1940'lı yıllarda çimento pek bilinmezdi.

Veya çok ender ve önemli devlet binalarının yapımında kullanılırdı.

Muğlalılar evlerini ve duvarlarını Hamursuz Dağı’nın kireci ile Kara Muğla Deresi'nden elde ettikleri kumlarla karıştırılan harç ile yaparlardı.

1957 yılında yapılan genel seçiminin son gününde partiler radyodan propaganda konuşmaları yaparlardı.

Bir gün DP'li Cumhurbaşkanı Celal Bayar radyodan şöyle halka hitap ediyordu:

"Sayın vatandaşlarım, memlekette çimento sıkıntısı var. Çimento'nun ham maddesi nedir, bilir misiniz? Çimento'nun ham maddesi kireç taşıdır. Memleketimizin her yerinde kireç taşı var. Ama onu pişirip, öğütecek ve çimentoya dönüştürecek fabrika yok. Size söz veriyorum. İhtiyacımız olan çimentoyu elde edecek daha fazla çimento fabrikaları kuracağız."

O sıralarda Bodrum Limanı inşa ediliyordu.

Liman, uzun müddet çimento bulunamadığı için bitirilemiyordu.

Memlekette çimento kıttı.

1960 yılı yazında stajımı Salihli Demirköprü Barajı'nda yapmıştım.

Müteahhitler İtalyan'dı ve çimentolar İtalya'dan geliyordu.

İstanbul'da okurken, hocalarımızdan Prof. Dr. Bozkurt Güvenç 1960 ders yılında derste şu bilgileri veriyordu:

"Henüz çimentonun ne kadar ömrü olduğunu bilemiyoruz. Çimento hayatımıza gireli aşağı yukarı 50 yıl oldu. Bakalım çimento kaç yıl dayanıklılığını koruyabilecek?"

Aradan yıllar geçti, bir gün TV'de bir belgesel izlerken şaşırmıştım.

Romalılar, ülkelerindeki Vezüv ve Etna yanardağlarının lavlarını öğüterek çimentoya dönüştürmüşler...

Romalılar, günümüze ulaşan o muhteşem köprüleri, su kanallarını ve büyük yapıları çimento kullanarak yapmışlar...

Ama, sırlarını da kimseyle paylaşmamışlar...

Aslında çimento mucizevi bir malzemedir.

Ehil ellerde çimento kullanılırsa güzel eserler çıkıyor ortaya.

Ehil olmayan ellerde de doğal olarak ucubeler çıkıyor...

Bizde "toptancılık" diye bir hastalık var.

Bazı insanlar "Ben betona karşıyım. Ülkemde beton aşığı ne kadar insan var" diye ulu orta konuşuyorlar, yazıyorlar.

Her şeyin aşırısı zararlıdır.

Yokluğu da eziyettir.

Deveye sormuşlar: "İnişi mi seversin, yokuşu mu?" diye.

Deve şöyle bir bakmış ve "Sizin düze gözünüz kör mü?" diye cevap vermiş.

Dengeli olmak, ölçülü olmak, yaşamın altın kuralıdır.

Biz ise, kaş yapayım derken genelde göz çıkarıyoruz.

"Efendim ben betona karşıyım" diyen insanlara bakın, çimentodan yapılan evlerde oturduklarını göreceksiniz.

Her şey gerektiği kadar güzeldir.

Ölçülü olmak bir erdemdir.

Aşırı davrananlardan uzak durmak gerekiyor.

Deştin'de ki çimento fabrikasına karşı çıkarırken, hemen önünde çevreye ölüm saçan Yatağan Termik Santrali'ne kör gözle bakmamak lazım.

Deştin'de ki çimento fabrikası, civarındaki mermer ocaklarının artıklarından çimento elde etme vaadiyle kurulmak istenmişti.

Deştin çimento fabrikasına, biraz da mermer ocaklarının artıklarını, çöplerini yok etmesi için izin verilmişti.

Sonradan ne olduysa oldu, konu çok değişik mecralara sürüklendi.

Devreye Alman Vakıfları girdi...

2025 yılında Derinkuyu Nükleer Santrali'nin ilk ünitesi devreye giriyor.

Nükleer santral devreye girince, Muğla ilindeki termik santraller de teker teker kapatılmalı ki, Muğla turizmi ve tarımı kendisine gelsin...

Not: Bugün 6 Ocak 2025. Bugün Ortodoks Dünyası'nın Noel günüdür. Bugün İstanbul - Haliç'te Fener Patriği Bartholomeos denize haç atacak, Ortodoks gençler de haçı ilk yakalayan olmak için mücadele edecekler. Doğu Hristiyanları olan Ortodoksların Noel'i kutlu olsun…