullarının onayı ile mümkün oluyor.
I. derece Doğal SİT alanlarında ise yapılaşma kesinlikle mümkün değildir.
I. derece SİT alanları ile II. ve III. derece Doğal SİT alanlarının sınırları sorunlu olarak belirleniyor.
Mesela bir tarlanın bir kısmı I. derecede SİT alanı olarak belirlenirken, diğer kısmı II. veya III. derecede Doğal SİT alanı olarak belirleniyor.
I. derece Doğal SİT alanı içine alınan mal sahipleri bu uygulamadan çok mağdur oluyorlar.
Bu mağduriyete son vermek için, I. derece Doğal SİT alanı içine alınan alanlar kamulaştırılmalıdır.
Bu mümkün olmuyorsa, Doğal SİT alanlarımız yalnızca II. ve III. derece Doğal SİT alanları olarak belirlenmeli ve buralardaki yapılaşma Koruma Kurullarınca sıkıca ve titizlikle denetlenmelidir.
Muğla sahilleri, 3621 sayılı kıyı yasası ile I. derece Doğal SİT alanı arasında sıkışmış bir durumdadır.
3621 sayılı kıyı yasamız ile otel ve evlerimizi kıyı kenar çizgisinden 100 metre çektikten sonra ancak yapılabiliyor.
Örneğin Bozburun turistik beldemizde mevcut kıyı yasamız ile I. derece SİT alanı arasında sıkıştığında, Bozburun'un sahil kısmının imar planı yapılamıyor.
İmar planı yapılamayınca da yat turizminin yapıldığı sahil kısım plansız şekilleniyor.
Yat turizmine çoğunlukla, 2018 yılında çıkarılan "İmar Barışı" ile ancak nefes alabilmiş kaçak yapılarda hizmet verilebiliyor.
Bu yöntem Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışmıyor.
Muğla sahillerinin topografik ve coğrafi özellikleri dikkate alınarak akıllı ve doğru çözümler bulmalıyız.
3621 sayılı kıyı yasamız, topografya ve coğrafyayı hiç dikkate almadan tüm sahillerde kıyı kenar çizgisinden sonra 100 metre çekme mecburiyeti ile yeniden düzenlenmelidir.
Veya 1983 tarihli 2960 sayılı Boğaziçi Yasası gibi, Muğla sahilleri için de özel bir yasa çıkarılmalıdır.
Özel alanlar, özel yasalar ile korunurlar.
İkinci özel yasayı Muğla sahilleri bekliyor.
Genel kıyı yasaları ile özel alanlar planlanamıyor.
Mesela İtalyan turizminin göz bebeği olan Portofino ve Capri gibi yerler, bizim 3621 sayılı genel kıyı yasası ile planlansa idi, neler olurdu?
Bakanlık ve belediyeler eşgüdüm içinde imar planı yapma ve imar parseli üreterek çözüm bulmalıdır.
İmar planı yapamayan ve imar parseli üretemeyen kişiler, seçimlerde belediye başkanı ve meclis üyeliklerine de aday olmamalıdır.
Aksi halde güzel sahillerimiz ve sahil köylerimiz elden gidecek.
Haberiniz olsun.
Bu konuda Datçalı mimar Haluk Laçin Başkan’ın aktif rol alıp çözüm bulacağına inanıyorum...