Hamle Matbaacılık olarak son yıllarda mermer kartelası yapmaya başladık. Mermer ocaklarının, fabrikalarının ya da aracılarının çalıştığı taş gruplarını temsil edecek, taşın doğrudan sunulduğu güzel, şık bir iş.

Bu iş yakın aile dostumuz Çolakoğlu Ailesi’nin kartela ihtiyacı ile başladı. Zaman içinde iyi bir geliştirme süreci yaşadık ve şimdi en iyisini yapıyoruz diyebilirim.

Amaç para kazanmak, spor olsun diye çalışılmaz ancak bazen iş, kişiyi öyle bir yere sürükler ki.

Mermercilerle tanışmak, işimi sunmak için fuarlara gitmeye başladım. İlk önce yurtiçi fuarlarını takip ettim sonra yurtdışı fuarlarının da verimli geçeceğini düşündüm ve günün sonunda bolca seyahat etme fırsatı bulur oldum.

Seyahatlerimin en ilginci herhalde Hindistan olsa gerek. Bambaşka bir dünya. Dili, adeti, yemekleri, her şeyiyle başka bir gezegen. Fuar seyahatinde ülkeyi tanımak için bulunmaz fırsatlar yakalanabiliyor. Çünkü en az bir hafta kalıyoruz, fuarın ilk ve son günü bolca vakit oluyor, ayrıca öğleden sonraları biraz da kaytarıp rastgele gezip, gözlem yapma imkânı oluyor. Bu sebepten popüler turistik bir geziden ziyade, ülkenin kalbini ziyaret edebildim.

İlk söylenebilecek şey insanlar çok ama çok fakir. Barınma ihtiyacı, dört adet direk dikip üzerine naylon bir örtü örterek giderilmeye çalışılıyor. Tabi evler hatta saraylar da var ama nüfusa göre çok az sayıda.

Bir buçuk milyara yaklaşan nüfusuyla korkunç bir iş gücü. Her yer insan. Boş arazilerde insanlar yürüyor, binlerce kişi günün 24 saati nereye gidiyorlar hiç anlamadım. Otoyollarda bile on binlerce insan sürekli yürüyordu. Amatör bir rehberle anlaştım, hem bizi gezdirsin hem soru cevap yapalım istedim. Birkaç gün beraber vakit geçirdik. Ona sordum tüm bu insanlar neden hep hareket halinde? Boş durmalarından iyidir dedi. İş ya da bir fırsat arıyorlarmış. Belki bir düzen kurma umuduyla belki de o günü geçirmek için.

Bulunduğumuz bölgede hemen herkes vejetaryendi. İnançları bunu uygun buluyor. Bir kesim, balık ve tavuk tüketiyordu. Sokak lezzetlerinin neredeyse tamamı bitkiseldi. Çok lezzetli yiyecekler olduğu gibi, pek alışamadığımız yemekler de vardı.

İnsanlar her binada her boşlukta bir şeyler üretiyordu. Bir merdiven altında adam vida üretiyordu. Başka bir köşede karton bardak. Çok ucuz ve kalitesiz olan bu imalatlar yine de fiyatına göre alıcı bulabiliyordu.

 Denetleme, kontrol hak getire. Devletin böyle bir olayı hiç yok gibiydi.

Trafik anormal kalabalık ama ilginçtir bir o kadar seri ve sorunsuz ilerliyordu. Milyonlarca taşıt adeta kaos görünümü içinde büyük bir düzen örneğiydi. Korna sesi korkunçtu o ayrı.

 Doğası muazzam. Fantastik bir coğrafya. Ağaçlarından hayvanlarına kadar her şey çok farklı.

Hizmet ve lüks çok uygun fiyatlı. Otellerde, restoranlarda her iş için insanlar görevli. Lavabo kapısı açma, havlu tutma gibi görevlerde çalışanlar vardı.

Hemen hemen herkes iyi seviyede İngilizce konuşabiliyordu. İngilizce konuşma, sağ tarafta direksiyon, spor ve popüler kültürlerinde İngiliz sömürgesi izleri çok belirgin.

İnsanlar genelde sakin ve nazik. Kişisel olarak herhangi bir problem yaşamasam da genel hijyen çok çok zayıf. Hatta seyahatimizde bir arkadaşımız dizanteri olmuştu.

Büyükelçimizle sohbet etme fırsatımız oldu. Sağ olsun fuarda biz Türkleri bizzat ziyarete geldi. Ekonomi ve demografik yapıyla ilgili ilginç bilgiler verdi. En büyük vurgusu, insanların Hindistan’dan sadece ithalat yapma gayretlerinin yanlış olduğundan bahsetmesiydi. Beyefendi’nin ifadesine göre Hindistan’ın ultra zengin nüfusunun Türkiye nüfusuna yakın olduğu ve Türk girişimcilerin Hindistan’a lüks mal ihracatını araştırmaları gerekiyor. Bir büyükelçinin böyle bir konuda, Dünya’nın diğer ucunda ülkemizin ne kazanabileceğine olan heyecanı açıkçası beni duygulandırdı.

Daha pek çok ayrıntılar var ama kısaca Hindistan seyahatimiz böylece bitti.

Para, başarı, eğlence amaç ne olursa olsun, Allah cennet vatanımızdan bizi ayırmasın.