Sofradagenellikle Atatürk konuşur, konuları ortaya o getirir, fakat bu sefer, daha çokİsmet Paşa konuşuyordu. Konu, Türk Musikisi idi İsmet Paşa, batı musikisinindinamik, sarsıcı, düşündürücü olduğunu, buna karşılık doğu musikisinin statik,uyuşturucu, gevşek olduğunu iddia ediyor ve musikinin milletlerin karakterinetesir ettiğini savunuyordu!..

Belliki sofraya gelişi kasıtlı idi. Konusu üzerinde iyici hazırlanmıştı. Atatürkönce dinledi, sonra karşı çıktı. Sofradakilerin faydalandığı bir tartışma idibu... Hepimiz kulak kesilmiş dinliyorduk. Atatürk, her milletin bir karakteriolduğunu, dili gibi, musikisinin de bu karakteri yansıttığını savunuyordu.İsmet Paşa da Atatürk'ün fikirlerini aynen kabul ediyor, fakat insankarakterlerinin dış etkilerle değiştirilebileceğini ile sürüyordu. Bu konudaverdiği örnek "solaklık" idi. "Solaklık, doğuştan gelen bir eğilimdir. Fakatterbiye ile düzeltilebiliyor" diyordu... Bu konuşma gece boyu sürdü, böylecebir karara varmadan dağıldık....

Fakataradan bir hafta bile geçmeden bir sabah, radyodan Türk Musikisi yayınlarınınkaldırıldığını öğrendik!.. Demek konu gündüz mülakatlarına da alınmış veAtatürk ikna edilmişti.

Fakatalınan karar ve uygulama, tasarladığından da geniş bir hoşnutsuzluğa sebepoldu. Hoşnutsuzların başında da Atatürk vardı. Bir karar almıştı ama, içinesindiremiyordu. Bir gün Tamburacı Osman Pehlivanı dinliyorduk, Atatürk sordu:"Osmanlı musikisini kaldırdık, her halde sizi şimdi daha çok dinliyorlardır"gibi bir söz söyleyince, lafını esirgemeyen . Pehlivan: "Ama Paşam Millet, Arapradyolarını dinler oldu..." deyiverdi.

Atatürk,bu cevap üzerine hiçbir şey söylemedi, ama ertesi gün Radyo Tük Musikisiyayınlarına başladı.

İsmetPaşa'nm Batı Musikisi hayranlığının, Yemen'de oluştuğunu kendisi söyler.Sabahattin Şelek'e yazdırdığı hatıralarında Yemen'de kıtayı teslim alırken,komutanın, Gramafonu ile pek çok Batı Musikisine ait plağı da kendisine hediyeettiğini ve orada bu plakları dinleye dinleye Batı Musikisine hayran kaldığınısamimiyetle anlatır.

Oysa,bir milletin dili ile musikisi arasında hiçbir fark yoktur. Biri kelimelerle,biri notalarla ifade edilir. "Ben Türkçe yerine bundan böyle bir Batı dili ilekonuşacağım" demekle, "ben bundan böyle Batı Musikisi ile yaşayacağım" demek,eş anlamlıdır, ama bilmeyen söyler!..

DevletKonservatuvarı, Devlet Tiyatro Opera ve Balesi de İsmet Paşa'nın eseridir.Başbakanlığı günlerinde Operanın ön sırada dört koltuğu, cumhurbaşkanı olunca,kendisi için özel yaptırılan bir muhteşem locası, her akşam kendisinibeklemiştir!,.

1936yılında Laikliği Recep Peker'le anlaşarak CHP Programına sokan da; Atatürk'ünyataklara düştüğü 1937 yılında Anayasaya alanda İsmet Paşa'dır.

İsmetPaşa'nın dünya görüşünü kavramak için,

Cumhurbaşkanlığınınilk aylarına bakmak yeter. Çankaya'da ilk icraat; Cumhurbaşkanının Fizik-Kimyadenemeleri yapmak için bir laboratuvar kurulması. İngilizce öğrenmesi için birİngilizce Hocası kadrosunun açılması. Batı müziğini icra edebilmesi için birviyolonsel satın alınması ile, bir hocanın tutulması, Cumhurbaşkanının atabinmesi için bir manej sahasının inşa edilmesi gibi şaşılacak icraattır. YeniCumhurbaşkanı gerçekten bu işlere koşulmuş, üç ayda öğreniverdiği çat-patİngilizcesi ile Ankara radyosundan Amerikan Milletine mesaj yayınlamış;öğreniverdiği viyolonseli ile radyoda Türk milletine feci sesler çıkararak,konser vermiş, fizik-kimya denemelerine, Çankaya laboratuvarını havayauçurmadan bir süre devam etmiştir !..

İsmetPaşa, bu davranışlarıyla memlekete ve dünyaya; Batı'nın, bilim, sanat veterminoloji aşamalarını nefsinde yaşayan çağdaş (!) bir Devlet Adamı olduğunuispatlıyordu. O rakı sofralarında fazıl çeken bir Devlet Başkanı değil,laboratuvarında bilimsel denemeler yapan, İngilizce konuşan, viyolonsel çalan,batı normlarını benimsemiş bir Cumhurbaşkanı idi!..

Nitekimdaha sonra da bu gözü kapalı batı hayranlığını sırf batı okullarında Latince veYunanca okutulduğuna bakıp, Türk insanının bu dillerle ne ilintisi olduğunudüşünmeden, okullara, Latince derslerini koydurmuş, kitaplarını yazdırıpbastırmış ve okutmuştur.

Böylebir devlet adamının, fırsat elverince Anayasaya Laikliği yerleştirmesini tuhafkarşılamamak gerekir... Fakat şu garabete bakınız ki, Atatürkçü geçinensosyalistler, İsmet Paşa kalkanını kendilerine yeterli görmemiş olacaklar ki,Laikliği Atatürkçülüğün ye çağdaşlığın vazgeçilmez koşulu olarak bayraklaştırdılar...

Evet,bilinmesi için tekrarlıyoruz: Atatürk, hayatı boyunca yazdığı ve konuştuğumetinlerde Laikliği bir kez olsun kullanmamıştır.

Busözcük, İsmet Paşa'nın patentindedir.

Hele,1982 anayasasında laikliğin, sadece Anayasa maddesi haline konması ileyetinilmeyip, bu maddenin Cumhuriyet maddesi ile eşdeğer sayılarak benimsenmesive değiştirilmesi teklifinin bile yasaklanması kolay anlaşılacak bir davranışdeğildir.

Anayasahükmü üzerinde bir tartışma açmadan, sadece anlamı üzerindeki yanlış yorumlarıbelirlemek için ifade edelim ki, dünyanın hiçbir yerinde Laiklik çağdaşlığın,olmazsa olmazı değildir. Laiklik üzerine böyle garip bir yorum, bütün dünyadayalnız Türkiye'de; geçerli kılınmıştır. Zaten, Fransa ve Türkiye'den başka,dünya yüzünde Laikliği anayasasına alan devlet yoktur.

EğerLaiklik, çağdaş, demokratik devlet modelinin vazgeçilmez şartı olsaydı, bugünne İngiltere'ye, Amerika'ya, Almanya'ya, Hollanda, Danimarka, İsviçre ve bütünöteki Avrupa ülkelerine çağdaş diyemeyecek, onları Ortaçağ Devlet modeli içindedeğerlendirecektik!..

Şimdi,kimin ortaçağ kafası ile düşünüp değer yargıları ürettiklerini görüyormusunuz?..