Çevremizin yeşil, planlı ve yaşanabilir olması için atılacak ilk adım, aklımızla barışık olmamız olacak.
Anadolu coğrafyası bir doğa harikasıdır.
Anadolu adı, Anatolia'dan gelmektedir.
Anatolia, "Güneşin doğduğu topraklar" demektir.
Bu ad da, Anadolu'nun doğudan batıya uzanan bir yarım ada olmasından gelmektedir.
Anadolu'nun dört bir yanında binlerce antik kent bulunmaktadır.
Yalnız Muğla ilinde 35'in üstünde antik kent ve Ören yeri bulunmaktadır.
Cumhuriyet döneminde (Ankara dışında) 1957 yılında ilk defa 6785 sayılı imar kanunu çıkarıldı.
İmar yasasının gayesi, yeni yerleşimlerin planlı ve yeşil alanları bol mahalleler oluşturmak idi.
Ancak, 6785 sayılı yasa defolu bir yasa idi.
Yasanın defolu yani ülkenin her yerinde yapılan imar planlarının Ankara'nın onamasını beklemesi idi.
Yasanın verdiği merkezi yetki, bazı yetkili kişilerce çok kötü kullanıldı.
Bu uygulama öyle bir tıkanıklığı neden oldu ki, imar planlarının onama süresi onlarca yıl sürmeye başladı.
Bu tıkanıklık, kaçak yapılaşma ve plansızlığa neden oldu.
1985 yılında, 3194 sayılı imar yasası çıkarıldı.
3194 sayılı imar yasası ülkenin büyük bir kısmında imar planı yapımı ve onamasını yerel idarelere bıraktı.
İki yarım adadan oluşan Türkiye Cumhuriyeti 8.592 km uzunluğunda sahile sahiptir.
Bu uzunluğa adalarımız dahil değildir.
Sahillerimiz için de 1984 yılında 3084 sayılı ilk kıyı yasası çıkarıldı.
3084 sayılı Kıyı Yasası, yeterli bulunmadı ve 1992 yılında 3621 sayılı Kıyı Yasası ile değiştirildi.
3621 sayılı yasa, sahillerin ilk 100 m genişliğindeki şeridi halkın kullanımına bıraktı.
Böylece sahillerdeki imar planları 3621 sayılı yasaya göre yeniden yapılmaya başlandı.
Tüm bu yasal tedbirlere rağmen ülkemizde kaçak yapı yapımının önüne geçilemedi.
Nerede hata yapıyorduk?
Aynı yöntemi kullanarak değişik bir netice alınamıyor idi.
Kaçak yapı yapımında suçlu olarak, hep kaçak yapı yapan vatandaşlarımızı gördük ve onları cezalandırdık.
Bu yaklaşım ile 1957 yılından beri kaçak yapılaşmayı bir türlü engelleyemedik.
Aslında kaçak yapı yapımında en büyük suçlular o Belediyenin Başkanı, sonra da o belediyenin imar müdürleridir.
Batıda bu işler böyle kabul ediliyor ve uygulanıyor.
Kaçak yapılaşma için, Belediye Başkanları ile İmar Müdürlerini sorumlu tuttuğumuz gün, kaçak yapılaşma büyük ölçüde sona erecektir.
Kaçak yapılar ile gecekondu mahalleri oluşur iken, o şehrin Belediye Başkanı ile imar Müdürlerinin suçsuz kabul edilmesi, akla uygun değildir.
Hele, kaçak yapıların yıkılmayıp, kullanılmasına göz yumulması, akıl alır gibi değildir, hatta ülkeye ihanettir.
İmar Yasası ile Kıyı Yasası bu gerçeğe göre yeniden düzenlenmelidir.
Kaçak yapılaşmanın panzehri, bir belediye bir yıl içinde ne kadar inşaat ruhsatı verdi ise, o belediye bir yıl sonra, bir fazla imar parseli üretmektir.
İmar parseli de zamanında imar planı üretmek ile doğru orantılıdır.
Yeni teknolojiler ile imar planı yapım süresi kısalmış, kalitesi de çok artmıştır.
Ayrıca;
Çevre, turizm ili olan Muğla ve çevresi için çok önemli bir hale geliyor.
2025 yılında Mersin - Akkuyu nükleer santralinin ilk ünitesi devreye giriyor.
Akkuyu nükleer santrali devreye girince Muğla ilinde bulunan, ekonomik ömrü biten ve çevreye büyük zarar veren üç termik santralin sıra ile kapatılmasını da arzuluyorum.
Hele Cumhurbaşkanlığı yazlık konutunun bulunduğu Okluk koyunun hemen önündeki Ören termik santralinin yeşile boyanmış bacasını görünce, şaşırıp kalıyorum…
Gökova Körfezindeki "Deli Mehmet" adı ile bilinen ve 7/24 saat esen rüzgardan, rüzgar gülleri kurarak enerji elde etmeliyiz.
Güneş zengini bölgemizde her evin çatısı da güneş panelleri ile donatmalıyız.
Bu konuda belediyelerimiz halkımızı teşvik etmeli, yardımcı olmalı ve panel üreticileri ile halkımız arasında kolaylaştırıcı rol oynamalıdır...
Başka türlü termik santrallerinden kurtulamayacağız.
Bölgemizde termik santral görmek istemiyoruz.
Termik Santraller zeytin üretimimizin kalitesini de düşürüyor.
Çevre şaka ve pardon da kabul etmiyor.
Çevremizi gözümüz gibi bakmalıyız.
Yapar ve bakar isek çevremiz nefes alacaktır.
Yapmaz ve bakmaz isek, çevremiz yeşile hasret kalacaktır.
Biz de " Çevre Çevre " diye yakınıp duracağız...