Muğla Basını ve örgütleri son zamanlarda çok iyi sınav veriyor.
Gerek Ahmet Aras Başkan’ın Özel Danışmanı Levent Arkan’ın şahsıma yönelik densiz, mesnetsiz ve itibar suikastı niteliğindeki sözlü saldırısında, gerekse çevre kirliliği ile ilgili haber ve eleştirileri sonrasında Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Süleyman Akbulut’a yönelik Menteşe Belediyesi tarafından yapılan ve kamuoyuna “bilgilendirme” adı altında sunulan, ancak içeriği itibarıyla itham ve itibar suikastı niteliği taşıyan açıklama karşısında, gerek Akbulut’u gerekse beni seven sevmeyen tüm Muğla Basını ayağa kalktı.
Bana göre bu bir milattı… Muhteşemdi…
Gerçek Muğla Basını “gerçek gazetecinin” yanında olma refleksine sahip olduğunu gösterdi.
Ardından CHP tarafından 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde İzmir’de düzenlenen “Ege Yerel Medya Buluşması” ile ilgili Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Süleyman Akbulut tarafından yapılan “boykot” çağrısı yerli yerinde bir refleks oldu. Konuşmacılarının arasında bir tek “yerel temsilcinin” dahi bulunmadığı etkinliğe araç tahsis edildiği halde Muğla’dan giden gazeteci çıkmaması beni umutlandırdı ve gururlandırdı…
*
Bugünlerde Datça’da ve Ortaca’da da basına yönelik tatsız olaylar yaşanıyor. Üstelik bu talihsiz olaylar CHP’li belediyelerden kaynaklanıyor. Bu bir tesadüf mü bilmiyorum, ama “Ne oluyor?” dedirtiyor!
Ortaca’dan Mehmet Bozkır arkadaşımız “Gazetecilik ve Halkın Haber Alma Hakkı Üzerine Bir Ders” başlığı altında “Gazeteci arkadaşımız Sedat Kaya, Datça'da Belediye Başkanı ile gazeteciler arasında yaşananlar üzerine ders niteliğinde bir yazı kaleme almış.” diye Kaya’nın “Özür Nedir Ne Değildir” başlıklı yazısını paylaşmış.
Sedat Kaya’nın dersine gelmeden Ortaca’ya bir bakalım.
Ortaca’dan Ömer Kundakçı arkadaşımız da “Aynı Kavağın Kaşıkları” başlıklı paylaşımında şu ifadelerde bulundu:
“Belediye Meclis toplantılarında halkın haber alma özgürlüğüne, sansüre Muğla'da CHP'li Ortaca Belediyesi'nden sonra CHP'li Datça Belediyesi de eklendi. Geçtiğimiz yıl CHP'li Ortaca Belediyesi Başkanı Evren Tezcan başkanlığında yapılan meclis toplantısında sahte oylamayla görüntü yasağı kararı alınmasının ardından, son yapılan CHP'li Datça Belediyesi Başkanı Aytaç Kurt başkanlığında yapılan meclis toplantısında basının görüntü alması engellendi.”
*
Önce Muğla Büyükşehir Belediyesi Baş Danışmanı, sonra Menteşe Belediyesi, şimdi de Ortaca ve Datça Belediye Başkanları… Evet “Ne oluyor?” dedirtiyor.
Anımsanırsa 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde de Fethiye Belediye Başkanı Alim Karaca “maaşını yerel gazetecilere dağıttığını” açıklamıştı. Şaka gibi… Alkışlayanlar oldu… Başka konulardan bir türlü oraya gelemedik. Ama geleceğiz…
Datça’da yaşanan olumsuzlukta da ayağa kalktı Muğla Basını…
Olaya ilk tepki gösteren Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Süleyman Akbulut oldu. Muğla Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti’ni sormayın, sorgulamayın. Hani “Doktor yemesine içmesine karışmayın, kendi haline bırakın, dedi.” derler ya öyle… Büyükşehir Cemiyetimizi kendi haline bıraktım.
Yaptığı açıklamada gazetecilerin çeşitli benzetmelerle hedef alınmasını eleştiren Süleyman Akbulut ise yerel basının kriminalize edilmesinin büyük bir talihsizlik olduğunu söyledi. Basın mensuplarının suçlu gibi gösterilmesinin demokratik değerlerle bağdaşmadığını dile getirirken, “Şeffaflığın bir tercih değil, zorunluluk olduğunu” vurguladı. Akbulut, yöneticilerin eleştiriye açık olması gerektiğini savunurken de “Datça Meclisinde yasağı eleştiren üyelerin susturulmasını da antidemokratik bir tutum olarak” değerlendirdi ve açıklamasının sonunda Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt’u alınan karardan vazgeçmeye ve basın mensuplarından özür dilemeye davet etti.
Yeni kurulan Muğla Yazarlar ve Gazeteciler Derneği Başkanı Kenan Gürbüz de “Muğla Yazarlar ve Gazeteciler Derneği olarak, basın özgürlüğünü zedeleyen her türlü uygulamanın karşısında durmaya, halkın haber alma hakkını savunmaya ve meslek onurumuzu korumaya kararlılıkla devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz” dedi. Derneğin açıklamasında “Datça Belediye Meclisi’nde gerçekleştirilen son meclis toplantısında, Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt tarafından basın mensuplarının fotoğraf ve video çekmesinin yasaklanması, basın özgürlüğüne yönelik açık ve kabul edilemez bir müdahaledir. Bu yaklaşım, yerel basını toptan zan altında bırakan, gazetecileri peşinen suçlu ilan eden bir anlayışın yansımasıdır ve asla kabul edilemez.” ifadelerine yer verildi…
*
Datçalı meslektaşımız Sedat Kaya “Bu Zihniyet Datça’ya Yakışmıyor” başlıklı yazısında tepkilere yer verirken “Bir belediye meclisinde kamera kapatıldığında, aslında kapatılan şey sadece bir lens değildir. Kapatılan; halkın gözü, kulağı ve hafızasıdır. Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt, meclis toplantılarında gazetecilerin fotoğraf ve video çekmesini yasakladı. Yetmedi; bu yasağı savunurken, gazetecileri geçmişin karanlık bir figürü olan Mehmet Baransu ile aynı cümleye koydu. İşte tam burada mesele bir idari karar olmaktan çıktı, demokrasi meselesine dönüştü.” diyerek şöyle devam etti:
“Çünkü bu ülkede basın özgürlüğü, yöneticilerin keyfine bırakılmış bir ‘iyi niyet’ alanı değildir. Anayasa ile güvence altına alınmış temel bir haktır. Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Süleyman Akbulut, yayımladığı sert açıklamada bunu açıkça söyledi.
Meclis toplantıları halka açıktır. 2026 dünyasında halka açıklık, yalnızca salondaki sandalyeyle sınırlı değildir; dijital olarak da izlenebilir olmak zorundadır. Kamerayı kapatmak, halkın gözünü bağlamaktır. Daha da vahimi; ‘Montaj yapılıyor’ gibi soyut, genelleyici ve ispatlanmamış bir gerekçeyle bütün yerel basını zan altında bırakmak, gazeteciliği peşinen suçlu ilan etmektir. Bu, eleştiriye tahammülsüzlüğün itirafıdır. Çünkü eleştiriden korkan yönetimler, önce sesi kısmaya çalışır.
Muğla Yazarlar ve Gazeteciler Derneği de bu noktada net bir tavır aldı. Dernek Başkanı Kenan Gürbüz gazetecilerin kriminal figürlerle yan yana anılmasının açık bir gözdağı olduğunu vurguladı ve altını çizdi: Gazetecilik suç değildir. Aksine demokratik toplumların sigortasıdır. Belediye meclisleri kapalı devre güç alanları değildir. Buralar halk adına konuşulan, halk adına karar alınan yerel parlamentolardır. Denetime kapatıldıkları anda meşruiyetlerini yitirirler. Şeffaflık ortadan kalktığında ise geriye yalnızca kuşku kalır. Basın özgürlüğü susturulduğunda, zarar gören sadece gazeteciler olmaz. Zarar gören, halkın haber alma hakkıdır. Zarar gören, demokrasinin kendisidir.
Bugün Datça’da yaşanan tartışma, küçük bir ilçenin meselesi değildir. Bu, ‘yönetilenler mi izleyecek, yoksa yönetenler mi saklanacak?’ sorusunun ete kemiğe bürünmüş halidir. Şimdi gözler Datça Belediyesi’nde. Ya bu yanlıştan dönülür, yasak kaldırılır ve basından özür dilenir… Ya da tarihe, ‘aynaya kızıp aynayı kıranlar’ arasına bir not daha düşülür. Unutulmamalı. Karanlıkta demokrasi büyümez.”
*
Peki Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt özür diledi mi?
“Saygıdeğer Datçalı hemşerilerim, 03.02.2026 tarihinde gerçekleştirdiğimiz aylık olağan belediye meclis toplantısında yaşanan bir durum üzerine yaptığım açıklamaların, bağlamından koparılarak değerlendirilmesi nedeniyle kamuoyunda ve basın camiasında bazı yanlış anlaşılmalara yol açtığını görmekten üzüntü duyduğumu ifade etmek isterim.” diye başlayan ve “Amacım hiçbir şekilde basın mensuplarımızın çalışmalarını zorlaştırmak ya da hedef almak değildir. Yerel basının, belediyemiz faaliyetlerini kamuoyuna aktarma, eleştiri ve denetim yapma görevini demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olarak gördüğümün özellikle bilinmesini isterim. Bu süreçte kullanılan bazı ifadelerimin amacını aşmasından ve bu nedenle farklı şekillerde yorumlanmış olmasından dolayı üzüntü duyduğumu belirtir; basın mensuplarımızla karşılıklı anlayış ve diyalog içinde, şeffaflık ilkesinden ödün vermeden yol almaya devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarım.” diye noktalanan bir açıklama yaptı…
*
Açıklamadan kimse tatmin olmadı… Bu konuda kaleme aldığı yazıları ile adeta yerel yöneticilere “katılımcı demokrasi, basın özgürlüğü ve haber alma hakkı” üzerine ders veren Sedat Kaya “Özür Nedir Ne Değildir” başlıklı yazısında “Türkiye’de siyaset dili uzun süredir bir kavramı ustalıkla aşındırıyor: Özür... Özür, bir hatanın farkına varıldığında söylenen basit bir kelime gibi görünür. Oysa demokratik kültürde özür; bir kelimeden çok daha fazlasıdır. Bir yüzleşmedir. Bir sorumluluk alma biçimidir. Ve en önemlisi, hatayı tekrarlamama iradesidir.” diyerek şu ifadelerde bulundu:
“Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt’un kamuoyuna yaptığı son açıklama, tam da bu nedenle dikkatle okunmalı. Çünkü metinde bolca ‘üzüntü’, ‘iyi niyet’, ‘yanlış anlaşılma’ vardır; fakat özür yoktur. Bu bir dil meselesi değildir. Bu bir zihniyet meselesidir.
Aynı Aytaç Kurt, geçmişte çevreyi savunanlara ‘Halk Dalkavukları’ demiş, özür dilememişti.
Bugünkü metnin ana omurgası şu; ‘Benim niyetim iyiydi ama sözlerim yanlış anlaşıldı.’… Oysa demokratik sorumlulukta ölçü niyet değil, sonuçtur. Sonuç ise açıktır. Belediye meclisinde basının kayıt alması yasaklanmış, gazeteciler kriminal bir örnekle yan yana getirilmiş ve kamuoyunda ciddi bir güven kırılması yaşanmıştır. Gerçek bir özür, ‘yanlış anlaşıldım’ demez. Gerçek bir özür, ‘yanlış yaptım’ der. Gerçek bir özür, hatanın kendisine işaret eder, Sorumluluğu başkasına veya algıya yüklemez, bir geri adım içerir.
Özür ile üzüntü arasındaki fark tam da burada başlar. Üzüntü, rahatsızlıktır. Özür ise sorumluluktur. Çünkü bazen tek bir cümle yeterlidir; ‘Basına haksızlık ettim. Özür diliyorum. Yanlıştan dönüyorum.’… Söylenmediği sürece, bu tartışma bitmez.”
*
Sedat Kaya’nın bu konudaki yazılarının altına yapılan yorumlar da oldukça dikkat çekiciydi. Nami Temeltaş “Bir yazımda, ‘İnsanlar CHPye oy verdi, İçinden AKP çıktı’ demiştim. Aynı düşüncedeyim, uygulamaları görünce farklı bir şey aklıma gelmiyor. Yasakçı zihniyet… Eleştirilere engel olmaya çalışmak, ‘Her şeyi ben bilirim’ anlayışı, Hiçbir şey yapmadan her şeyi yapmış gibi göstermek, Yapamadıkları için başkalarını suçlamak, Şimdi de basını suçlamak, hem de kötüleyerek… Kabul edilemez…” derken, Sevgi Ulcay şöyle yazmış:
“Niyeti de iyi değildi, sözleri de. Ne dediyse o anlaşıldı. Bir de hep şu klişe ‘bağlamından koparılarak değerlendirilmesi nedeniyle’ demezler mi? Öyle sen, ben, bizim kız, bizim oğlan arasında ayar veriyoruz sanırken, bağlamdan kopan bu kadar duyulacağını ve tepki alacağını düşünmemiş olmasıydı. En basiti Mehmet Baransu örneği verirken ki bana göre bu hakarettir, başka bir isim falan mı zikretmiş de insanlar yanlış duyup yanlış anlamış. Asıl yanlış olan sözlerinin anlaşılması değil kendisinin seçilmesiydi… ve daha da yanlışı hala savunulması… Datça’da gözlemlediklerim benim için memleketin halinin ve nedeninin özeti… Yıllarca KKyi aynı şekilde savunanlar, bahane bulanlar şimdi neler söylüyor. Olan 12 seneye ve Türkiye’ye oldu. Maalesef bu zihniyet ile memlekette ne bu ana muhalefet değişir ne de bu iktidar. Şimdi rica edicem bu yazdıklarımı bağlamından koparmasınlar.”
Son söz benden olsun; Sedat Kaya “Bu zihniyet Datça’ya yakışmıyor” diyor. Bu zihniyet Muğla’da CHP’ye de yakışmıyor.
--------- -----------
GÜNÜN SÖZÜ: Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir. --Gazi Mustafa Kemal Atatürk