Ekrem Buğra
İkinci Bölüm
İnönü'nün muhalifleri Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve parti sekreteri Şükrü Kaya, daha Gazi ölmeden, meclis reisi Abdülhalık Renda'ya teklifte bulunmuş; ama o reddetmişti. Çakmak, Fethi Okyar ve Celal Bayar da geri durunca, çaresiz kalmışlardı.
10 Kasım 1938'de Gazi ölünce, 24 saat geçmeden meclis ittifakla İnönü'yü reisicumhur seçti. Bunda Çakmak kilit rol oynamıştır. Meclise kol kola giderek ordunun İnönü'yü istediğini göstermiş; beklenti içindeki Şükrü Kaya'nın önünü kesmiştir. Yakup Kadri, Gazi'den, "Çocuklar ben ölürsem, İsmet'in peşinden gidin" sözünü nakleder. (Aydemir, I/482)
Böylece küllerinden doğan İnönü, pelerinini sırtına aldığı Gazi'nin yolunu devam ettirdi. Aras ve Kaya'yı hemen tasfiye etti. Yıllar sonra Bayar'ı ipten alarak borcunu ödedi.
E ntrika havası
Lord Kinross, Gazi'nin yarı resmî biyografisinde der ki: "Bu sırada Atatürk'ün çevresinde gizliden gizliye tatsız bir anlaşmazlığın dedikoduları dolaşmaya başlamıştı. Bu dedikoduların konusu, İnönü idi. Atatürk'ün ahbapları, İsmet Paşa'yı, öteden beri sevmezlerdi. Mazbut bir aile babası olan İnönü'nün Çankaya ve Dolmabahçe'deki bu sefahat düşkünü ve çoğunlukla ahlaksız adamlarla çok az ilgisi vardı.
Bu adamlar sadece iki şey peşinde koşarlardı: Para ve mevki. İnönü de onların bu iki şeyi elde etmelerine engel oluyordu. Öyle bir şeyi zaten Atatürk de istemezdi. O da çevresindekileri iyi tanır ve hiç kimseyi, yüklendiği sorumluluğu başaramayacaksa, önemli bir yere atamazdı. Ağızlarını kapatmak için, kendilerini inşaat işlerinde serbest bırakır, sanayi girişimlerinde biraz çalıp çırpmalarına göz yumar ve ortada bir skandal tehlikesi belirmedikçe, varlıklarını hangi yoldan edindiklerini inceden inceye araştırmazdı. Ama İsmet Paşa'nın çoğu kez, bu yolu bile tıkadığı olurdu.
Böylece Atatürk'ün çevresinde sürekli bir kişisel entrika havası sürüp giderdi. Bunun da başlıca konusu, İnönü'ye oyun oynamaktı. Atatürk, bir çeşit 'böl ve yönet' siyaseti uygular, rakipleri kâh birbirine karşı kışkırtır, kâh kendi önünde barışmaya zorlardı. Düşman olanları masasına çağırıp, birbirleri için söylediklerini tekrarlattırmaktan hoşlanırdı. İsmet Paşa'nın dostlarına ve düşmanlarına karşı da bu şekilde davranıyordu.
Bazen, yanındakilerden birini İsmet Paşa'nın önünde hükûmeti eleştirmeye kışkırttığı olurdu. Bir kez de İnönü'nün arkasından, yumruğunu masaya vurarak: 'Ben istersem bir adamı elime alır, yükseklere çıkarırım. Ama o bunu anlamaz da kendi değeriyle yükseldiğini sanırsa, o zamanda paçavra gibi silker atarım' demişti." (Bir Milletin Yeniden Doğuşu, s.730-731)
Gazi'nin zaafını bilenler, İnönü'nün dönüşünden korkuyor; onun elçilikle uzaklaştırılması için uğraşıyordu. Hatta, "Paşam, Bayar'a emir buyursanız da İnönü ile buluştuğu vakit onun gerisinde durmasa. Tam başvekilliğini takınsa" derlerdi. (Çankaya)
Millî Şef-Führer
Sonradan bir kısım Kemalistler, 1938 evveline toz kondurmamak adına, bütün kötülükleri İnönü'ye atfederler. Hâlbuki Atatürk'ü Atatürk yapan, İnönü'dür! Şevket Süreyya'nın tabiriyle 'İkinci Adam'dır.
Hitler'in, Mussolini'nin heyecanlı ve korkutucu palavralarla ortalığı doldurduğu bir zamanda, silik, sönük, mesafeli, temkinli görünen İnönü, bazılarını cezbetmiyordu. Buna mukabil bu hâli ve ilaveten mazbut yaşantısı, eski günlerden bezmiş çoklarını cezbetmiştir.
Paralara İnönü'nün resminin konulması, kanun çerçevesinde tabii bir şeydi. Bu devirde, kişiye tapınma kültü yavaş yavaş uykuya bırakıldı. Rauf, Karabekir gibi eski muhalifler milletvekili yapıldı.
Gazi'ye, ''Ebedî Şef'', İnönü'ye ''Milli Şef'' (Führer) unvanı verildi. Bu politika, 1950'den sonra CHP'nin muhalefetini kesebilmek için terk edilmiş; Kemalizm, 1960 ve 1980 darbeleriyle de ''millî din'' hâline getirilmiştir.