Muğla’nın hafızasında derin izler bırakmış bir isim: Yüksek Orman Mühendisi Alaittin Arpat, artık kendi kaleminden hayatını ve kente kattıklarını anlatıyor. Çocukluk yıllarındaki kooperatif başkanlıklarından, üniversite yıllarına, Bitlis’teki yolsuzluk mücadelesinden, AKTUR ve Sıtkı Koçman’la kurduğu dostluklara kadar uzanan bu etkileyici hayat yolculuğu, 5 gün sürecek yazı dizisinde okurlarla buluşuyor. Muğla’nın geçmişine ışık tutan bu özel diziyi kaçırmayın!...

Bir Kentin Hafızası, Bir Adamın Anılarıyla Canlanıyor...
Muğla’da geçmişin izlerini biriktirmiş, onlarca yıla tanıklık etmiş bir isim: Alaittin Arpat…
Yalnızca bir Yüksek Orman Mühendisi değil… Aynı zamanda dürüstlüğüyle valilerin, generallerin ve büyük iş insanlarının güvenini kazanmış, Muğla Üniversitesi’nden turizm yatırımlarına kadar pek çok gelişmenin perde arkasında yer almış bir isim.
Çocuk yaşta okul kooperatifi başkanlığı, İstanbul Üniversitesi’nden mezuniyet, Bitlis’te yolsuzluklara karşı mücadele, AKTUR’un mal alım süreçlerinde masaya vurulan bir yumruk ve ardından gelen Sıtkı Koçman dostluğu… Her biri hem kişisel hem de kente dair tarihi dönüm noktaları…
Artık bu satırlarda Alaittin Arpat’ın anlatacakları var. Onun sesinden, onun kaleminden…
“Sır küpü bir karakterim ama…”
“Değerli hemşerilerim, öncelikle sizlere hürmet ve selamlarımı sunarım. Ben 83 yaşıma girdim. Yüce Allah bugüne kadar yaşattı. Daha ne kadar yaşatır bilemiyorum. Allah bana sır küpü bir karakter vermiş. Ben onu bugüne kadar yaşattım ve yaşatmaya devam ediyorum. Ancak o noktaya geldim ki çok önemli sırların dışında bazı bilgileri sizlerle paylaşmamda sakınca görmedim...”
Bu cümleyle başlıyor Alaittin Arpat’ın yıllara meydan okuyan hikâyesi. 30 yıllık kamu hizmetiyle birlikte, Muğla’nın değişimine katkı sağlayan birçok olayın birebir tanığı ve aktörü. Onun kaleminden, hayatının en önemli satırbaşlarını öğreniyoruz…
Ve artık söz Alaattin Arpat’ta
“Valiler, üniversite yöneticileri ve Sıtkı Koçman’la nasıl tanıştınız ve bu kadar uzun süre nasıl anlaştınız, nasıl çalışabildiniz?” soruları, bu konuları ele almama vesile oldu. Hayatımın 30 senelik kısmını kısa zamanda nasıl anlatabilirim? Bu hayatta neler geldi, neler geçti çok sayıda kitaplar yazsam sığmaz. Ancak çok çok kısa olarak bazı olayları yazarak merakları gidermem yerinde olur.
Kısaca Hayatım
Ben eski Muğlalıların yakından tanıdığı, ömrü yaz-kış çadırlarda geçen Karayolları Yol Çavuşlarından Arap Şükrü’nün oğluyum. O bir tarihti. Bodrum’dan Fethiye’ye kadar bütün yolları kazma-kürek ve barutla yaptıran zamanın Vali ve Bayındırlık Müdürü’nün bir numaralı adamıydı. Böyle birinin oğlu olarak 1942 yılında Muğla’nın Akyol Mahallesi’nde doğmuşum. İlkokul seviyesine gelince altı yaşında beni ilkokula aldılar. O zaman ilkokula yedi yaşında alınıyordu. Başöğretmen Esat Caner bana bazı sorular sorup cevaplarını alınca beni altı yaşında okula kaydetmeyi kabul etti.
Beni ilkokul 4. sınıfta Kooperatif başkanı yaptılar. Ortaokula başladım. Ortaokul müdürü de beni kooperatif başkanı yaptı ve üç sene kooperatif başkanlığına devam ettim. Muğla‘ya Turgutreis Lisesi açıldı. Onun müdürü de beni kooperatif başkanlığına devam ettirdi. Dolayısıyla ben devamlı olarak sekiz sene kooperatif başkanlığı yaptım. Öğretmenlerimiz bendeki ticaret kafasını görmüşler ve güvenilir biri olduğumu anlamışlar ki, 8 sene okul kooperatifi başkanlığı yaptım. Orada paralar gelip gidiyordu. Güvenilir biri olması lazım diye beni görevlendirdiler diye tahmin ediyorum.

Üniversite Tahsilim ve Askerlik
Liseden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi imtihanlarını kazandım ve oraya girdim. İyi derece ile oradan mezun oldum. Bir an evvel askerliğimi yapmak istedim ve askere gittim. Kur’ada Lüleburgaz Topçu Taburu’na gittim ve kur’a neticesi “yer ölçme subaylığı”na tayin edildim. O arada Eğridir komando okulundan komisyon gelip 347 kişilik taburdan beş kişi komando okuluna gitmek için ayırdılar. Tabiatıyla beni de onların içine dahil ettiler. “İlk önce Lüleburgaz’daki birliğimize gidip maaşımızı alıp Eğridir’e komando okuluna gideceksiniz” dediler.
Maaşlarımızı aldıktan sonra komandoya giderken, Tümen Komutanlığı’ndan bir yazı geldi:
“Alaittin Arpat Tümen Komutanlığı emrine alınmıştır. Derhal taburundan ayrılıp Tümen Komutanlığı emrine gidip hemen vazifeye başlayacaktır” emri geldi.
Bu emir gelince tabur komutanı bana çok fena kızdı ve bir şey yapmadan ilişkimi keserek Tümene gönderdi. Benim hiçbir şeyden haberim yoktu. Duruma ben de şaşırmıştım. Tümen komutanı beni daha görmeden sicilime bakmış olacak ki emir subayı binbaşıya emir verdi:
“Odana masa ve sandalye koyacaksın, bu çocuk orada vazife görecek. Beraber çalışacaksınız.” dedi.
Birkaç ay emir subaylığı yaptım. Sonra merkez komutan vekilliğine tayin ederek koca tümenin emniyet ve disiplinini sağlamak üzere beni vazifelendirdi. Artık uykular yok; gece gündüz disiplini sağlamak için devriyedeyim. 100 civarında inzibat erim vardı. Tabiatıyla çalışmam onlarla beraberdi. Yapmadığım iş kalmadı. Tümen mahkemesini teşkil eden bir Hakim Albay, bir Hakim Binbaşı, bir Hakim Üsteğmen kimsenin yapamayacağı işleri yaptığım için, takdiren gördükleri yerde öperler, tebrik ederlerdi. Çünkü onlara da çok iş hazırladım.
Bir tümen merkezinde Tümen Komutanı, Kurmay Başkanı ve Şube Müdürleri vardır. Tümen Komutanı ve Kurmay Başkanı haricinde kim bir yere giderse yerine geçici olarak beni tayin ederlerdi. Tümenin ne kadar gizli vazifeleri varsa bana yaptırırlardı…”
Devam Edecek…