Değerli dostlarım, ilçem Ula’da halkla bütünleşmiş, bir şekilde halka dokunmuş, mensubu olduğu halkın gönlüne girmeyi başarmış kişi ya da kişilerden ve özellikle bu fani dünyadan ebedi aleme göç etmiş büyüklerimizi anmaya ve unutturmamaya devam ediyorum.
İlçem Ula’da Muğla Merkez İlçede (Şimdiki adı Menteşe ilçesi) medfun bulunan İbrahim Şahîdî Efendinin oğlu olan Hüsameddin Ulavî (Hüsam efendi) efendinin türbesi vardır.
Aynı ünvanı taşıyan Müftü Hüsameddin Efendi Camii de yanı başındadır. Müftü Hüsameddin Efendi Camii ile Hüsameddin Efendi Türbesinin arsası aynı, arazi olduğu hakkında merhum babamdan duymuş ve işitmiştim. Sonraları Müftü Hüsameddin Efendi Camii ile Hüsameddin Efendi Türbesinin arasından “Önceleri İstiklal Caddesi sonradan da Ali Cin Caddesi” cadde geçirilmiş ve marked veya hazire olarak adlandırılan müştemilatından ayrılmış durumdadır. Evliya Çelebi (RH) ilçemiz Ula’ya geldiğinde hem Hüsameddin Efendi Türbesinden, hem Müftü Hüsameddin Efendi Camiinden hem de Gara Selvi’den (oldukça büyük kara çam veya andız ağacı) söz eder.
Hüsameddin Efendi Mevlevî Şeyhî olduğu söylenir. Hüsameddin Efendi “yemenici”dir. Yeni adıyla ayakkabıcı ustasıdır. Halk arasında şöyle bir duyum, anlatım vardır. Köyceğiz’in eski adı Yüksekkumdur. Yüksekkum Ağla Yaylasında Çiçek Baba isminde bir Allah dostu, müderris kişi yaşar. Bu kişi Ula’ya Hüsameddin Efendi’ye ziyarete gelir. Hüsameddin Efendi ayakkabı dikmektedir. Mevsim kıştır. O zamanlar soba yoktur. Şimdilerde adına şömine denilen ocaklar vardır ve odun yakılmaktadır. Ocakta odun yakıldıktan sonra seyyar mangala alınır ve onunla ısınılır, ısıtılır. Eskiden mandili (bez mendil) denilen bez ile hem eşya alınır ve sarılır onunla eve götürülür imiş. Yüksekkum’dan gelen mübarek kişi elindeki mandilide kâr getirir ve hediye olduğunu Hüsameddin Efendiye arz eder. Hüsameddin Efendi de kapının üzerine as der. Bu arada ayakkabı siparişi vermek için bir bayan gelir. Bayanın ayak ölçüsünü almak zorundadır yemenici. Ancak; topuğuna kadar elbisesini kaldırır ve ayak bileği topuğuyla birlikte görünür. Mandilide (bez mendil) asılı olan kar damlamaya başlar. Hüsameddin Efendi der ki, ey Çiçek Baba dağ başında imanı, maneviyatı korumak kolaydır, halk içinde kalbini muhafaza et der. Kar erimesi ve damlaması durur. Hal sohbetten sonra Çiçek Baba müsaade ister. Hüsameddin Efendi de yine mandilinin içerisine kor (köz) koyar ve yolda üşümeyesiniz der ve yolcu eder.
Bu türbe ve içinde medfun bulunan kişi hakkında çok fazla bilgimiz bulunmamakta, sınırlı bilgimiz bulunmaktadır. Uzun yıllar Ula’da yaşamış, inandığını yaşamış ve halk diliyle insanları irşad etmiştir. İz bırakmıştır. Hem camii hem de türbesi uzun yıllar ayakta kalmış ve ayakta kalmaya devam etmektedir. Müftü Hüsameddin Efendi Camii ile Hüsameddin Efendi Türbesi ayrı ayrı tarihlerde kalıcı ve kapsayıcı biçimde gerek Vakıflar Genel Müdürlüğü vasıtasıyla, Ula Belediye Başkanlığınca ön ayak olunarak Vakıflar Bölge Müdürlüğünce restorasyon gerçekleştirilmiştir. Müftü Hüsameddin Efendi Camiini de Hüsameddin Efendi tarafından yaptırıldığı için böylece iz bırakmıştır.
Ula Pazarında esnaf veya tüccar olup, halka davranışıyla, alış verişiyle ve sattığı ürünün kalitesine göre doğruluk ve dürüstlükleri ile toplum nezdinde sevilen ve bu fani dünyadan ebedî aleme gitmelerine rağmen iz bırakan esnaf, tüccarlarımız bulunmaktadır. Bu iz bırakma iyi (olumlu) olacağı gibi kötü (olumsuz) olanlar mevcuttur. Ama bir şeklide iz bırakmış olup unutulmamaktadır.
Babasının mesleği ile anılan Merhum Boycinin Murat ( Merhum Murat Tütüncü) iz bırakmıştır. Soyadı Uzun olan Uzun Hasan’ın oğlu olan önceleri terzi olup sonra manifaturacı olan Merhum Şükrü Uzun (Şükürüler diye ün salmıştır) ve iz bırakmıştır.
Merhum Hüseyin Mumcu da önceleri manifaturacı olup sonradan konfeksiyon işine dönmüş olup iz bırakmıştır. Merhum Mehmet Çavuş oğlu Merhum Ali Köprübaşı da manifaturacıdır, sonradan beyaz eşya satıcılığına başlamıştır ve iz bırakmıştır.
Beytoğlu’nun Merhum Mehmet Çulhaoğlu önceleri dülger ve marangoz atölyesi vardı. Sonradan beyaz eşya ve koltuk takımı satıcılığı yaptı ve iz bıraktı. Uzun yıllar kamyonlarıyla çam ormanlarından toparlanan reçine bidonlarını İstanbul’a boya sanayii ne taşıma, nakliye işi yapan “Çağanlar” ünvanı ile Merhum Niyazi Çağan ve Salih Çağan da iz bırakmıştır. Salih Çağan Ağabeyimiz halen sağdır. Nakliyatçılığın yanında siyasetle de uğraşan Salih Çağan Ağabeyimiz Ula EKKK’nın kurulmasına ön ayak olmuştur. İl Genel Meclisi üyeliği esnasında şimdiki Muğla Marmaris Yolunun Gülağzı’ndan göbek doğrusunda Ula’ya getirerek Ula’dan eski Ülkünün Benzinliğinden yine göbek doğrusunda Sivridağ veya Mersin Burnu( Çamköy kavşağı) ndan itibaren yine Marmaris güzergahına devam olarak yol yapımı talep edilmiş ve kabul edilmesine rağmen son anda bir takım kişi ya da kişilerin devreye girmesiyle “gürültüden uyuyamayız, çok kaza olur, insanların tarlaları çalınıyor, heba ediliyor” gerekçeleri ile yol bugünkü güzergahından geçiyor.
Bir küçük anektot. Eğer bu Muğla-Marmaris yolu, Gülağzı’ndan göbek doğrusu İlçem Ula’ya gelseydi, Eski Ülkü’nün Benzinliğinde kavşak ve terminal yapılsaydı, bahsedilen kavşaktan, terminalden göbek doğrusunda Sivri Dağa, Çamköy/Kızılağaç Kavşağına çıkılarak bugünkü Kızılağaç yönünden devam etseydi, İzmir/İstanbul/Ankara veya diğer Anadolu’dan gelen otobüsler ilçem Ula’ya uğrayarak Marmaris, Fethiye veya Antalya’ya gideceklerdi. Ama olmadı, oldurulmadı o kişilerin çoğu ebedî aleme göçtüler ama iz bıraktılar.
Son olarak Merhum Çolak Kadir Amcamız var idi. Ayazkıyı Mahallesinde oturur idi. 1970’li yıllarda belediye ilan hoparlörü yok idi. Şu anda o bina ayakta ama yıkılacak, geçen yaz yandı. İkinci kata çıkmak için üç beş merdiven çıkılır. Çolak Kadir Dayımız da oraya gelir. İlan metnini bir başkası hafif sesle okur. Çolak Kadir Amcamız o metnindeki bilgiyi yüksek sesle iki defa tekrarlar ve ilan edilmiş olur.
Ramazan ayının içindeki Kadir Gecesinde ve yılbaşı gecelerinde de Merhum Çolak Kadir Amcamız “Tombala” sayısını keseden çeker ve okur idi. Normal değil, öreğin tam bi gantar kırkbeş, torbada durmaz dokuzan (Doksan), dodicik oniki, iki bir yan yanaaa. Allah rahmet etsin. İz bıraktı.
Oğlu Gardiyan Hasan Ağabeyimiz bu günlerde hasta Allah şifalar versin, geçmiş olsun deriz.
Hoşçakalınız. Sağlıcakla kalınız…