Askerde gösterdiği başarılar Alaittin Arpat’ın hayatının yönünü değiştirmişti. Bu defa yolculuk Bitlis’e, oradan Muğla’ya… Bir yandan tehditlere rağmen devletin ormanlarını savundu, bir yandan turizm alanında büyük yatırımların şekillenmesine öncülük etti. Bugünkü yazıda, bürokrasi içinde dürüstlüğün ne denli pahalıya patlayabileceğini, ama nasıl büyük saygı kazandırabileceğini göreceksiniz.

Alaittin Arpat anlatmaya devam ediyor…

Askerlik hatıralarımı neden yazdım? Çünkü bundan sonra yazacaklarımın kökü hep askerlikten gelir ve birbirleriyle bağlantılıdır. Bunları yazmadan bağlantıları kuramayız. Şimdi öyle bir döneme giriyoruz ki, artık sivil hayatımda yaşadığım çetin mücadeleler, dürüstlük uğruna göğüs gerdiğim tehditler ve hem devlet hem halk nezdinde kazandığım güven konuşulacak.

Askerliğimi bitirdikten sonra mesleğime girdim. Kur’a çektim, Bitlis çıktı. Gittim, Orman İşletme Müdürlüğü emrinde işe başladım. Ama yüce Allah bana orada yepyeni bir bela daha hazırlamış. Orman İşletme Müdürü, bölge şefleri, orman muhafaza memurları elbirliğiyle şebeke kurmuşlar. Ortak olarak kamyonlar almışlar; kestikleri odunları Hakkâri’den Erzurum’a kaçak olarak taşıyorlar. Meşe ormanlarını kendi babalarından kalmış gibi kesip satıyorlar.

Durum Bitlis Orman Mamulleri Taşıyıcıları Kooperatifi tarafından Genel Müdürlüğe şikâyet edilmiş. Genel Müdürlük müfettiş göndermiş. Ama müfettiş ormana hiç çıkmadan işletmede bir iki evraka bakmış ve hemen pes etmiş:

“Beni buradan alın, yoksa istifa ederim. Burada çalışamam.”

Genel Müdürlük’te ise şöyle denmiş:

“Nasıl olsa oraya Alaittin Arpat’ı gönderdik, o halleder.”

Ben işe başladım. Önce ölçme kesim memurlarını, muhafaza memurlarını tanıdım. Ne yol var ne yemek! At sırtında dolaşıyorum. Yanıma konserveler alıyorum. Arkama köylüler takılıyor:

“Konserve bitsin de tenekelerini su tası yaparız!” diye düşünüyorlar. Ama ben onlara hiç boş kutu vermedim. Konserveyi hep beraber yedik. Onlara göre yemeğini paylaşan bir memurdan iyisi yoktu.

Bu anlatım halkın o günlerdeki durumunu göstermek içindir. Gerçekten fakirlik diz boyuydu. Netice olarak tüm tehditlere rağmen (orman şebekesinin bütün elemanlarından gelen tehditlere rağmen) 20’den fazla kişiyi hapse attırdım.

Sonra Orman Genel Müdürlüğü beni Muğla’ya aldı. Orman yolları yapımı, aplikasyon bölümünde çalışmaya başladım. O bölgeyi düzene soktum. Artık sistemli, verimli işler yapılıyordu.

Valiyle İlk Temas: Özer Türk ve Yeni Görev

1971 yılında bir gün iki polis Baş Müdürlüğe gelerek beni aramış. Ben Baş Müdürlüğe gelmişim, günlük işime başlamışım. O polisler, “Nasıl olsa gelir” diyerek beklemeye başlamışlar. Neyse, beni buldular. Ellerinde “Orman Yüksek Mühendisi Alaittin Arpat – Muğla’da” diye yazılı bir kâğıt vardı.

“Alaittin bey, sizi valimiz istiyor. Hemen gitmemiz lazım,” dediler.

Onlara şöyle dedim:

“Kardeşlerim, yeni valimiz Muğla’ya daha dün gelmiş. Ne için arıyor? Ne ben onu tanırım, ne o beni…”

Yeni valimiz Özer Türk, "Bu kişi Muğla’da imiş. Derhal bulup getireceksiniz!" demiş. Neyse, polisleri zora sokmadan valiye gittik. Sekreteri “Alaittin Arpat geldi.” deyince vali beni kapıda karşıladı. Gösterilen ilgi tarif edilecek gibi değildi. Oturduk, çay içtikten sonra şöyle dedi:

“Kardeşim, ben seni gıyaben tanıyorum.”

O yıllarda Türkiye’de askeri bürokrasi güçlüydü. Vali Özer Türk, Burhaniye Kaymakamlığı’ndan alınarak askerî bürokrasinin desteğiyle Muğla’ya atanmış. Amacı, Burhaniye’de yaptırdıkları turistik tesislerden daha büyüğünü burada kurmak. Ona verilen talimat şuymuş:

“Büyük bir şirket kuracaksın. Satın alma amirliği görevini Alaittin Arpat’a vereceksin. Türkiye’nin neresindeyse hemen istifa ettirip Muğla’ya getireceksin.”

Ben, memurluktan istifa ettim ve bu görevi kabul etmek zorunda kaldım. Şirket kuruldu, adı AKTUR oldu. Orada göreve başladım. Görevim; Bodrum ve Datça’ya kurulacak tatil sitelerinde kullanılacak tüm malzemelerin alımını organize etmekti. Bu siteler birer köy büyüklüğünde planlanmıştı. Sadece beton değil; demir, tahta, tuğla, vida, cam, lavabo, kapı… ne varsa benden geçerdi.

Rüşvete Geçit Vermedim, Generallere Şikâyet Ettim

AKTUR’un yönetim kurulu üyeleri bana güvendiklerinden hazırladığım evrakları okumadan imzalıyordu. Alımlar milyonlarca lira tutuyordu. İzmir piyasasında rüşvet teklifleri arka arkaya geliyordu. Bir noktada bana İstanbul Beyoğlu’nda garsoniyer bile teklif ettiler! Bu olayın büyüğünü Güney Saha Deniz ve Sıkıyönetim Komutanı Koramiral Necmettin Sönmez’e şikâyet ettim. Gereken cezalar verildi. Bu şikâyet İzmir piyasasında duyulunca artık rahat etmiştim.

Ama rahatlık uzun sürmeyecekti. Gerçek sınavım, İstanbul’da Sıtkı Koçman’ın ofisinde yapılan o meşhur toplantıda gelecekti…

Devam Edecek…

Muhabir: Kadir Tamer