Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Bir Hüseyin Akar Vardı

Eklenme : 19.10.2021 00:00:00
Görüntülenme: 603

Hüseyin Akar'ı, Fen-Edebiyat Fakültesi sekreterlik görevine başladığı 1995 yılında tanıdım. Marmara Üniversitesinden gelmişti. Hayatını milliyetçi-ülkücü davaya adamış ve bütün ilişkilerinin merkezinde davası olan bir insandı. İstanbul gibi büyük bir şehirde, yapabileceği en güzel faaliyetleri yaptığını anlamıştım. Gençlerle çok yakından ilgiliymiş İstanbul yıllarında. Bir yandan da sendikacılık yaparak örgütlü çalışma içinde bulunmuş.

"Gençlerle çok yakından ilgiliymiş." dedim.

Öğrencilerin ihtiyaç durumunu yakından takip eder; darda kalana yardım etmeye çalışırmış. Bir gün karşısına uzun saçlı biraz aykırı birkaç genç gelmiş ve ihtiyaç sahibi olduklarını söylemişler. Rahmetli kıyafetlerine ve saçlarına bakarak gençleri biraz "millî kültürden uzak"  bulmuş ama destek sağlayacağını da söylemiş ve imkân aramaya başlamış. Birkaç gün sonra Cuma namazına gittiğinde o gençleri o kılık-kıyafetle camide görünce, haklarında tereddüt ettiğine pişman olup haklarını helal etmelerini istemeyi düşünmüş. Bir kutu lokum alıp odasına koymuş; birkaç gün sonra gençler destek taleplerinin sonucu için geldiklerinde onlara lokum ikram etmiş ve haklarında yanlış bir düşünceye sahip olduğu için özür dilemiş ve talep edilen desteği sağlamış.

Muğla'ya geldiğinde benim yöre kültürü ile ilgili çalışmalarımı bildiği için beni beldesine, Yeşilbağcılar (Gibye)'ye götürdü. Orada yanlış hatırlamıyorsam 1913'te yapılmış olan bir cami ve yanındaki türbeyi inceledik. Türbe ve haziresindeki mezar taşlarını inceledik. Gene yanlış hatırlamıyorsam, Muğla yöresindeki en eski Osmanlı mezar taşlarından birisi o camiin bahçesindeydi.

Fen-Edebiyat Fakültesi Sekreterliği esnasında hem muhtaç öğrenciler için bir şeyler yapmaya çalıştı; hem de sendikacılıkta bir tık yüksek işler yapmaya başladı. Mesela ben 1994'te Muğla'ya geldikten sonra hiçbir yerde sohbet ve seminer gibi bir toplantıda konuşmamıştım.  İlk konuşmamı Kamu-Sen adına rahmetli düzenledi ve ben Aliya İzzetbegoviç'i anlattım. Muğla'da konuşmaya başlayışım o başlayıştır; o günden beri konuşuyorum.

28 Şubat sürecinde, zamanın dekanı öğrenci aleyhine işlemler yapmaya kalktığında dekana karşı çıkarken yanımdaki belki tek destekçi rahmetli idi. Öğrencilerin fişlenmesini isteyen dekana, bunu asla yapamayacağını; yaptığı takdirde karşısında beni bulacağını; çünkü bizim işimizin gençlere eğitim-öğretim vermek olduğunu; güvenlik işinin polis ve jandarmanın işi olduğunu söylerken; rahmetli yanımda dimdik durdu!...

2002'de mi tam hatırlamıyorum; emekli oldu ve Hayati Nizamoğlu'nun organize ettiği "Muğla Borsası"nın kuruluşunda çalıştı ve Borsa Sekreterliği yaptı.

Türk Ocağı Şubesi açıldıktan sonra, ocak faaliyetlerinde bulundu. Hulusi beyin yönetiminde çalıştı; sonra ocak işi ona kaldı ve rahmet-i rahmana ulaşıncaya kadar Türk Ocağı Muğla Şubesi'nin verimli bir şekilde çalışması ve özellikle gençlerin vatan-millet sevgisiyle dolu olması için çok gayret etti. Parasız kaldı ama asla umutsuz kalmadı. Ocak binasında gençlerin de bir şeyler üretmesini çok istiyor; bunun için bir şeyler yapmaya çalışıyordu. En çok istediği şeylerden birisi de Ocağın bir mekânının olması idi. Çok uğraştı; elimizden gelen desteklerle Ocak bir mekâna kavuştu ama hâlâ esas istediği şey olan Ocak şubesinin gerçekten bir ocak gibi tütmesi ve gençlerin orada arı kovanı gibi çalışmasını istiyordu; son yıllarda bütün gayreti bu olmuştu.

Müftülüğün Saadet Hanım Konağı'nda Çarşamba akşamları sohbet etmemizi sağlamasıyla, bir grup akademisyen her Çarşamba orada genel konularda çok güzel sohbetler yaptık. Birkaç tanesine rahmetli de geldi ve "Hocam; işte ben de bunu istiyorum. Gençler hangi fikirden olursa olsun; gelip Ocak'ta sohbet dinlesin; gerekirse gençler de konuşsun. Bir yerde yanlışlık yapıyoruz. Beceremiyoruz." dedi. Ben de Türk Ocakları geleneğinden geldiğim için rahattım ve yanlış yapılan yerlerin bir kısmını söyledim. Onayladığı oldu; onaylamadığı oldu ama fikir alış-verişinde bulunduğumuz için mutlu oldu.

Rahmetli ile fikir ve uygulamada arklı düşündüğümüz şeyler vardı ama ikimiz de hiç bu farklılıkları sorun etmedik. Çünkü bütün nüanslara rağmen ikimiz de milliyetçi-ülkücü aydın geleneğinin bir mensubu idik ve temel paradigmalarımızda pek fark yoktu.

Hep güzel şeyler yapmaya çalıştı.

Umutları hep güzeldi ve güzellikti.

"Dava"yı üç kuruşa satanlardan hiç değildi.

Temiz yaşadı ve inşallah temiz göçtü.

Göçü, peygamber efendimizin dünyayı teşrifinin 1450. yılında ve o gün oldu.

Allah sana rahmet eylesin aziz kardeşim. Türk Ocağı camiasının ve sevenlerinin başı sağolsun.

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft