Eigenie, " Yaşamaya hak edenler ", demek.
Eugeie (Ojeni) olarak okunuyor.
Antik Yunan'da Spartalılar sakat doğan bebelerini, uçurumdan atarak öldürüyorlardı..
Spartalılar ancak, sağlıklı bebelerin yaşamasına izin veriliyordu.
Sağlıklı doğan bebelere de " Eigenie " diyorlardı.
Bugünün Avrupasında bu ismi kullanan birçok ünlü insanın olduğunu görebilirsiniz.
Batı uygarlığını Yunan-Roma uygarlığı üzerine kurmuştur.
Bu neden ile batı dünyası, insanlara " Kimin yaşamaya hakkı var? Kimin yaşamaya hakkı yok? " mantığı ile bakar..
Bizim kültürümüzde ise, herkesin yasama hakkı vardır.
Benim çocukluğumda Muğla'da " Haden " adında dilencilik yapan saf bir kadın yaşardı.
Haden, her gün ev ev dolaşır ev halkından bir şeyler isterdi.
Haden'in elini boş bırakan olmazdı.
Aksi halde, uğursuzluk kabul edilirdi.
Haden'in bedduasından herkes çekinir, ona iyi davranırdı.
Aslında Anadolu'nun hemen hemen her köyünde Haden'e benzeyen saf bir kişi yaşar, kimse de onların yaşama hakkı olmadığını, düşünmezdi.
Batının EUGENIE dünya görüşü, batıda emperyalizmi ve sömürüyü var etmiştir.
Batılı beyaz insan, 1492 yılından sonra, yanı 15. yüzyıldan sonra, keşf edilen Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avusturalya ve Yeni Zelanda kıtalarında yaşayan yerli halklara yaşam hakkı tanımamıştır.
Bu coğrafyalarda yaşayan yerli halklar büyük ölçüde yok edilmişlerdir.
Daha önce de batı, Afrika kıtasında yaşayan siyahi insanlara da hayat hakkı tanımamışlar, siyahi insanları bir mal gibi satıp, köle olarak kullanmışlardır..
Günümüzdeki Gazze olayını bu mantıkla bakmakta fayda vardır.
İsrail ve arkasındaki batı, Gazze'de yaşayan Filistinlileri, " yaşama hakkı olmayan halklar" olarak görüyorlar.
İsrailli yetkililer, batının desteğini aldığından cesaretlenerek, asıl niyetlerini de hiç gizlemiyorlar.
Geçenlerde İsrailli yetkililer, Gazze sorununu çözdükten sonra hedeflerinin Lübnan ve Suriye olduğunu söyleyebildiler.
İsrail ve batı, Teopolitik ile hareket ediyor ve " Vadedilmiş toprakların " peşinde koşuyorlar.
Vadedilmiş topraklar Nil nehri ile Fırat nehirleri arasını kapsıyor.
Vadedilmiş topraklar içinde Kudüs şehrinden sonra en değerli şehir, bizim peygamberler şehri dediğimiz "Urfa" şehrimiz geliyor.
Vadedilmiş toprakların içine, Kilikya denen Çukurova bölgemiz ile Kapodokya bölgemiz de giriyor.
Vaad edilmiş toprakların içindeki Suriye, Lübnan, Ürdün topraklarının en büyük sorunu, su sorunudur.
Bölgeye su, Dicle ile Fırat nehirlerinden geliyor.
Bu iki kadim nehrin gözeleri ve kaynakları doğu Anadolu'da bulunuyor.
Türkiye Cumhuriyeti, son 60 yıldır Güney-Doğu Anadolu bölgemizde büyük paralar harcayarak GAP projesini hayata geçirdi.
GAP projesi, aslında bir su projesidir...
Su var ise, hayat da var, demektir.
Su yok ise, hayat da yok demektir.
Tüm bu veriler, İsrail hükümetinin ve batının asıl hedefinin, Güney-Doğu Anadolu’nun sahibi olan Türkiye Cumhuriyeti olduğunu gösteriyor.
Vadedilmiş topraklar projesinin hayata geçirilmesi için, PKK ve türevleri ülkemizde, batı tarafından 40 yıldır inatla destekleniyorlar..
Türk halkının EUGENIE sınıfının dışında tutulduğunu hiç aklımızdan çıkarmayalım..
Bu gerçek, genç nesillere, okullarda özellikle öğretilmelidir.
Yahudiler, günümüzde bile halâ " Teopolitik " esaslara göre hareket ediyor.
Bu coğrafyada deve kuşu gibi başımızı toprağa gömerek varlığımızı devam ettiremeyiz.
Gazze olayı, turnusol kağıdı görevini görüyor.
Batı, kendisinin dışındaki halkları " Köle " gözü ile bakıyor ve bizi de " yaşamaya hak etmeyen halklar " arasında görüyorlar.
Uyanmaz isek, yok oluruz ve çocuklarımıza da yazık olur.