İnanmak, bir şeyi peşin kabul etmek anlamına geliyor.

Batı dünyasını etkileyen üç Semavi din (Göksel din )Orta - Doğu kökenlidir.

Neden bu üç semavi din Orta - Doğuda var olmuş?

Orta - Doğu genelde çöllerin olduğu bir coğrafyanınadıdır.

Orta - Doğuda binlerce yıl önceki bir geceyi düşünün.

Sırt üstü uzandınız ve gözlerinizin önünde muhteşemötesi bir gökyüzü var...

Sayamayacağımız kadar yıldızı görüyorsunuz.

Bunların içinde kayan yıldızlar da var.

Bir müddet sonra hiç yer değiştirmeyen yıldızınolduğunu fark ediyorsunuz.

İnsan, ister istemez bu muhteşem gökyüzünü buyıldızları kim yarattı diye düşünmeden edemiyor..

Doğu'da bulunan Hindistan ülkesi de, bambaşka bir âlemidi.

Yıllar önce, değerli kumaşlar, bin bir çeşitbaharatlar Hindistan'dan, Hint okyanusunu aşarak Arap Yarım Adası'nıngüneyindeki ADEN liman şehrine getirilip, satılıyordu.

Bu değerli ve aranan metalar Kızıldeniz'e paralel birgüzergah ile çölden geçerek Akdeniz'e ulaşıyordu..

Bu ticaret, deve kervanları ile yapılıyordu.

Bir deve kervanı çölde en fazla 50 km yolalabiliyordu.

Kervan, günün sonunda bir yerde kamp kuruyor,develerin üstündeki yükler indiriliyor, bir ateş yakılarak kervan sahibi veçalışanları (köleler) yakılan ateş etrafında yemeklerini pişiriyorlar ve sohbetediyorlardı.

Uyuyuncaya kadar ateş etrafında sohbetler devamediyor, herkes kendi dünyası ile ilgili hikayeler anlatıyorlardı.

Babası doğmadan ölen, annesini de üç yaşında kaybedenMuhammed amcaları tarafından büyütülmüş idi.

Muhammed çok zeki, duyduğunu ve gördüğünü hiçunutmayan akıllı ve dürüst bir delikanlı idi.

Muhammed 25 yaşına girdiğinde kendisinden 15 yas büyükolan Hatice anamızla evlendi.

Hatice anamız zengin idi ve Aden ile Akdeniz arasındaticaret yapan bir kervanın da sahibi idi.

Hatice anamızla evlenen Muhammed, Aden ile Akdenizarasında ticaret yapan kervanın başına geçti.

Muhammed, Aden Limanından aldığı malları Kızıldeniz'eparalel bir güzergâhı takip ederek Akdeniz'e ulaştırıyor, mallarını satıyor veMekke'ye dönüyordu.

Muhammed, Aden ile Akdeniz arasında bir seferde en az20 - 30 arası, her gece bir kamp ateşinin etrafında çalışanları (köleleri) ileoturuyor, yemek yiyor ve onlar ile sohbet ediyordu.

Muhammed'in yanında Cabir, Yasir, Addas, Kays ve Yaladlarında taşıyan beş Hıristiyan çalışanı (köle) vardı.

Muhammed kölelerinin her gece anlattıklarını dikkatledinliyor, onlara bazı sorular da soruyordu.

İnancının temelinde, "Gökyüzündeki yıldızları,Güneş'i, Ay'ı, ve dünyadaki harika yaşamı kim yaratmıştı, sorusuna cevap aramamerakı vardı.

İnsan, bu evrenin neresinde idi?

Bu mucizeleri, hayvanlar merak etmiyor, "Bizkimiz?" sorusunu soramıyorlar idi.

İnsanın dışındaki canlıların iki hedefi vardı, bunlarda, karınlarını doyurmak ve nesillerini devam ettirmek idi.

Evreni merak eden ve "Ben kimim?" sorusunusoran yalnız insanoğlu idi.

Ayrıca öleceğini bilerek yaşayan tek canlı dainsanoğlu idi.

İnsanoğlu, ölmeyi de içine sindiremiyordu.

İnsanın içinde bir yer vardı.

O yer, kötülük yaptığın zaman insanı uyarıyordu.

Âdeta "Neden bu kötülüğü yaptın, sana yakışıyormu ?" diye, insanı sorguya çekiyordu.

Muhammed öksüz, anasız babasız büyüdüğü için, garipidi.

Muhammed, çölde her gece köleleri ile yaptığısohbetlerden sonra şu kanaate vardı.

Bilemediği, görmediği bir yaratıcı var idi.

Çevresinde gördükleri bir tesadüf olamazdı.

İnsan, sıradan bir canlı olamazdı.

Çünkü kendisini hesaba çeken ve adına"Vicdan" denen bir mekanizmanın sahibi idi insan.

Ayrıca yine insanda doymak bilmez, arsız ve bencil birmekanizma da vardı.

Buna da "Nefs" deniyordu.

Bütün mesele, insan aklı ile vicdanını evlendirmekidi.

Bu evliliği de bir inanç, yani yeni bir dinsağlayabilirdi.

Bu kurum oluşturulamaz ise, insan aklı, nefsi ileberaber olmaya meyilli idi.

Muhammed 40 yaşına girdiğinde bu konulara adam akıllıkafa yormaya başlamıştı.

Mekke yakınlarındaki Hıra Dağına gidiyor, orada düşünüyordu.

Eşi Hatice, Muhammed'in bu hallerini anlayışlakarşılıyor, Hıra dağına giderken de ona azık hazırlıyordu.

Bir gün öyle düşünceye daldı ki bir ses duydu.

O ses Muhammet'e "İkra" diyordu.

Yalnız olan Muhammed korktu ve eve döndü.

Yaşadığı olayı, eşi Hatice anamıza anlattı.

Hatice anamız, Muhammedi anlayışla karşıladı ve onaolan güvenini belirtti, ona inandığını söyledi.

İKRA, bazı kişilerce "Oku" olarak kabuledildi.

Bazı kişiler de İkra kelimesini "Tebliğ et"olarak kabul ettiler.

Kuran-ı Kerim'in ilk ayeti Haz Muhammed'e 40 yaşındaindi.

Kuran-ı kerim 23 yıl boyunca ayet ayet Hz Muhammed'einmeye devam etti.

Kuran-ı Kerim Hz Muhammed'in vefatına kadar devam ettive sonra kesildi.

Kuran-ı Kerim anlatılarak insanlar arasında yayılıyor,kabul görüyordu.

Hz Muhammed'den sonra Halife olarak Ebu Bekir yönetimegeldi.

Hâlâ, Kuran-ı Kerim sözlü olarak yayılmaya devamediyordu.

Hz Ebu Bekir'in ölümü ile yerine Hz Ömer Halife olarakgeçti.

Hz Ömer Halife olunca "Arkadaşlar, biz Kuran-ıKerim'i sözlü olarak daha fazla yayamayız. Böyle giderse kutsal öğretimimiziunuturuz. Kuran-ı Kerimi yazılı hale getirmemiz gerekiyor" diye uyardı.

Bu uyarı üzerine, Kuran-ı Kerim deri üzerine yazılmayabaşlandı.

Kuran-ı Kerim, Hz. Muhammedin ölümünden 20 yıl sonraiki nüsha olarak ilk defa kitap haline getirilebildi.

Bu iki nüshanın bir nüshası Bizans İmparatoruna hediyeedilmek üzere Costsntinapole (İstanbul) gönderildi.

İkinci nüshası da Kabe'de saklandı.

Sonra İslam'ın kutsal öğretileri daha çok kitap halinegetirilerek İslâm coğrafyası bugünkü haline geldi.

İnançlar, çevremizde gördüğümüz mucizelerin kimintarafından yaratıldığını merak etmemiz üzerine var oldular.

Yıllar sonra insanoğlu teleskopu icat edince gökyüzünüyani evreni daha detaylı gördü.

Bu sefer Yaradan'a olan hayranlığı arttı.

İnsanoğlu mikroskopu bulunca da çıplak gözümüz ilegöremediğimiz ikinci muhteşem evren ile tanıştı.

Bu tanışmalar, insanoğlunu adeta şaşkına çevirdi.

İnsanoğlu, teleskopla gördüğümüz evren ile mikroskoplagördüğümüz evren arasında biz kimiz, sorusunu sormaya başladı.

Biz, teleskop ile görülen evren ile mikroskoplagörülen evren arasında üçüncü bir evren miyiz, sorusu gündeme geldi.

Hâlâ, tam anlayamadığımız çok güçlü ve akıllı biryaratıcı ile karşı karşıya olduğumuz noktasındayız.

Adına, "Allah", " Tanrı" ,"Rab" , "İsa", "Baba", "Kutsal Ruh"veya "Manitu" ne derseniz deyin, bu kelimeleri kullandığınızda tutucuve gerici, bu dini deyimlerin yerine "Doğa" kelimesini kullandığınızzamanda, aydın sayıldığınız ortamların tuzağından sakının.

Keşke gerçeğe, ulaşmak, bu kadar basit ve kolay olsaidi.

Hâlâ çok zavallıyız.

Hâlâ, evrenin kim tarafından ve nasıl yaratıldığını,bilemiyoruz.

Aklımız bu büyük soruya cevap bulamadığı için, adetaduvara tosluyor.

Bazı insanların kabullenemediği dinlerin de, varlığı,bu acizliğimizden besleniyorlar.

Bakalım nereye kadar gidebileceğiz?

Hâlen çok zavallıyız, aciziz ve ölümlüyüz.

Bir türlü de haddimizi bilmiyoruz.