" Bir süredir Muğla'da yaşıyor kültürü ile hemhal olup gözlemliyorum.
Yerel bir gazete 'Hamle' sabahları ilk uğraşlarım arasında el kitabım gibi okuyorum.
Okuyucu ile iyi iletişim kuran geçmişimizi iyi tahlil eden, içinde bulunduğu yaş ne olursa olsun üreten, genç kuşaklara tarihimizi, manevi değerimizi yeniden hatırlatan geleceğimizin geçmişimiz üzerinde yükseleceğini bilen, ışık tutan siyasette çalkantılar yaşayan, çıkar, menfeaat desinler diye hasbel kader bir yerlere gelen siyasetçileri iyi irdeleyen iyi yazarlarımızda vardır.
Elbette ki yazar ile okuyucu arasında ki iletişimin önemine dikkat edersek!
Vurgulamak istediğim konu şu; Hamle yazarımız Hüseyin Nizamoğlu'nun yazdıklarını okumak anlamak. Bir nebze olsun kıyısından köşesinden okuyucu kitlesi ile paylaşmaktır. Araya şunu da sıkıştırayım, yazar olmak, okuyucu olmak işin kolay, işin zor yanı tahlil yapıp eleştirmen olmaktır.
Doğuştan kişiliksiz olup, bunun üzerine kişilik inşa etmek ne mümkün. Doğuştan köklerimiz varsa aileden eğitimin temelini oluşturmuş isek, arkası gelir çatıda oluşturulur.
Dünden bu güne manevi değerleri ile haşır neşir olmuş birey ve toplum iseniz geleneklerinizi korumuş iseniz ilmik ilmik, tuğla tuğla örerken harcınız (mayanızda) ölçülü ise gerisi gelir.
Günümüz Türkiye'sinde bu coğrafyada kutsallık adına tarihimiz adına Nizamoğlu ulvi ve emsalsiz bir değer olarak karşımızda canlı bir örnektir. Osmanlının, Selçuklunun hatta Tulinilerin dönemine kadar bir ayna tutarsanız görürsünüz. Hatta Memluk ordusunda paralı askerlerimizin komutanlığa kadar yükselen Türk bulursunuz. Kansız, silahsız savaşmadan Müslümanlığı kabulümüz yalnız Anadolu Türklüğüyle sınırlı kalmaz. Maveraünnehir şehirlerinde Emeviler döneminde, Taşkent-Buhara-Semerkantta da bu böyledir.
İran'ın fethinde (acem diyarı) Türk hükümdarların başarılarını ve aynı zamanda İslam'ı benimsemeleri de takdire şayandır.
Türklerin Avrupa'nın kapı içlerine kalelerinin zirvesine İslam'ın gücünü taşıdıklarını görürüz. İslam'ın dünya sınırlarını zorlayan kabul görmüşlüğü orta yerdedir. Nizamoğlu bunları kendi tahlil süzgecinden geçirerek, Cumhuriyet (Atatürkçülükle) harmanlayarak genç nesile aktarıyor.
Nizamoğlu hem yaşayarak, hem süzgecinden eleyerek Osmanlı ruhu, Arap coğrafyasında, mimarisinde bile biz okuyuculara aktarmaya uğraş veriyor. Muhayyilemizi buna göre kurar ve anlamaya çalışırsak Osmanlının Farsça ve Arapça ile yoğrulan kültürünün alt yapısında öz Türklüğü görürüz. Günümüz Türkiye'sinde kaç insan Mekkei Mükerremeyi, Medineyi Mükerremeyi İslam ordularının verdiği çetin savaşları anlıyor. Kaç birey Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının son olarak Sakarya ve Afyon savaşının içeriğini anlıyor.
Bütün bunları ve yakın tarihimizde Demokrat Partinin acılarını Hüseyin Nizamoğlu gibi kaç kişi anlatabilir. Kutsal değerlerimizi, toplumumuzun maneviyatını idrak etmek dünden bu güne siyasetteki kirli ayak oyunlarını Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk'ta ifade ettiği gibi 'dahili bedbahtlar harici bedbahtlardan daha tehlikelidir' Günümüz siyasetinde bunları sergileyenlere dikkat çekiyor Hüseyin Nizamoğlu.
Bunları yeni kuşaklara önümüzdeki yüzyılda Türkiye'yi sahiplenecek genç beyinlere aktarmak yazarlarımızın boynunun borcu değil midir?
Ne demiş Mehmet Akif Ersoy, 'Gökkubede hoş sada bırakmak yeni nesile' Bayrak ve ezanın ulviliği yurtdışındaki toplumumuzun bu hasretleri yaşamaları bize bir şey anlatmıyor mu?
Ey insanlar sabah ezanı (namazı) neym (uykudan) daha hayırlıdır. Tan ağarırken sabah ezanının insanı mest eden sadası bir huzur değil midir?
Bu manevi değerleri kaleme almak, bunları sizlerle paylaşmak tarifsiz bir mutluluk ve inanç ve inanmışlık değil midir?
Takdir okuyucunun, kabul yüce Yaradan'ındır."