Son bir haftada yaşadıklarımız başka bir ülkede olsa o ülke çöker idi…
Son bir haftada pes pese yaşadıklarımız;
Köfteci Yusuf ile ilgili iddialar, Yenidoğan bebek cinayetleri, Feto’nün ölümü, Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan'ı TBMM'de konuşmaya davet etmesi, Özgür Özel'in Edirne'ye gidip Selahattin Demirtaş ile görüşmesi ve Ankara'daki Tusaş tesislerine yapılan intihar saldırısı ve 5 insanımızın şehit edilmesi.
Gündemin bu kadar hızlı değiştiği başka ülke yoktur.
Bu arada Yunan sahil boylarının Datça - Mesudiye Mahallesi ile Bodrum - Akyarlar Mahallesi sahillerine kadar gelip, adeta bize meydan okumalarını da unutmamak lazım.
Tüm bunlar olur iken 24 Ekim günü bizim için hayati önemi olan BRICS üyelerinin, Rusya'nın Kazan eyaletinde toplantısını yeterince konuşamadık.
Halbuki Rusya'da yapılan BRICS toplantısında dünya meseleleri ile bizim BRICS'ye üyelik konumuz konuşuluyordu
Türkiye Cumhuriyeti, 1952 yılından beri NATO üyesi olan bir ülkedir.
Türkiye Cumhuriyetinin hedefi AB ile bütünleşmektir.
Ama, Türkiye Cumhuriyeti 60 yıldır AB kapısına bekletilen, aldatılan ve aptal yerine konan bir ülke de…
Türkiye, neden BRICS üyesi olmak istiyor?
BRICS, NATO gibi askeri bir kurum değildir.
BRICS üyeleri Amerikan Dolarının dünya egemenliğinden bıkan üyelerden oluşuyor.
Biz de doların kıskacından kurtulmak istiyoruz.
BRICS üyesi ülkeler kendi paraları ile aralarında ticaret yapmak istiyorlar.
Bu istek çok masum gibi gözüküyor ama kazın ayağı hiç de böyle değil.
ABD Doları Dünya'da "Rezerv para" olarak kullanılıyor.
Petrolü ancak ABD Doları ile satın alabiliyorsunuz.
ABD, 1971 yılından beri karşılıksız (Altın karşılığı olmadan) dolar basarak, dünyaya servis yapıyor.
Dünya nüfusunun yüzde 50’sine ulaşan BRICS topluluğu üyeleri başarılı olurlar ise, ABD'nin dünya efendiliği tehlikeye girecektir.
ABD de buna izin verir mi?
Bütün mesele de bu.
ABD, bu istisna konumunu muhafaza etmek için, dünyanın en büyük donanmasını bulunduran, nükleer bir güç olarak denizlerde dolaşıyor.
Rusya, ABD'ye dolar konusunda kızgın.
ABD ve ABD'nin isteği ile Batı, Rusya'nın Batı Bankalarında emanete bırakılan ve bulunan paralarına el koyuyor ve bu paralar ile Rusya'ya karşı savaşan Ukrayna'ya silah temin ediyor.
Bu arada güneyimizdeki İsrail ise, utanmadan Gazze şeridine hiç bir şey olmamış gibi el olmaya başladı.
Batı ise, bu hali çok doğal karşılıyor.
Hızını alamayan İsrail, Beyrut'a saldırarak Lübnan topraklarını kendi topraklarına katmak için elinden geleni yapıyor.
İsrail, Suriye'ye ait olan Golan tepelerine el koyarak, su sorununa çözüm bulmak istiyor.
ABD Başkan adayı Trump, Israil'e Kudüs şehrini başkent yapması için, yeşil ışık yakıyor.
Ve ABD, İsrail daha rahat hareket etsin ve kimse Israil'e bulaşmasın diye, uçak gemilerinin de bulunduğu donanmasını Doğu Akdeniz'e gönderip jandarma gibi nöbet tutturuyor.
Sanki, İsrail, ABD'nin patronu hatta sahibi gibi davranıyor.
Tüm bunlar çevremizde olur iken içeride biz, yukarıdaki olayları bir hafta içinde yaşıyoruz.
Tüm bunlar tesadüf olamaz.
Gizli bir güç (Bence İsrail), içeride bizi öyle meşgul ediyorlar ki çevremizde yaşanan olaylara konsantre olmamızı engelliyor.
TUSAŞ'a yapılan son intihar saldırısını gerçekleştiren iki teröristin PKK’lı çıkması ve PKK'yı destekleyen ülkenin İsrail’in olması üzerinde daha dikkatli düşünmemiz gerekiyor.
Hatta, Yahudilerin yörüngesindeki Batı basını "Türkiye'nin savunma sanayii bugünden engellenemez ise, yarın çok geç olacak" diye yazılar bile yayınlanıyor.
Ayrıyeten bu güç, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının arasına çomak sokuyor ve ülkemizin birlik olmasını istemiyor.
Kürt sorunu 1923 yılından önce yok denecek kadar az idi.
Kürt sorunu Cumhuriyetin ilk 50 yılında meydana geldi.
Türkiye Cumhuriyeti, son 100 yıl içinde yaratılan Kürt sorununa bir çözüm bulmak için, harekete geçmeye başlar başlamaz, içeride bazı beşinci kol üyeleri, hemen düğmeye basıp ülkemizi karıştırmak istiyor.
Batı, Kürt sorununun bitmesini istemiyor, hatta büyütmek istiyor.
Batı, Türkiye Cumhuriyeti enerjisini içeride harcasın, etrafına bakmasın ve karışmasın istiyor.
Bu hal nereye kadar sürer?
Fazla sürmez.
Biz içeride avara kasnak gibi boşa çalışır isek, ilerde Batı bizi gözüne kestirdiği an bizim sifonumuzu çeker.
Biz, içeride birliğimizi sağlamak, savunma sanayimizi geliştirmek ve sınırlarımızın dibinde bubi tuzağı gibi bir devletin kurulmasına izin verememeliyiz.
Bunları başaramaz isek, çocuk ve torunlarımızı çok kötü günlerin beklediğini bugünden görebilmeliyiz…
Bu işin pardonu yok.
Olmak veya olmamak noktasındayız...