Geçtiğimiz günlerde boğa güreşlerinin yasaklanması gibi bir gündem oluştu.

Yörüklerin tabiriyle ‘ağzı dili söylemez’ hayvanlar.

Geçerliliği büyük tartışma konusu olan endüstriyel hayvancılık nasıl insani şartlara uyarlanabilir?

Günümüzde küresel ısınmanın en büyük nedeni olan aşırı sığır popülasyonu.

40 günde kesilen ve hayatında hiç güneş dahi görmeyen piliçler.

Çiftlik ve av balıkçılığı.

Zirai ilaç ve gübreler, dünya çapında tarım arazisi oluşturmak için yok edilen ormanlar neticesinde tarihe karışan türler.

Bunlar insanoğlunun psikopatça davranışları değil hayatta kalma mücadelesinin sonuçları.

Asla doğru bulmuyorum ancak dünya nüfusunu doyurmanın şimdilik başka bir pratik yolu görünmüyor.

Veganlar ve vejetaryenler vicdani olarak büyük bir fedakarlığın temsilcileri olmakla beraber vegan ürünleri üretmenin de ormanlara ve yine hayvan popülasyonuna zararları ne yazık ki ortada. Aslında olay şu, nüfus patlaması yaşayan insanoğlu istemese de başka canlılara zarar veriyor ve şimdilik bunun net bir çözümü sanıyorum görünmüyor.

Bunlar insanların hayatta kalma mücadelesinin sonuçları. Gelelim boğa güreşlerine;

Çok değil daha 20-30 yıl öncesine kadar hayvancılık büyük oranda köylerde, meralarda yapılırdı. Sayı azalsa da hala bu yöntemle ‘iyi hayvancılık’ yapanlar mevcut. Göçer yörükler bu tarzın en iyi temsilcileri. Bahar aylarında yaylaya göç sırasında ya da mevsimsel büyük göçlerde hayvanlar toplu sürülere dönüşür ve içgüdüsel olarak sürü lideri olan koç, teke, aygır, boğa, deve hatta erkek köpek mücadele ederek belli olurdu. Her hayvanın mücadele tarzı farklı olmakla beraber hemen hepsi bir şekilde fiziksel rekabete girerdi. Türk-Yörük kültüründe zaman içinde sürü lideri hayvanı yetiştirmek bir övünç kaynağı oldu. Bahsettiğim kültür Orta Asya’ya dayanır. Şehirleşen Türkler yüzlerce yıl hayvancılıktan kopmadı ve bir şekilde köklerini korudu. Günümüzde ise daha çok köy kökenli vatandaşlarımızın yaşattığı boğa ve deve güreşleri yavaş yavaş şehir insanlarından karşılık görmeye hatta sektörleşmeye başladı.

Ben köy kökenli biriyim dolayısıyla çocukluğumdan beri bu kültürü izleyebildim. Hiç güreş boğam olmadı hatta sanıyorum 4-5 yıl kadar da gidip izleme fırsatım da olmadı ancak konuya nispeten hakimim. Uzun yıllardır hayvancılık yapıyorum ve bir besi danasının 1,5 yaşını dahi görmeden kesime gittiğini biliyorum. Genelde sadece kurbanlık sığırlar 2 yaşını görebiliyor. Kilo almaları yavaşladığı için erken kesim çiftlik için en verimli yöntem oluyor. Geleneksel besi çiftliklerinde 1 metrelik zincire bağlı uzun bir besi sürecinin sonunda mezbahaneye gönderiliyorlar. Yeni çiftliklerde işler biraz daha vicdani. En azından hayvanlar serbest padoklarda yaşıyorlar. Bunun olması için ise illaki bir ‘sürü lideri’ olması lazım. O da yine güreşerek belirleniyor.

Güreş boğaları ise bambaşka bir konsept. Serbest meralarda ya da padoklarda iyi mücadele eden hırslı danalar seçilir ve diğer danalar gibi yetişkinliğe dahi ulaşmadan kesime gönderilmez. Hayvanlara yetenekleriyle alakalı bir şans verilir ve yıllarca güreşlere hazırlanır. Sağlık ve başarı durumuna göre 15 hatta 20 yıl ömür süren yani neredeyse doğal ömrünü tamamlayan, serbest padoklarda, özel yemleme, tımar-bakım ve veteriner hekim kontrolünde daha ‘torpilli’ hayvanlar. Bu hayvanlar düzenli olarak uzun yürüyüşlere çıkartılır ve sportif forma sokulur. Bu kadar uzun ve sağlıklı yaşamalarının sırrı da kaliteli beslenmenin yanında spor yapmalarıdır..

Müsabakadaki temel prensip ittirme gücü üzerinedir. Tabi hayvanların boynuzları olduğu için çizikler ve ufak yaralanmalar istisna da olsa en kötü ihtimalle boynuzun zarar görmesi olabiliyor. Ama dediğim gibi boğa güreşi rakibini ittirebilme gücünü temsil eder.

İyi önlemler alındığında bu geleneğin yaşatılması taraftarıyım.

Buraya kadar hayvanların durumunu anlattım bir de işin beşeri boyutu var. Yılda birkaç kere geneli köylümüz geniş bir katılım olan festivaller düzenleniyor.

Köy hayatı zor ve mücadele ister en azından birkaç gün köylü eğlenebilmeli. Hayvancılık yapanın düğünü cenazesi olmaz, köyünden dışarı çıkamaz, her daim hayvanlarının başında olmalıdır. Güreşler vesilesiyle kendi köyünde binlerce insanın katıldığı bu organizasyon köylüyü bir araya topluyor. Esnaf hareketleniyor. Toplanan paralar köyün kamusal bir eksiğine fayda sağlıyor. Kadın ve çocuk katılımının yoğun olduğu bu festivaller köylümüze bir nevi sosyal nefes veriyor.

Tüm samimiyetimle, büyük eleştirileri olan ‘hayvanseverler’i anlıyorum ancak ricam şudur herhangi bir boğa sahibinin misafiri olun ve boğaların yaşam şartlarını yerinde inceleyin. Ayrıca bu festivallerin iptali Türkiye çapında binlerce güreş boğasının muhtemelen bir hafta içinde kesimine sebep olacaktır.

Bence hayvan hakları mücadelemize temelde ‘iyi hayvancılık’ parolasıyla devam edelim. Gıda ve alternatif ürünler elde etmek amacıyla üretilen hayvanların yaşam şartlarını ve popülasyonlarını iyileştirmeye çalışalım. Bu yaklaşım hem hayvanlar için hem de ısınan dünyamız ve geleceğimiz için daha verimli olacaktır.