İnsanın temeli, keyifli bir geceden sonra kadın ile erkeğin beraberliği ile atılır.

Bu beraberlikte her iki tarafta büyük bir keyif alır.

O geceden sonra kadın karnında kanı ile 9 ay 10 gün besleyip büyüttüğü Nevzat’ı büyük bir ağrı ve sancı ile dünyaya getirir.

Dünya'ya gelen Nevzat'ı da 9 ay boyunca vücudunda ürettiği sütüyle besler.

Kadının işi hala bitmemiştir.

Kadın doğurduğu Nevzat'ı iki ayağı üzerinde yürüyünceye kadar kol kanat gerer ve ona konuşmayı öğretir.

Bu görev ilkokula başlayıncaya kadar yoğunlukla devam eder.

Nevzat büyür, kocaman bir insan olur, anne hala ona kol kanat germekten vazgeçmez.

Erkek de evin geçimi için uğraşır "Ben aç kalayım, ama çocuğum ailem aç kalmasın" diye çalışır çalışır...

Kadın ve erkeğin kabaca hayat hikayesi budur.

Anne, çocuk üzerinde erkekten çok daha fazla emeği ve katkısı olan bir varlıktır…

Bize gelince:

Anadolu, ana Tanrıça Kibele ile kadın egemen bir toplum olan Amazonların yaşadığı topraklardır.

Türk toplumu da kadın egemen bir toplumdur.

Türk Han'lar, eşlerini ‘Han’ım diye takdim ederler.

Doğa'da da yavrular babaları ile değil, anneleri ile yaşarlar ve büyürler.

Velhasıl, dişi Doğa'da ve bizim kültürümüzde ve yasadığımız coğrafyada çok çok önemlidir.

Neden de, Nevzat'ın oluşmasında kadının katkısı yüzde 60, iken, erkeğin katkıda ise yüzde 40 civarında olmasıdır…

Bu neden ile kadın erkek eşitliğine itiraz ediyorum.

Kadın ve erkek eşit değillerdir.

Kadın, daha eşittir.

Yani, kadın erkekten çok daha ağırlığı olan bir varlıktır.

Bu neden ile Tanrı da kadınlara erkeklerden daha uzun ömür vererek tercihini açıkça belli etmiştir…

Rahmetli Neşet Ertaş çok doğru ve güzel söylemiş.

"Kadın insandır, erkek ise insanoğludur" diye…

Kadın öyle bir mertebedir ki, bazı erkekler kadın olmak için can atıyorlar.

Bunu da, 2024 Paris Olimpiyatlarının açılışında gösterdiler.

Ama farkında olmadıkları bir şey var.

Onlar "Çakma Kadın" oluyorlar.

Aslı var iken, kimse çakma kadına yüz vermez...