Mayıs ayı birçok hayati olayı bünyesinde barındırıyor.
1 Mayıs günü dünyada emekçiler günü olarak kutlanıyor.
6 Mayıs Hıdırellez günü olarak kutlanıyor.
14 Mayıs 1950 günü ülkemizde ilk demokratik seçimlerinyapıldığı gün.
19 Mayıs 1919 günü Mustafa Kemal Paşa ülkenizi düşmanişgalinden kurtarmak üzere Samsun'a ayak bastığı gün.
Bu gün aynı zamanda Yunanistan'da Pontus Rumlarınınsoykırıma uğradığı ilk gün olarak anılıyor.
27 Mayıs 1960 günü Türkiye Cumhuriyetindegerçekleştirilen ilk askeri darbe günüdür.
29 Mayıs 1453 günü de Konstantinapolis kent devletininfetih edildiği gündür.
Ben, bu önemli günlerden 27 Mayıs 1960 tarihindeİstanbul'da YTÜ ikinci sınıf öğrencisi idim.
Yazacaklarım, yaşayarak öğrendiğim bilgilerdir.
1960 yılının Nisan ayında İstanbul ve Ankara'daüniversite öğrencilerinin baş kaldırmaları ile üniversiteler tatil edildi,yurtlar kapatıldı.
Bizlerden evlerimize dönmemiz ve gitmemiz, istendi.
Ben de memleketim olan Muğla'ya döndüm.
Babam, beni karşısında görünce, "Senin ne işin varMuğla'da ?", diye tepki gösterdi.
Ben de "Okulların ve yurtların kapatıldığını,polisin öğrencileri öldürdüğünü ve cesetlerin Et Balık Kurumuna gönderilip,sucuk yapıldığının söylendiğini" babama anlattım.
Babam, beni dinledikten sonra, "Oğlum bir insanbir insanı öldürebilir, bunu anlıyorum ama bir insan öldürdüğü insanı sucukyapar mı? Gözlerinle gördün mü?", diye sordu.
Ben de görmedim ancak okuldaki hocalar böyle söylüyordeyince babam "Sen bu yalana nasıl inanırsın? Olmaz öyle şey" diyetepki verdi.
Sucuk olayını bize, soyadı ÇAKAL olan hocamızsöylemişti.
Bu hocamız da Tasarı Geometri derslerine giriyordu.
Muğla'da her gün radyoyu dikkatlice dinliyor, günlükgazeteleri okuyorduk.
27 Mayıs günü sabahleyin babam "Oğlum hemenradyoyu aç" diye beni uyandırdı.
Radyo, misafir odasında idi, ben de orada uyuyordum.
Radyoyu açtık, davudi sesli bir kişi "TürkSilahlı Kuvvetleri yönetime el koymuştur. Silahlı kuvvetler duruma hakimdir,Türk silahlı kuvvetleri NATO ve Senatoya sadıktır" diyordu.
Sonra yanlışını düzeltti ve "Türk silahlıkuvvetleri NATO ve CENTO'ya sadıktır" dedi.
Babam bu anonsu duyunca "Ah benim şanssız ülkem,ordumuz kendi hükümetine sadık değilmiş, ama NATO ve CENTO'ya sadıkmış"diye söylendi.
Hepimiz şaşkın idik, elimizde bugünkü gibi telefonolmadığı için kimse ile haberleşemiyorduk ve tek haber kaynağımız radyomuz idi.
O günkü Türkiye'de, Ankara ve İstanbul radyolarını elegeçiren güç, Türkiye'yi ele geçirmiş gibi oluyordu.
Saat 9'.00'a doğru evimizin önünde davul çalınmayabaşladı.
Pencereden baktık, bu neyin nesi diye.
Topalların Yılmaz'ı elinde davulu ile Sekibaşısokağında bayram yapıyordu.
Annem Topallar sülalesinin ne denli güçlü bir aileolduğunu bildiği için babama, "Aman Kemal bulaşma bu işe" diye adetayalvarıyordu.
Bir hafta sonra radyodan okulların açıldığınıöğrendik.
İstanbul'a okuluma geri döndüm.
Bütün hocalarımız, öğrenciler ve sınıf arkadaşlarımadeta bayram ediyorlardı.
Şişli'de oturan halamlara uğradım, halamlar dahayatlarından memnun idiler.
İstanbul halkı da memnun idi.
O günler, Ramazan Bayramına denk gelmişti.
Halamlara Melek hanım da gelmişti, Melek hanım dahayatından memnu idi, elini öptük kuzenim ile bana büyük büyük bahşişler verdi.
Melek hanım Erol Simavi'nin annesi idi ve halamın iyiarkadaşı idi.
Kendi kendime "Yahu oğlum, milletin tek akıllısısen misin? Herkes hayatından memnun, sana ne oluyor?" diye düşünmeyebaşladım.
Tanıdığım ve konuştuğum herkes, Menderes hükümetininhırsız olduğunu, ülkeyi sattığını söylüyorlardı.
Olup biteni gözümle görmeliydim, kulağım ileduymalıydım.
Melek hanımın yardımı ile Yassıada mahkemeleriniizlemek için adaya gittim.
Yargılanan Adnan Menderes ve arkadaşlarınınihanetlerini duymak, görmek istiyordum.
Bu kadar insan yanılmış olamazdı.
İki defa Fenerbahçe ve Paşabahçe vapurları ileYassıada'ya gittim.
Bir seferinde Afgan Kralı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'akaliteli bir Afgan köpeği hediye etmiş.
Bayar da bu köpeği satarak köyüne bir çeşme.yaptırmış.
Yassıada Hakimi Salim Başol Cumhurbaşkanı Bayar'a"Sen nasıl bu köpeği satarsın da köyüne çeşme yaptırırsın ?" diyeazalıyordu.
Bir seferinde de Başbakan Menderes'in kasasından çıkankadın külotunu ve özel hayatını gündeme getiriyor, Menderes'ten bunlarınhesabını soruyordu.
Hırsızlık, haksız kazanç ve ülkeyi satma gibi konulargündemde değildi.
Sonradan öğreniyoruz ki, 27 Mayıs darbesi ABD derindevletinin bir işi imiş.
Ama İstanbul basını özellikle bu gerçeği gizliyordu...
Bu olay ile basının ne kadar önemli olduğunuöğreniyordum.
27 Mayıs darbesi Atatürk adına yapılıyordu amaAtatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin temel taşı olan 1924 Anayasası çöpeatılıyor, ABD'nin istediği şekilde 1962 yılında yeni bir Anayasa yapılıyordu.
Kimse de bu detayı gündeme getirmiyordu.
İşin komik yani, Yassıada'daki mahkeme Menderes hükümetinin1924 anayasasını ihlal ile suçlanması idi.
Halbuki 1924 Anayasası toptan iptal edilerek yokhükmünde kabul ediliyordu.
Daha sonraki yıllarda ABD, hızını alamıyor 1971yılında, 1980 yılında tekrar tekrar askerlere darbeler yaptırarak Türkiye'ninönünü kesmeye çalışacaktı.
1997 yılında ise, bu kez sivil bürokrasiye darbeyaptırdılar.
Darbeler dönemini ancak, 15 Temmuz 2016 günügerçekleşen halk direnişi ile bir son verebildik.
ABD derin devleti, Müslüman Türkiye'nin İstanbul veAnadolu'da var olmasını hiç bir zaman içine sindiremedi ve hâlâ dasindiremiyor.
ABD, 2022 yılında bile bu istek ve arzusundan birtaviz vermişe benzemiyor.
Osmanlı topraklarından göç eden Rumlar, Ermeniler,Yahudiler ABD'de lobiler kurarak ABD yönetimini etkileyerek, ülkemize kinkusmaya devam ediyorlar.
Bu ekiplere de içimizde yaşayan kripto Türklermaalesef yardım ediyorlar.
Işın aslı fesli budur.
Daima uyanık ve güçlü olmaktan başka bir çıkış kapımızyok maalesef.
Allah, bu millete bir daha darbe yüzü göstermesin.
İnsanoğlu, hâlâ demokrasiden daha iyi bir yönetimbiçimini bulamadı.
Demokrasimize sahip çıkalım ve darbelerden bir şeylerbekleyen kişi ve partilerden uzak duralım.