Değerli dostlarım; günler ne çabuk geçiyor. Dilimize pelesenk ettiğimiz bir kelimedir bu. Geçen yazımda Mayıs ayından bahsederek bu ayın yaz mevsiminin başlangıcı ve ilkbahar mevsiminin de son ayı olduğunu belirterek noktalamış idim. Neredeyse bugünlerde Haziran ayının yarısına geldik.

Haziran ayının ilk haftasında mübarek Kurban Bayramı’nı idrak ettik. Kurban Bayramı, İslam dinine mensup Müslümanlar için oldukça manidar bir bayramdır. Kullanmakta olduğumuz yıl Güneş (Milâdî) yılıdır. Osmanlı zamanında kullanılan yıl ise (Ay) yılı, yani Hicrî yıldır. Ay yılının son ayı Zilhicce ayıdır. Hicrî yılın ilk ayı Muharrem, son ayı da Zilhicce’dir. Ay sayısı da on ikidir.

Putperest bir babanın oğludur Halil İbrahim Peygamber. Babasının adı Azer'dir. Hem put yapar hem de puta taparmış Azer. Zilhicce ayı geldiğinde Müslümanlar hemen Halil İbrahim Peygamberi hatırlarlar. Sebebi ise manidardır. Azer, Halil İbrahim Peygamberin babası, put yapmaya ve puta tapmaya devam ederken, oğluna Yüce Yaratan tarafından peygamberlik vazifesi verilir. Görevi, insanları tevhîde davet etmektir. O yıllarda puta tapmak en büyük dinî inançtı.

Bir gün panayır düzenlerler ve Halil İbrahim Peygamberi de çağırırlar panayıra. Halil İbrahim Peygamber bir mazeret belirterek panayıra gitmez ve evde kalır. Panayır başlar ve devam ederken, Halil İbrahim Peygamber putların hepsini kırar, döker ve imha eder; ama en büyük olanının baş kısmına baltayı asar ve öylece bırakır. Panayır sona erer ve halk evlerine döner. Eve girmeden önce “Putları bir ziyaret edelim ve ibadet edelim” derler ve puthaneye gelirler. Bir de ne görsünler! Putlar yerle bir edilmiş. “Kim yapar, kim yapar?” diye soruştururlar ve bulurlar. “Panayıra kim gelmedi? Halil İbrahim Peygamber...” Onun halkı, yani kavmi gelirler ve Halil İbrahim Peygamberi sorgularlar. Der ki Halil İbrahim Peygamber: “Bana niye soruyorsunuz? Taptığınız, ibadet ettiğiniz büyük puta sorunuz.” Kavmi de der ki: “O konuşmaz, algılamaz.” Halil İbrahim Peygamber der ki: “Madem konuşmaz ve algılamaz, neden ona tapıyorsunuz?”

Kavmi ve ileri gelenleri karar verirler: “Halil İbrahim Peygamberi ortadan kaldıralım ve yakalım.” Kocaman bir ateş yakılır. Ateş günlerce yanar. Mancınık kurarlar. Önce denerler. Ateşe yaklaşmak mümkün değildir. Halil İbrahim Peygamber ağırlığında iki tane taş bulurlar ve o taşlarla mancınığı iyice ayar ederler. Halil İbrahim Peygamberi getirirler ve mancınığa sağlam biçimde oturtarak bağlarlar. Tam o esnada Hazreti Cebrail Aleyhisselam gelir: “Bana bir ihtiyacın var mı?” diye sorar. Vahiy meleği, peygamberlere yardımda bulunur; bu asli görevidir. “Bir arzum var ama sana değil,” der o yüce büyük peygamber. Allah’ına tam teslimiyet göstermiştir. Mancınıkla tam da ateşin ortasına gelecek şekilde fırlatılır. Allah’ına, yaratanına tam teslimiyet gösteren Halil İbrahim Peygamber için Yüce Allah ateşe emir verir: “Ey ateş! Halil İbrahim kuluma serin ol, yakma.” Bugünkü Balıklı Göl diye anılan ve asırlar boyu yaşayan o göl ve çevresinin böyle bir yaşanmış hikâyesi vardır Şanlıurfa ilimizde.

Günler geçer ve Halil İbrahim Peygamber dua eder: “Ya Rabbim, bana bir oğlan evlat verirsen, onu sana kurban edeceğim.” Halil İbrahim Peygamber ve hanımı Hacer Validemizin yaşları hayli ileridir. Ama o büyük peygamber dualarına devam etmektedir. Bir gün evlerine üç adet misafir gelir. Zira Halil İbrahim Peygamber, misafir olmadan sofraya oturduğu vaki olmamıştır. Misafirsiz sofraya oturmamıştır H. İbrahim Aleyhisselam. O üç genci sofraya buyur eder. Sofraya gelmezler. Sonra da derler ki: “Allah’ın sana selâmı var, biz Allah’ın melekleriyiz. Allahımız sana iki adet oğlan evlat verecek, onun müjdesi için geldik” derler. Sırtta, arkasından konuyu dinleyen Hacer Annemiz ise içine çeker ve hayıflanır: “Yaşları geçmiş, ilerlemiş olan bizlerden çocuk mu olur?” diye.

Günler geçer ve İsmail Peygamber dünyaya gelir. Arkasından bir evladı daha olur: İshak Peygamber. H. İbrahim Aleyhisselam’ın duası var idi: “Ya Rabbim, bana oğlan evlat verirsen, onu sana kurban edeceğim” diye. İsmail 8-9 yaşlarına gelmiştir. Zilhicce ayının 8’inci günü bir rüya görür H. İbrahim Peygamber. “Ya İbrahim! Oğlunu kurban et” diye bir nida ile rüyadan uyanır. Aynı rüya ertesi gün yine tekraren görülür ve irkilir. Zira peygamberlerin gördükleri rüya salih rüyadır ve rüya hükmüyle amel edilir. Türkçe tabirle, rüyada ne emir edildiyse o yerine getirilir demektir.

Zilhicce ayının onuncu günü, Kurban Bayramı sabahında yine aynı rüya ile uyanınca konuyu, hadiseyi oğlu İsmail’e açmaya karar verir. Kur’an’da ayet ile sabittir. Burada ukalalığa da gerek yoktur. Bu konular zaten vaaz kürsülerinde ve hutbe iradlarında din görevlilerimiz tarafından halka izah edilmiş ve edilmektedir. Biz burada konunun Allah’a teslimiyet ve verilen görevin nasıl oğluna aktarılacağını duyurmak niyetindeyiz. Oğlunu karşısına alır ve der ki: “Ey benim oğlancağızım! Ben seni rüyamda kurban ediyor görüyorum.” İsmail de der ki: “Ey benim babacığım! Sen emir edileni yerine getir. Sen beni sabredenlerden göreceksin.” Baba ve oğul Allah’a tam teslim olmuşlardır. Lanetlenmiş şeytan mani olmak, vesvese vermek istediyse de başarılı olamamıştır.

Bugünkü hacıların kurban kestikleri Mina Mahallesi’ne gelirler ve baba-oğul teslim olduklarını beyan ederek kurban ameliyesini icra edeceklerdir. Hani tevatür vardır: Baba, oğluna bıçağı vurur ama bıçak kesmez. Kayaya vurur da kaya ikiye bölünür. “Babacığım,” der oğul İsmail, “benim yüzümü görüyorsunuz da kesemiyorsunuz; benim gözlerimi bağla.” Ve olan olmuş, teslimiyet yerine gelmiştir. Cebrail Aleyhisselam, cennetten bir koç ile “Allahu Ekber, Allahu Ekber” sedalarıyla gelir. Ve adına “tekbir getirmek” dediğimiz o nağmeli güzel zikir ortaya çıkar:
Allahu Ekber, Allahu Ekber. La İlahe İllallah, Vallahu Ekber. Allahu Ekber, Velillah'il Hamd.

“Neden bayramdan önce yazmadınız?” diye soranlar elbette olacaktır. Bayramdan önce malum tatil olduğu ve insanların da dinlenmeye ihtiyaçları bulunduğu için yazımız bu haftaya kaldı diyebilirim.

Halil İbrahim Peygamber hayatında üç ayrı imtihana tabi tutulmuştur. İlk olanı, küçücük oğlu ile Hacer Annemizi o zamanlar sinek bile yokken Mekke çölüne (şimdiki Kâbe civarı) bırakmasıdır. İkinci imtihanı ateşe atılmak, üçüncü imtihanı ise oğlunu kurban etmek ameliyesidir. Hepsinden de başarı ile çıkan H. İbrahim Peygamber “Halilullah” (Allah’ın dostu) makamına erişmiştir.

Geçmiş Kurban Bayramınızı tebrik ederim. Allahım daha çok bayramlar göstersin.

Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız.