Facebook ta " 5 bin arkadaşlık " diye bir sınırlama, kotavar. Benim kotam uzun zamandır dolu. Tabii 5 bin arkadaşın 5 bini debu köşenin müriti filan veya benim hayranım değiller... Yazılarımı beğenen varbeğenmeyen var. Facebook paylaşımlarımda, beğenmeyenlerinbeğenmediklerini özgürce ifade edebildikleri, karşı görüşlerini deyazabildikleri ilk ve tek köşe bu köşedir...
Çok kızanlar da çıkıyor veonlarda takibi bırakıyorlar. Bir de benim engelleyip, attıklarım oluyor. Bunlargenellikle sayfayı provoke etmeye gelen malum çevrelerin feyk hesapları oluyor.Sayelerinde feyk hesapları tanımakta da ustalaştık. Bunların yanında köşemdetanınmaya çalışanlar ve bazen bana bazen hedef aldıklarına hakarette bulunanlarda çıkıyor. Hepsini gönderiyorum... Yazımda sevmediğim birinden söz etsem deona hakaret, haksız eleştiri yaptırmam. Yorumu, iddiayı silerim. Israr edersekendisini de silerim...
Onların yerine hemen daha öncearkadaşlık teklifi olanları alıyorum. Ancak bu uygulamamda, profili kilitliolanların şansı olmuyor, haberiniz olsun.
Bu arada 5 bin arkadaşındışında 3 bin civarında da takipçim var. Biraz da yalakalık yapayım, onlarlagurur duyuyorum...
xx xx xx
Tek Koleji 'nin değerli hocalarından Kurtuluş Oğan da buköşenin takipçilerindendir.
Size bir sır vereyim, benköşemle takip edilenlerden olmamla birlikte önemli sayıda takip ettiklerimdevar. Bu köşe yazılırken onlardan ciddi ciddi yararlanıyorum. Onlardanalıntılar, paylaşımlar yapıyorum.
O takip ettiklerimden biride Kurtuluş Oğan...
Facebook sayfasından 17 Temmuz da " Bu ülkede tekuzmanlık alanı kime yalakalık yapacağını çok iyi bilmek olan insanlar var. Kimeyalakalık yapılacağının uzmanı olan bu tipler, ülkede bir şeyler değişirsehemen değişir. Üstelik yeri yerlerinde de rağbet görürler. " diyepaylaşımda bulunmuştu.
Ben de altına " Muğla da okadar çoklar ve Muğla o kadar küçük bir yer ki bilindikleri halde herkes selamverip hürmet gösteriyor. " diye yazmıştım.
O da bir ara bana Prof.Yücel Oğurlu 'nun bir yazısını göndermiş ve " Güzel bir yazı. Yazmakistemediğiniz bir gün köşenize alırsanız sevinirim. " demişti.
O gün bu günmüş. Yazı " yalaklık "üzerineydi. Osmanlı zamanının dalkavukları, bugünün müptezelleri...
xx xx xx
Bugün sizi Prof. Dr. YücelOğurlu 'nun " Yalakalık üzerine " başlıklı yazısı ile baş başabırakıyorum:
" Onlar her yerdeler...İdarede, bürokraside, belediyelerde, kurumlarda, dairede, üniversitelerde,şirkette, sokakta, kafede... Sayıları da gün gittikçe artıyor...
Yalakalık bir ruh halive karakterdir. Satıcısı ruhunu satar, alıcısı ise çevresindeki yalakalarüzerinden itibarının yükseldiğini zanneder.
Yalaka, üstlerine karşıalabildiğine sevecen, diğerlerine karşı o derece uzak ve soğuktur. Fırsat elinegeçtiğinde altındakilerin ne ürettiğine bakmaksızın acımasızca ezer...
Yalaka, üstlerininahlaka, hukuka, insanlığa ve her türlü ilke ve duruşa ters taleplerine asla"hayır" demez. Sürekli tabasbus eder, el ovuşturur, gerdan kırar... Çokkıvraktır...
O, insanlık bilmez,iyiliği, hayrı anlamaz; onun vefası, duruşu, karakteri yoktur. Hayatındamenfaati karşılığı olmayan hiçbir işi ve hesabı yoktur. İnsan suretininaltında, çıkarlarına ulaşacak basamaklar olan sahte bir gülüşle kaplı suratı veşeytanca yönettiği ilişkiler yumağı vardır.
İçi boş teneke gibi olanyalaka için şekiller, biçimler, suretler çok önemlidir. Yalaka, genellikle sıkıbir narsistir. O, kendi bedenine, menfaatlerine ve şeytani aklına taparcasınaâşıktır...
Bir fikri olmadığı içinsözlerinin gerçek bir değeri olmadığı gibi aklının, hayatının ve ruhununköşeleri, sınırları yoktur; o yusyuvarlak bir toptur. Yuvarlanamayacağı mecra,giremeyeceği delik, şeklini almayacağı kap yoktur...
Yalaka için yegânekıble, çıkarları, hevâ ve hevesidir.
Gerçek bir insanın enönemli organları olan kalp ve beynin yerini yalakada 'dil' alır. Onunlaüstlerinin duymak istediklerini anlatır; yalan söyler; çarpıtmalar yapar,gevezelik eder. O, cerbeze sanatının ustasıdır. Aynı dille yağ çeker,şirinlikler yapar...
Aynı dille, el, ayak,hangi organ önüne çıkarsa yalar. Onunu için bu dilin önemi, ona çıkarlarını,konumunu, makamını koruyacak; onu daha yukarı taşıyacak bir korumasağlamasıdır. Ruhunun, kalbinin, aklının boşluğunu markalarla, lüks araçlarla,afili araç-gereçlerle kapattığını düşünür. Onun dünyasında ilke, kural, erdemve gerçek yoktur. İlkesizlik hayatının kuralıdır... Küçük menfaatleri içinbütün dünyayı ateşe verebilir.
Yalaka için vatanyoktur, yurt yoktur, kurum menfaati ve dostlarının değeri yoktur. Her birigeçici birer binek ve araçtır. O, liyakatle tırnaklarıyla dişleriyle hak ederekyükselenler gibi değil, yalaya yalaya yükselmeye çalışır.
Yalaka, tutarsız,kimliksiz ve kişiliksizdir. Sabun gibi elden kayıp gider. Rüzgâr gülü gibihızla yön değiştirir. Dışarıya aksini göstermeye çalışsa da yalakanınfikirleri, ilkeleri ve inançları yoktur. Zeytinyağı gibi suyun her zamanüstündedir... O hiçbir sonuç ve başarısızlıktan sorumlu değildir...
Yalakanın tanrısımenfaatidir. Araçları ve basamakları ise çevresinde onun menfaatlerine hizmetedecek ve kendilerine dost gibi davrandığı, ama gerçekte köle gibi gördüğü,kullanabileceği insanlardır. Hedefi ve sloganı, daha yukarısı, hep dahayukarısıdır... O baştan ayağa bir ihtiras küpüdür.
Yalaka, kaostanbeslenir; kargaşa onun beslendiği azığıdır, gıdasıdır. Çünkü, kaos ve kargaşadamesleki yetersizlikler görülmez; uzmanlıklara bakılmaz; sadece peçetekarakterinde kullanışlı insanlar ve araçlar aranır...
Yalaka için devletin,idarenin, bürokrasinin, üniversitenin, çalıştığı kurumun, dairenin, derneğin,vakfın ve insana hizmet edebilecek hiçbir organizasyonun değeri yoktur. Onuniçin bütün bu varlıklar, sözde/söylemde kullanabileceği ve kendisine hizmetettiği kadar mana taşıyan kalıplardır. Yalakaların sardığı kurumlargelişemezler... O kurumlarda şeklen, sureten işler çok güzel yürür.
Gerçekte ise yalakalarınsardığı kurumların içi boştur, anlamsız, plansız ve hedefsizdir. Yalaka,gevezelik, cerbeze, el çabukluğu ve göz boyama ile kendi yetersizliğini vebeceriksizliğini kamufle etmekte oldukça mahirdir. Başarısızlıklarının herzaman yüzlerce bahanesi vardır. Laf kalabalıkları arasında gerçeği örtmeyibaşarmakta oldukça başarılıdır. O, ölçülebilir değerlerden ölümden korkar gibikaçar...
Yalakalar, kurum,toplum, millet vs. İçin asla risk almazlar; inisiyatif kullanmazlar...Sorumluluklar ortaya çıktığında sıvışıp meydandan yok oluverirler...Başkalarının başarılarının üstüne atlayıp yağmalamayı da çok iyi bilirler vefark edilmediklerini zannederler... Ama girdikleri çadırlarda kuyrukları hepdışarıda kalır...
Onlar, hayırda,iyilikte, insanlıkta öncülük yapmazlar. Yeteneklerini sadece kendi basitçıkarları için kullanırlar... Diğerlerinin işlerini zorlaştırır, ön açmaz, yolve çığır açamazlar, açık yolları da kapatırlar... Sürekli bir tıkaç görevigörürler.
Yalaka, ayrık otu gibiayırır ve sarmaşık gibi sarar... O, sırnaşıktır, utanmazdır, yüzü kalındır...Bulunduğu yerde diğer yalakaları bir mıknatıs gibi kendisine çeker.Birbirleriyle menfaatleri çatışmadığı sürece aralarına kemik atılmamış köpeklergibi kardeşçe ve sürü halinde yaşayabilirler. Ama ahenklerini bozmaya tek birkemik parçası bile yeter...
Onlar, zor gördüğü vebedelini ödeyemediği uzmanlık, bilgi, yetenek ve topluma katkılarıylayükselmezler. İlişkileri ile yükselirler... Aklı, becerileri ve kişiliğininüstünde yükselenler gibi değil, yükselmek için başka yerlerini kullananlarabenzerler. Yalakanın ırkı, cinsiyeti, dini, mezhebi, ideolojisi fark etmez;yalaka yalakadır...
Onlar, yalakalıklarıödüllendirildikçe azgınlaşıyorlar; amip bölünmeyle çoğalıyor ve daha yukarılaradoğru sel gibi taşıyorlar ve birbirlerini de taşıyorlar... Çevrelerini fasitbir daireye sokarak kaliteyi aşağıya çekiyorlar...
Ancak şunu da tespitetmeliyiz: Aynen rüşvet suçu gibi, yalakalığın alıcısı olmazsa, satıcısınınmalı elinde kalır.
Peki, kimlerdir yalakalığınalıcıları?
Buna bir sonraki yazıdadevam edelim mi? "
xx xx xx
Aslında yalakalığınalıcılarını bilmeyen yoktur. Milletvekilleri, belediye başkanları, idareciler,il başkanları, ilçe başkanları diye sıralayabiliriz. Çevremizde, çevrenizde o kadarçoklar ki... En çok ta siyasetle birlikte bizim meslekte (!) görürsünüzonları...
Prof. Dr. Yücel Oğurlu 'nun ikinci yazısını da bir uygun günde paylaşırız.
-------------------------------
GÜNÜN SÖZÜ : Güç daima ahlaken düşük olan insanları kendineçeker. --Albert Einstein
SÜLEYMAN DEMİREL; 1991 genel seçimleri miting konuşmalarında"İşsizlikten kurtulmak istiyor musunuz? Takılın peşimize." DEMİŞTİ...
ÇİVİ
Muğla İl Kültür Turizm MüdürüZekeriya Bingöl görevden alındı. Arkadaşım "Doktor unvanı da alınmış mı?" dedi.
Beni Bi Gülmek Aldı:)))