1522 yılında Rodos Adası ve On İki Ada fethedilirken, Bodrum da fethedilmiş oldu.
2022 yılında Bodrum'un 500. yılı fethedilme kutlamalarının düzenlenmesi gerekiyordu, ama bu istek pek ilgi görmedi.
Arkadaşım Özdemir Bey'in girişimiyle, iki yıl gecikmeli de olsa, bu yıl bir anma toplantısı yapılacak.
Toplantı, Bodrum Belediyesi Herodot Kültür Merkezi'nde 7 Ocak 2025 günü saat 14.00'te yapılacak.

Bodrum'un Fethine Nasıl Gelindi?
Olay, 1389 Kosova Savaşı'na kadar uzanıyor.
Osmanlı ordusu ile Sırp Lazar Hrebelyanovic komutasındaki Balkan ordusu Kosova Ovası'nda karşı karşıya geldiler.
Osmanlı ordusu üç kol olarak düzen almıştı.
Ortada Murat Hüdavendigar komutasındaki ordu vardı.
Sultan Murat Hüdavendigar'ın yanında Anadolu beyleri ile Rumeli beyleri vardı.
Sağ taraftaki ordunun başında Şehzade Bayezid ile Rumeli beylerinin oğulları bulunuyordu.
Sol taraftaki ordunun başında ise Şehzade Yakup ve Anadolu beylerinin oğulları vardı.
Sabahın ilk ışıklarıyla Kosova Ovası kılıç sesleri ve at kişnemeleriyle adeta çınlıyordu.
Öğleden sonra Sırp ordusu bozguna uğramıştı.
Sırp ordusunun yarısı yok edilmiş, diğer yarısı da savaş alanından kaçmaya başlamıştı.
Kaçan Sırp ordusunun peşine Şehzade Yakup ve Anadolu beylerinin oğullarının yönettiği ordu düşmüştü.
Kosova Ovası'nda savaş alanını gezerken yaralı bir Sırp komutan, kendisinin önemli bir komutan olduğunu ve Sultan ile görüşmek istediğini söyledi.
Haber Sultan'a iletildi.
Sultan da "Görüşelim, bakalım derdi neymiş," diyerek yaralı Sırp komutanın yanına gitti.
Sırp komutan, Sultan yanına gelince koynundan çıkardığı bir hançerle Sultan'ı hançerledi.
Bu Sırp komutan, Milosevic adında bir komutan idi.
Bu isimle 1994 yılında Saraybosna Savaşı'nda tekrar karşılaşacaktık.
Neyse, Sultan aceleyle çadırına taşındı.
Yapılacak bir şey yoktu.
Sultan şehit olmuştu.

Şehzade Bayezid hemen haberci göndererek kaçan Sırp ordusunun peşinde olan kardeşi Yakup ve Anadolu beylerinin oğullarına, "Sultan sizi geri çağırıyor," diye haber gönderdi.
Takibi bırakan Şehzade Yakup ve Anadolu beylerinin oğulları geri döndüler ve aceleyle Hüdavendigar'ın çadırına girdiler.
Bu bir tuzaktı.
Şehzade Yakup ve Anadolu beylerinin oğulları, Bayezid ve Rumeli beylerinin oğulları tarafından çadırda katledildiler.
Şehzade Bayezid de babasının yerine geçerek oracıkta Sultan oldu.

Oğulları katledilen Anadolu beyleri bu olaydan çok üzüldüler ve çok rahatsız oldular.
Bu büyük bir haksızlıktı.
Büyük beyliklerden ve donanması da olan Menteşe Beyi de çok rahatsız olmuştu.
Menteşe Beyliği, Rodos ve On İki Ada'ya sahipti ve bu adalara "Menteşe Adaları" deniyordu.
Menteşe Beyliği zengin ve güçlü bir beylikti.

Kosova'daki akıl dışı cinayetten sonra Sultan Bayezid, Anadolu beyliklerinin beyliklerini de tanımadığını ilan etti.
Bunun üzerine Menteşe Beyi ile bazı beylikler Timur'a sığındılar.
Bayezid, 1396 yılında Haçlı ordusunu iki kez yenerek Niğbolu Kalesi'ni aldı ve kendisi de "Yıldırım" sıfatını aldı.
Bayezid, 1398-1400 yılları arasında Constantinopolis'i fethetmek için Boğaz'daki Anadolu Hisarı'nı inşa ettirdi.
Constantinopolis, Rumeli ile Anadolu toprakları arasında kalmış, ülkenin bütünlüğünü bozuyordu.
Constantinopolis'i ele geçirme hesapları yapan Yıldırım Bayezid ile Anadolu beylerinin sığındığı Emir Timur arasında mektuplar gidip geliyordu.
İki Sultan arasında ipler iyice gerilmişti.
Sonunda da ipler koptu.

Neticede iki Türk ordusu 1402 yılında Ankara-Çubuk Ovası'nda karşı karşıya geldiler.
Sultan Yıldırım Bayezid'in yanındaki Anadolu askerleri, beylerinin Timur'un yanında olduğunu görünce Timur'un ordusuna katıldılar.
Bu nedenle savaşın yaşandığı ovaya "Mürted" denildi.
Mürted de "dönekler" demekti.
Timur savaşı kazanmıştı.
Artık Anadolu'nun sahibi Emir Timur idi.
Osmanlı Devleti on yıl süren bir fetret dönemine girdi.

Osmanlı Devleti'nin başkenti Edirne olduğu için, fillerle ünlü Timur ordusu Boğazlar'ı geçip Osmanlı Devleti'ne son ölümcül darbeyi vuramamıştı.
Timur, Ankara Savaşı'ndan sonra yönünü Hindistan'a çevirdi ve oraya gitti.

Bunu fırsat bilen Rodos Şövalyeleri, Rodos ve çevresine yerleşmeye başladılar.
Bu arada Rodos Şövalyeleri, Halikarnassos'ta kalıcı olmak için Bodrum Kalesi'ni inşa etmeye başladılar.
Bodrum Kalesi'nin yerinde Halikarnassos şehrinin akropolü vardı.
Şövalyeler, Dünya Harikası Mozole'yi ve akropolü taş ocağı gibi kullanarak Bodrum Kalesi'ni inşa ettiler.

Yavuz Sultan Selim, 1517 yılında Mısır'ı Osmanlı topraklarına kattı.
Mısır ile Anadolu arasında seyreden Türk teknelerine Rodos Şövalyeleri rahat vermiyordu.
Şövalyeler korsanlık yapıyorlardı.
Bu olaylar karşısında Sultan Yavuz'un oğlu Sultan Süleyman, 20 yaşında iken bu korsanlık olaylarına son vermek üzere 1522 yılında büyük bir mücadele sonunda Rodos Adası’nı ve çevresini Türk topraklarına kattı.
Rodos’un fethi, 48 binden fazla leventin şehit olmasına mal olmuştu.
Rodos ve On İki Ada, 1912 yılına kadar Türk toprağı olarak kaldı.

Avrupa’da birliğini en son İtalya devleti sağlamıştı.
20. asırda Avrupa’da büyük devlet sayılmak için, o devletin sömürgesi olması gerekiyordu.
İtalya da gözünü Osmanlı toprağı olan Libya’ya dikti.
İtalya, Libya’ya İstanbul’dan yardım gelmesin diye 25 savaş gemisinden oluşan bir donanma ile Çanakkale Boğazı’nı muhasara altına aldı.
Bu muhasaradan İngiltere ve Rusya rahatsız oldular ve muhasaranın daha güneyde yapılmasını istediler.
İtalya da Çanakkale Boğazı’ndaki muhasarayı kaldırdı ve güneye kaydı.
Böylece Rodos ve On İki Ada’yı işgal etti.

Trablusgarp Savaşı’nı fırsat bilen Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan ve Karadağ birleşerek Osmanlı Devleti’ne saldırdılar.
Balkan Savaşı çıkmıştı.
Arkasından da I. Dünya Savaşı çıktı.
İstanbul ve Anadolu işgal edilmişti.
Son bir gayretle Kurtuluş Savaşı’nı yaptık.
1912’den 1922 yılına kadar çok yorulmuş, çok sayıda askerimizi yitirmiş ve çok toprak kaybetmiştik.
Girit, Rodos ve On İki Ada ile Anadolu’nun hemen önündeki adaları da kaybettik.
1923 yılında Yunanistan ile aramızda yapılan mübadele ile adalardaki vatandaşlarımızı ana vatana getirdik.

1939 yılında I. Dünya Savaşı’nın devamı olan II. Dünya Savaşı çıktı.
İtalya ile Almanya müttefik idiler.
Biz büyük bir sabır ve direnç göstererek II. Dünya Savaşı’na katılmadık.
İyi de ettik.
1945 yılında II. Dünya Savaşı sona erdi.
Yunanistan başta olmak üzere Avrupa ülkeleri savaş yorgunuydu.
Almanya ile İtalya yenilmişlerdi.

1945 yılında Paris’te İtalya’nın teslim konferansı düzenlendi.
Rodos ve On İki Ada İtalya’ya ait olduğu için Paris Konferansı bizi ilgilendiriyordu.
Zamanın hükümeti, “II. Dünya Savaşı’na katılmadığımız için savaşın ganimetleri konusunda bir istekte bulunmayı doğru bulmuyoruz,” diyerek Paris Konferansı’na katılmama kararı aldı.
Paris Konferansı’na katılsaydık belki Meis (Kızılhisar), Sömbeki ve İstanköy’ü geri alabilirdik.
Ama Paris Konferansı’na katılmadık.
Müttefikler de Rodos ve On İki Ada’yı Yunanistan’a verdiler.

Olan olmuş, yapacak bir şey yok.
Rodos Adası’ndan bize yalnız Bodrum Yarımadası miras kalmış oluyor.
Kıymetini bilelim…