"Kader kelimesini cümle kapısından geçirirken kaderinkaderinden utanmasına vesile olur. Kader kelimesi bile işin içinden çıkamaz.Oysa kader, yazgı insanın bu dünyadaki varlığına mânâ katan önemli birtamamlanma safhasıdır. İnsan ve kaderi bu dünyadaki hakiki varlığımızı ortayakoyar."
"Acaba kıyamet alametleri mi bunlar? Nedir bu üst üste gelenafetler, felaketler?" sorular, sorular. İşin içinden çıkamadığımız her durumdakıyamet aklımıza gelir. Ölümle burun buruna geldiğimiz her saniyede insan bütünçaresizliğiyle bir yerlere sığınma gereği duyar. Sorularının cevabını bulamazsaçaresizce teslim olur, kaderine boyun eğer.
Kendi içindeki kıyameti göremeyen insan her daim başkasebepler icat eder kendine. Kader kelimesini cümle kapısından geçirirkenkaderin kaderinden utanmasına vesile olur. Kader kelimesi bile işin içindençıkamaz. Oysa kader, yazgı insanın bu dünyadaki varlığına mânâ katan önemli birtamamlanma safhasıdır. İnsan ve kaderi bu dünyadaki hakiki varlığımızı ortayakoyar.
Bütün savunmalar kader üzerinden yürütülmeye çalışılır. Buasırda doğduk, başımıza neler geldi. Oysa insanlığın iftihar dönemlerindeyaşasaydık kaderimiz böyle mi olurdu? İnsanlığın mânâ itibariyle kendinibütünüyle yaşattığı dönemlerde bile çile çekenler yok muydu? Dünya ile insanlığınortak tarihinde gözyaşı medeniyeti her daim hükmünü sürdürmedi mi?
İçimizdeki kıyamete anlam verdiğimiz zaman insan olarakyönümüzü nereye çevireceğiz? Tabiki benliğin tüm karanlığından kurtulupaydınlığa ulaştığımızda mânâ olarak hakikatin bize yaşatacağı güzelliklerle başbaşa kaldığımızda. Öncelikle zamana karşı bizleri müebbetten mahkum edenprangalarımızdan kurtulacağız. Yüklerimizden kurtuldukça hafifleyeceğiz.
Geçmişten bugüne taşıyamadığımız veya bugünde sıkışıp birtürlü geleceğe adım atamadığımız "an"a mahkumiyetin bizi kuşatan sıkıntılarıyok olup gidecek. Yaşadığımız her şey ana ait ve anla sınırlı. Böylece biz dean'ı yani şimdiki zamanı yaşarken hep tüketiyoruz, israf ediyoruz. Bugüne aitelimizde kalan hiçbir şey yok, hep tüketiyoruz.
Aslında "an" dediğimiz zaman dilimi o kadar kıymetli ki. An"asahip çıkmak, an'ın hakkını vermek insanın elinde. Sevmek, sevdalanmak, aşkagelmek yaşadığın an'a mânâ katan her adım bizi mutlu kılıyor, gülümsetiyor.Aldığımız sevgi kadar verdiğimiz sevgi ile kuşatılıyoruz. Sevgi kelimesininaltında merhamet, edep, saygı, hak, hukuk, vefa ve nice yaşanılası kelime var.Kelimelere insanlar hayat veriyor.
Kıyametten kadere, kaderden an'a seyre daldığımız kelimelerlebirlikteliğimizde gözyaşı medeniyetinin insanlarının Hakk'ın karşısında kendineait olanı iradesiyle kuşanmada gösterdiği mücadele bizi her zorluktadiriltecek, kendimize getirecektir.
Afetlerin arka arkaya geldiği bu zamanlarda gözyaşımedeniyetinin insanları olarak çaresizliğimizle hiçbir bahaneye kaçmadanyüzleşmeliyiz. Afetin ateşli yüzünde yangınların işaret ettiği hakikatlerihayatımızın önemli bir yerine nakşedelim. Afetin seller yoluyla yüzünügösterdiği yıkımlarda da hakikatleri bir yere nakşedelim. Nisyana düşmeyelim.An'a hükmedemeyen zavallılardan olmayalım. Bize dokunmadı ya, üzüldük bitti.Hayat devam ediyor basitliğinde iptidailiğimizi göstermeyelim.
İlkel insan sadece bedeninin vahşeti ile yaşar. İnsan olmaerdeminden çok uzaktadır. Yüzü hep karanlıkta kalmaya mahkûmdur. Oysa yüzünüışığa döndüren insan yaşadığı an'a dair varsa sahiplenir, sorumluluğunu alır.Yunus misali canını yağmaya tutar. Canından canlara hayat bulur.
Demem odur ki dostlar onca felaket karşısında hakikatinsırrına ermeye başladık. İnsanın ve diğer canların kıymetinin farkına varmayabaşladık. En zor zamanlarda bile omuz veren sevgi dolu gönülleri, çaresizceaçtığın ellerinden tutan elleri, seninle ağlayan seninle gülen insanlarınverdiği gücü hissettik. Bizim insanımız bir ölürse bin dirilir derken işte bumânânın hükmünce kurtuluşa erdi. Aşk olsun kadere, aşk olsun an'a, aşk olsuninsana ve candan canlara sirayet eden dost gönüllere.