Günümüzden takriben 4500 yıl önce Hz. İbrahim çok Tanrılı Dünya'ya meydan okuyarak, tanrının tek olduğunu iddia etti.
Böylece, çok Tanrılı inanç ile tek Tanrılı inanç arasında amansız bir savaş çıkmış oluyordu.
Hz. İbrahim’in iki eşi vardı.
Birinci eşi, özgür kadın "Sara" idi.
İkinci eşi de köle kadın "Hacer" idi.
Özgür kadın Sara, Hz İbrahim'e bir erkek çocuk veremiyordu.
Umudunu yitirince Sara, kocası Hz İbrahim'in köle Hacer'den bir erkek çocuk sahibi olmasına izin verdi ve razı oldu.
Hz İbrahim'in köle kadın Hacer'den "İsmail" adında bir oğlu oldu.
Bu doğumdan çok rahatsız olan Sara, bir kaç yıl sonra bir mucize ile "İshak" adında bir oğlan çocuğa sahip oldu.
Hem de hamile olmadan, doğum sancısı çekmeden.
Buna mucize dediler.
İshak gelince Hacer ve oğlu İsmail, aşiretin bulunduğu çevresinden uzaklaştırıldı.
Hz. İbrahim oğlunu, tanrıya kurban etmek için gerçekleşen olayda, Yahudiler, kurbanın "İshak" olduğunu, Müslümanlar ise "İsmail" olduğunu iddia ederler.
Özgür kadın Sara'dan doğan İshak'tan türeyenler zaman içinde Yahudi oldular.
Köle kadın Hacer'den doğan İsmail'den türeyenler de Müslüman oldular.
İshak'tan türeyenler köle kadın Hacer'in soyundan gelenlerin de "Köle" olduğuna inanırlar…
Böylece, Hz. İbrahim'in mirasından köle kadın Hacer ile soyundan gelenlerin hakkı olmadığını ve mirastan yararlanamayacağını iddia ediyorlar...
Hz. İbrahim'in Hacer anamızın soyundan gelenler ise, bu iddiayı ret ediyorlar ve "Biz de Hz. İbrahim'in mirasından pay sahibiyiz" iddiasında bulunuyorlar.
Binlerce yıl sonra;
Hz. İsa, Yahudi kökenli idi, hatta Haham idi.
Hz. İsa yoldan çıkan Yahudileri Hz. Musa'nın on emrine dönmelerini söyleyerek, tapınaktaki Köhenleri kızdırdı.
Köhenlerin iftirası ve isteği ile Hz. İsa, Romalılar tarafından çarmıha gerildi.
M.S. 70’li yıllarında bağımsızlık peşine düşen Yahudiler, Kudüs'ten sürülünce Hz. İsa'nın bazı inananları Antakya şehrine zorunlu göç ettiler.
Tarsuslu Seul adında bir Haham, Kudüs’ten gelenlerden Hz. İsa'nın öğütlerini dinledi.
Yahudilik evrensel bir boyuta ulaşamıyordu.
Nedeni de, Yahudi olabilmek için, bir Yahudi anneden doğmak gerekiyordu.
Yahudi olunmuyor, Yahudi doğuluyordu.
Yahudiler sünnet oluyor, domuz eti yemiyorlardı.
Bu üç kural, Yahudiliğin evrensel bir boyuta ulaşmasının önündeki en büyük engel idi.
Tarsuslu Seul zeki bir insandı ve bu yeni inancın evrensel bir boyuta ulaşma şansı olduğunu gördü.
Yahudiliğin anneden geçtiğini ve sünnet olayı ile domuz eti yeme yasaklarını kaldırarak yeni dini, Anadolu’da Hristiyanlığı yaymaya başladı.
Seul, adını da değiştirerek "Paulus" adını aldı.
Anadolu'daki halkın, Hacer'den doğan İsmail ve torunları ile bir bağı yoktu.
Tarsuslu Paulus İncil ile Tevrat’ı yan yana getirerek Anadolu'dan Avrupa'ya taşınan Hristiyanlığı, Sara'nın soyundan geliyorlarmış gibi, yaymayı başardı.
Tarsuslu Paulus başarılı olmuştu.
Tarsuslu Paulus'un bu başarısı, çok Tanrılı inancın egemen olduğu Romalıları kızdırdı.
Romalılar, Tarsuslu Paulus'u çarmıha gererek öldürdüler.
Günümüzde Gazze şeridinde yaşanan savaş Sara ile Hacer anamızın 4500 yıllık bir mirasın kavgasıdır.
Batı dünyası da, Tarsuslu Paulus'un büyük gayretleri ile oluşan Hristiyan inancı ile Gazze savaşında ağırlığını Yahudiler'den yana koyuyorlar.
Sara'nın torunları, Hacer'in torunlarına "Biz Efendiyiz, siz ise kölesiniz" diyerek, hatta "Hayvansal insanlarsınız" diyerek acımadan Gazze'de çoluk çocuk Müslümanları öldürmeye devam ediyorlar.
Bu katliama da sonradan Müslümanlığı kabul etmiş Türklerden başkası "Durun.... paylaşamadığınız ne var? Kardeş kardeş yaşamak bu kadar mı zor?" diye karşı çıkıyor.
Ama, batı dünyası, bu çağrılara kulaklarını tıkamış ve yaşananları sadece izliyor.
Dünya halâ, Sara ile Hacer'in 4500 yıl önceki miras kavgası yüzünden çok acılar çekiyor.
Dünyamız, yıllar sonra yâni 2023 yılında Rönesansı yaşamasına rağmen, inançların egemen olduğu Teopolitik yöntemler ile yönetiyor.
Batı "Senin inancın sana, benim inancım da bana" deme olgunluğunu gösteremiyor halâ..
Yazık...