İnsan inanmadan yapamıyor.

Çünkü bazı zamanlarda insan o kadar zavallı ve aciz durumda kalıyor ki, son umudunu bir güce bağlamak zorunda kalıyor.

Sümer, Babil, Mısır, Yunan ve Roma dönemlerinde doğa tanrılarına inanıyorlar idi.

Her doğa olayının bir tanrısı vardı.

Mesela, deprem tanrısının adı Poseidon idi.

Aşk Tanrıçasının adı da Afrodit idi.

Bu inanç sistemine Paganizm deniyor.

Azer oğlu İbrahim, Ur şehrinde M.Ö. 3000’li yıllarında "Doğa tanrıları yoktur. Tek tanrı vardır" diye Paganizme adeta meydan okudu.

Zaman içinde bu meydan okuma karşılığını buldu.

Önce Musevi inancı, sonra Hristiyan inancı, sonra da İslam inancı Paganizmin yerini aldılar.

Tek Tanrılı inanç Paganizme gelip gelmesine rağmen bu üç inanç arasındaki farklılıklar yüzünden kavgalar hala insanları derinden etkiliyor.

Muğla ili, bu kavgaların yaşandığı önemli bir coğrafyanın adresidir.

Lagina Antik Kentindeki kutsal alan ile yeni gün yüzüne çıkarılan Mobolla antik kentinde de kutsal alanın bulunması bunun ispatıdır.

Muğla Asar dağı etekleri ile Kızıldağ eteklerinde kurulan iki eski mahalleden oluşur.

Asar dağı eteklerindeki Saburhane  (Karşıyaka) Mahallesi Ortadoks Rumların mahallesi idi.

Kızıldağ eteklerindeki mahalle de Müslüman Mahallesi idi.

Bu iki mahallenin arasındaki alan da ticaret ve üretim alanı idi.

Muğla ili, ormanlık bir coğrafyaya sahip olduğu için, kereste ve orman ürünleri bakımından zengin bir coğrafyadır.

Muğla ilinde yetişen ve işlenen kereste, reçine, deri, bal, ceviz, un, zeytinyağı, günlük yağı, defne yaprağı, künar, palamut, kurtulmuş meyveler, koyun yünü ile hali ve kilimler başta olmak üzere bir çok ürün Marmaris limanından Rodos adasına oradan da dünyaya ihraç ediliyordu.

Muğla'nın kuzeyindeki Denizli "Kale - Tavas" ovasının kaliteli buğdayı da Muğla üzerinden dünyaya ihraç ediliyordu.

Tüm bu ticaretler, Marmaris'e kadar deve kervanları ile yapılıyordu.

Osmanlı zamanında Büyük Menderes nehrinin güneyi Menteşe vilayetine ait idi.

Rodos adası da 1300’lü yıllarda Menteşe Beyliğine ait idi.

Menteşe Beyliği donanması olan bereketli topraklara sahip zengin bir beylik idi.

Osmanlı Devleti ile Menteşe Beyliğinin arası, Kosova savaşında yaşanan bir olaydan sonra bozulmuş idi.

Menteşe beyi bu nedenle Timur'a sığındı.

Osmanlı Devleti lideri Yıldırım Beyazıt ile Timur arasında Menteşe Beyliği konusunda birbirlerini suçlayan bazı yazışmalar oldu.

Bu sıralar Niğbolu fatihi Yıldırım Beyazıt İstanbul'u fetih etmek için, Boğaz'da Anadolu hisarını yaptırıyordu.

Neticede 1402 yılında iki ordu Ankara Çubuk ovasında karşı karşıya geldiler.

Yıldırım Beyazıt'ın yanındaki Menteşe askerleri, beylerinin Timur'un yanında olduğunu görünce topluca Timur'un yanına geçtiler.

Bu nedenle savaşın yaşandığı ovaya dönekler anlamına gelen "Murtet Ovası" dendi.

Yıldırım Beyazıt'ın yanında yalnızca Silav kökenli Yeniçeriler kalmıştı ve savaşı kaybetti.

Anadolu artık Timur'un idi.

Timur'un hedefi Hindistan idi ve Hindistan'a yöneldi.

Timur yeni ele geçirdiği Anadolu'da birçok önemli ve güçlü aileyi bıraktı.

Bu ailelerin çoğu Menteşe vilayetinde yerleşti.

Çünkü Timur'un savaşı kazanmasında Menteşe askerlerinin büyük katkısı vardı.

Bugün Menteşe'de yaşayan "Özbek" soyadı taşıyan ve adı "Timur" olan vatandaşlarımız Timur'un Anadolu'da bıraktığı askerlerin torunlarıdır.

Hatta "Topallar Sülalesi" de lakaplarını aksak Timur'dan almışlardır.

Osmanlı Devletinin topraklarının çoğu Avrupa'da ve başkenti Edirne olduğu için, Timur'un filli ordusu boğazları geçemedi ve Osmanlı Devletini tamamen yok edemedi…

Ama, Anadolu Timur'a ait olmuştu.

Osmanlı Devletinin 10 yıl süren fetret dönemi Mehmet Çelebi tarafından sonlandırılınca. Anadolu geri alındı ve başta Menteşe vilayeti, Osmanlı Hanedanı tarafından adeta kara listeye alındı.

Osmanlı hanedanı, Menteşe beyliğini "Sizin yüzünüzden İstanbul'un fethi 50 yıl gecikti" diye suçladı…

1402 senesi ne kadar Menteşe için önemli ise, 1912 yılı da en az o kadar önemlidir.

1912 yılında Rodos ve 12 adayı İtalyanlar işgal edince Menteşe vilayetinin Rodos üzerinden olan ihracat büyük darbe aldı.

Menteşe vilayeti adeta çıkmaz sokağa dönüştü.

I. Dünya savaşından sonra Anadolu Avrupalılar tarafından paylaşıldı.

Yunanistan İzmir ve civarını alırken İtalyanlar da Muğla ve Antalya civarını aldılar.

Yunanistan'a ve İtalya'ya verilen toprakların sınırı büyük Menderes nehri idi.

Büyük Menderes nehrinin kuzeyi Yunanistan'a, güneyi ise İtalya'ya verildi.

Yunan kuvvetleri Büyük Menderes nehrinin kuzeyindeki şehir, kasaba ve köyleri yakıp yıkar iken, büyük Menderes nehrinin güneyinde İtalyanlar yakıp yıkma işine girişmediler.

Böylece Muğla, tarihi, mimari dokusunu ve kültürünü koruyabildi.

I. Dünya savaşından sonra 1922 yılında Saburhane Mahallesinde oturan Ortodoks Osmanlı vatandaşları "Artık bu büyük kavgadan sonra beraberce yaşayamayız" diye Muğla'yı terk ettiler.

Bu vatandaşlar dulgerlik, değirmen ve taverna konularında çok başarılı insanlar idi.

Saburhane'yi terk eden Ortodoks vatandaşları Muğla hayatında büyük bir boşluk bıraktılar.

Kurtuluş Savaşından sonra 1923 yılında Yunanistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasında yapılan mübadele anlaşması ile Yunanistan ve Balkanlardan gelen Müslüman vatandaşlarımız, Ortadoks Rum vatandaşlarımızın Muğla - Saburhane Mahallesinde terk ettikleri evlere yerleştirildiler.

Böylece başta Menteşe, Fethiye, Bodrum kasabalarının nüfusu bugünkü halini aldı.

Girit'ten gelen insanlarımız Bodrum ve Fethiye gibi sahil ilçelerini tercih ettiler.

Yıllar sonra:

1947 yılında II. Dünya savaşı sonrası Hitler ile ortak hareket eden ve yenilen Mussolini İtalya’sı için Paris’te bir konferans düzenlendi.

İtalyanlar 1912 yılında Rodos ve 12 adayı bizden almışlar idi.

II. Dünya savaşından sonra ABD, Avrupa ve bilhassa Yunanistan savaş yorgunu idi.

Biz ise, II. Dünya savaşına girmemiş ve ordumuz da yorgun değildi.

Bir kısım Dış İşleri yetkilisi Paris konferansına katılmak istediler.

1947 yılındaki Paris konferansına iştirak etse idik. Rodos ile 12 adayı, büyük bir ihtimal ile geri alabilir idik.

Çünkü bu adalar Anadolu'nun doğal uzantıları idiler.

Eğer Rodos ve 12 ada geri alınsa idi, Muğla ilinin makus talihi dönmüş olacak idi.

Ancak Paris konferansına katılmadık.

Zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Paris konferansına katılmak isteyenlere "Son savaşa katılmadığımız için, savaşın ganimetleri konusunda bir talepte bulunmayı doğru bulmuyorum" diye tepki verdi ve Paris'e delege gönderilmedi.

Galip devletler de Rodos ve 12 adayı Yunanistan'a verdiler.

Ve adalarda yaşayan binlerce Müslüman da adaları terk ederek Anadolu'ya göç ettiler.

Örnek de Muğlalıların tanıdığı "Cacoron ailesi" İstanköy'den (Cos) Muğla'ya göç eden ailelerin arasında idi.

Böylece 1947 yılındaki Paris konferansına katılmamak ile tarihi bir fırsat kaçmış oldu.

Menteşe tarihi iyi günleri ile kötü günleri ile kısaca böyledir.

"Ben Muğlalıyım" diyen her hemşerimizin, bu gerçekleri bilmesi çok önemlidir.

Önemli Not:

Muğla - Menteşe'deki Karabağlar Yaylası ile Ortaköy arasındaki bazı kuyular fosseptik gibi kullanılıyor.

Yağmurlar yağmadığı için, yeraltı suyu aşağılara çekildi.

Bu nedenle kuyularda yeterli su bulunmuyor.

Bu bölgede insanlar, şehir suyu şebekesinden su ihtiyaçlarını karşılıyorlar.

Yarın, yeraltı sularının seviyesi yükselince, Karabağlarda yaşayan insanlarımız kuyularda biriken ve fosseptik ile kirlenen sularını kullanacak ve bulaşıcı hastalıklar da artacak.

Bu akıl dışı işleri yöreyi iyi tanımayan ve yurd kiralayan yabancılar yapıyor.

Yetkililere duyurular...

Su her şeyimizdir ve su ile şaka olmaz.