Adından da anlaşılacağı gibi Kıyı Yasası, sahillerimizin planlamasının nasıl yapılacağını gösteren bir yasadır.
Bazı insanlar "Sahiller halkındır" diyerek sahildeki her türlü düzenlemeye karşı çıkıyorlar.
3621 sayılı Kıyı Yasamız, 1992 yılında son şeklini aldı.
3621 sayılı yasadan önceki kıyı yasamız, kıyı kenar çizgisinden 10 m çekme şartıyla turistik tesis yapılmasına izin veriyordu.
Kıyı kenar çizgisi de, kışın lodos dalgalarının kara yönünde ulaştığı en uç noktalarından geçen çizgidir.
Yani, sahildeki kumsal alanlar, hukuken deniz sayılırlar.
Kıyı kenar çizgisi, yazın denizin durgun olduğu sınırdan geçmez.
1992 yılında Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanı, Süleyman Demirel'in de Başbakan olduğu zamanda mevcut kıyı kanunu revize edilerek, konaklama tesislerini yapabilmek için kıyı kenar çizgisinden 100 m geriye çekme zorunluluğu getirildi.
Biz maalesef "Vur deyince öldüren" bir karaktere sahibiz.
Halbuki 1960'lı yıllarda sahil kesimlerinin kadastrosu yapılmış, vatandaşlarımıza kumsala bitişik zeytinliklerin ve tarlaların tapuları verilmişti.
Muğla ilinin 1400 km'den uzun bir sahil şeridi bulunuyor.
Sahillerimizdeki eski yerleşimler adeta denize sıfır noktasında oluşmuştur.
Çünkü insanlar geçimlerini denizden sağlıyorlardı.
Bu nedenle sahillerimizde denize sıfır konumda binlerce tapulu arazi bulunuyor.
Ama biz sahil kenarındaki tapu sahiplerine "Arkadaşım tapu sahibisin. Ama buraya bir çivi bile çakamazsın" diyoruz.
Vatandaş da "Burası benim tapulu arazim değil mi? Bu arazi bana atalarımdan kaldı" diyerek 3621 sayılı yasanın getirdiği yasağa itiraz ediyor.
3621 sayılı yasa yetmiyormuş gibi, bir de Koruma Kurulları da sahillerimizin büyük bir kısmını I. derece Doğal SIT alanı ilan ederek, sahil şeridinde yaşayan vatandaşımıza yaşam alanı bırakmıyor.
Bu iki yasak da, sahillerimizde kaçak yapılaşmayı tetikliyor.
Sonra da Avrupa'da sahiller ne güzel planlanmış, neden bizde de böyle olmuyor, diye hayıflanıyoruz.
Biz sahillerimizi 3621 sayılı Kıyı Yasası ile SIT kararları yüzünden planlayamıyoruz.
Bu nedenle, sahillerimiz yapılaşma konusunda Batı standartlarına ulaşamıyor…
"Sahiller halkındır", diyerek sahillerimizi plansız bırakanları da hesaba katarsak, bugünkü halimiz ortaya çıkıyor.
Sahiller halkındır, diyenler genelde sonradan Ege sahillerine yerleşen vatandaşlarımızdır.
Sahillerimizi sağlıklı ve doğru planlayabilmek için 3621 sayılı kıyı yasamızı ve SIT kararlarını gözden geçirmeliyiz.
Sahillerimiz, arazinin topografik ve coğrafyasını dikkate alarak planlanmalıdır.
Kumsal bir sahil ile kayalık bir sahilin planlanması aynı kurallar ile planlanamaz.
Sahillerimiz, halka hizmet veren turistik tesislere göre planlanmalıdır.
Sahipsiz sahiller çöplüğe dönüşüyor.
Sahil kesiminde yaşayan halkımızı dışlayarak ve sahilleri plansız bırakarak, sahillerimizi koruyamıyoruz.
İmar planı yoksa, altyapı, kanalizasyon ve arıtma tesisleri de yok demektir.
Foseptikler denizlerimizi her geçen gün daha fazla kirletiyor…
Ülkemizde gözümüzün önünde Milet, Prien, Efes, Knidos gibi planlı antik kentler varken, bizim sahillerimizi plansız bırakmak bize yakışmıyor.
1960'lı yıllarda TBMM'de beş yıllık kalkınma planı yapılmasına itiraz eden ve "Bize plan değil, plav lazım" diyen milletvekili ile günümüzde "Ben imar planı yapılmasına karşıyım" diyenler arasında bir fark yok bence.
Sahillerimiz, planlama eğitimi gören şehir plancıları tarafından planlanmalıdır.
Doktorların işine karışmıyor isek, planlama işini yapan şehir plancılarının da işine kimse karışmamalıdır...